Augusto Boal’ı sonsuzluğa uğurladık. ‘Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir.’

“Ezilenlerin Tiyatrosu” kavramının yaratıcısı, kuramcısı ve uygulayıcısı, muhalif tiyatrocu Augusto Boal, 2 Mayıs 2009 tarihinde yaşama veda etti. Ve onu sonsuzluğa uğurlarken tiyatro sanatçımızın anısına kendisinin yazdığı 2009 Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün mesajını yayınlıyoruz.
*Boal “Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: Vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir” diyor.
Augusto Boal, 2009 Dünya Tiyatro Günü mesajında “Görüntülerin gerisine bakarsak bütün toplumlarda ezenleri ve ezilen insanları, etnik grupları, cinsleri, sınıf ve katmanları görürüz. Adaletsiz ve acımasız bir dünya görürüz. Başka bir dünya yaratmamız gerek; çünkü biliyoruz ki öyle bir olanak var. O başka dünyayı kendi ellerimizle, kendi sahnemizde, kendi yaşantımızda yaratmak bize düşüyor” diyor.

Boal’ın Portekizce kaleme aldığı mesajını, Uluslararası Tiyatro Enstitüsü’nün (ITI) resmi çevirisiyle yayınlıyoruz.

Bütün insan topluluklarının günlük yaşantısı “gösterilerden” oluşur; özel anlar için de “görülecek olaylar” üretilir. Hem toplumsal örgütlenme biçimleri “görüntülüdür”, hem de şimdi görmeye geldiğiniz türden “seyirlik oyunlar” yaratılır.

Farkına varılmasa da, insan ilişkileri tiyatroya uygun biçimde yapılanır. Boşluğun kullanımını, vücut dilini, sözcük seçimini, ses iniş çıkışlarını, düşüncelerle tutkuların çatışmasını sergileriz sahnede; bunların hepsini hayatta da yaşarız. Kendimiz tiyatroyuzdur!

Düğünler ve cenaze törenleri “seyirlik” gösterilerdir. Günlük yaşantımızdaki sıradan ayincikler de öyledir; ama onlara öyle alışmışızdır ki, bunun bilincinde olmayız. Debdebe ve tantanalı olaylar kadar sabah kahvesi içmek de, karşılıklı günaydın demeler de, çekingen aşk fısıltıları ve coşku fırtınaları da, bir senato toplantısı ve bir diplomat görüşmesi de tiyatrodur.

Bizim sanatımızın başlıca işlevlerinden biri insanları günlük yaşantıdaki “gösteriler” konusunda duyarlı kılmaktır. O durumlarda oyuncular kendilerinin seyircileridir; temsil sırasında sahneyle koltuklar bir olur. Hepimiz birer sanatçıyız. Yalnızca bakmaya alışık olduğumuz için açık seçik şeyleri bile fark etmeyiz çoğu zaman; tiyatro yaparak onları görmeyi öğreniriz. Alışkanlık körleştirir; tiyatro yapmak ise günlük yaşantı sahnesine ışık tutar.

Geçen eylül gözümüzün önünde bir tiyatro perdesi açılmış gibi şaşırdık. Biz ki elbette kendimizden uzak yaban ellerinde savaşlar, soykırımlar, cinayetler, işkenceler olduğunu biliyor ama yine de güvenli bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorduk. Biz ki paramızı saygın bir bankaya ya da namuslu bir simsarın eliyle borsaya yatırmış olmanın rahatlığı içinde yaşıyorduk. Birden duyduk ki o para yokmuş, sanal imiş; kendileri uydurma olmayan, güvenilir ve saygın da olmayan birtakım ekonomi uzmanlarının icat ettiği uydurma bir şeymiş. Birkaç kişinin çok kazanmasına, pek çok insanın da her şeylerini yitirmesine yol açan kötü bir tiyatro örneğinin karanlık olaylar dizisiyle karşılaştık. Zengin ülkelerden birtakım politikacılar gizli toplantılar yapıp büyülü çözümler buldular. Onların aldığı kararların kurbanı olan bizler ise balkonun son sırasında oturan seyirciler durumunda kaldık.

Yirmi yıl önce ben Racine’in Phedre oyununu Rio de Janeiro’da sahneledim. Dekor parlak değildi: yerde inek postları, çepeçevre bambu kamışları. Her temsilden önce oyuncularıma şunu söylerdim: “Günden güne uydurduklarımız tükendi. Şu bambu kamışlarının ötesine geçtiniz mi, hiçbirinizin yalan söyleme hakkı olmayacak. Tiyatro Gizli Gerçektir.”

Görüntülerin gerisine bakarsak bütün toplumlarda ezenleri ve ezilen insanları, etnik grupları, cinsleri, sınıf ve katmanları görürüz. Adaletsiz ve acımasız bir dünya görürüz. Başka bir dünya yaratmamız gerek; çünkü biliyoruz ki öyle bir olanak var. O başka dünyayı kendi ellerimizle, kendi sahnemizde, kendi yaşantımızda yaratmak bize düşüyor.

Başlamak üzere olan “seyirlik oyuna” katılın. Evinize dönünce dostlarınızla birlikte kendi oyunlarınızda rol alın. Daha önce hiçbir zaman görememiş olduğunuz açık seçik şeylere bakın. Tiyatro yalnızca bir olay değil, bir yaşam biçimidir!

Hepimiz birer aktör, yani aktif oyuncuyuz: vatandaşlık toplumun içinde yaşamak değil, onu değiştirmektir. (AB/ITI/TK)
*Alıntı: http://bianet.org/bianet/dunya/113421-2009-dunya-tiyatro-gunu-mesaji-augusto-boaldan

Augusto Boal, 1931 doğumlu, Brezilyalı tiyatro yönetmeni, yazar ve politikacı. 1971’de Brezilya’daki askeri cuntanın tehdit olarak gördüğü, tutuklayıp işkence yaptığı yönetmen, 1973’te, Arjantin’de, ilk kitabı “Ezilenlerin Tiyatrosu”nu yayımladı. Daha sonra Paris’te yaşadı; birçok Ezilenlerin Tiyatrosu Merkezi açtı; 1981’de ilk Uluslararası Ezilenlerin Tiyatrosu Festivali’ni düzenledi. Askeri diktatörlüğün devrilmesinin ardından Brezilya’ya geri döndü; Rio Ezilenlerin Tiyatrosu Merkezi’ni kurdu.

Yoksulları ve ayrımcılığa uğrayanları ayağa kalkmaya ve dönüştürmeye yönlendirmeyi amaçlayan tiyatro anlayışı, bireyin onu toplumdan ayıran içsel ezilmişlikleriyle de ilgilenir. Bu, birçok psikodrama uygulayıcısının da yararlandığı bir yaklaşım oldu.

EZİLENLERİN TİYAROSU adlı kitaba bakmak için tıklatıyınız

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Karl Jaspers Düşününde Sınır Durumlar Kavramı ? Mert Sarı

Kişioğlunun Yaşamda Kafasını Duvara Toslamasının Felsefesi Başlangıçta bir kavramsal ayrıştırmanın gerekli olduğunu düşünmekteyim. Burada ?sınır durumlar? kavramı Jaspers felsefesine içkin...

Kapat