Fârâbî / Doğu Bilgeliğinin Kapısı – *Hüseyin Gazi Topdemir

?Doğu Bilgeliğinin Kapısı?, başta gelen İslam düşünürlerinden Fârâbî?nin biyografisi ile düşünce sistemini anlatıyor; eserlerinden bir seçkiyi sunuyor. Kitabın ilk bölümü, Fârâbî?nin yaşamı ve yapıtlarına odaklanıyor. Burada, onun düşünsel gelişim sürecini betimlemek amacıyla on bir yapıtının tanıtımı yer alıyor. İkinci bölüm, Fârâbî?nin genel düşünce sistemini tanıtıyor ve düşünce tarihine nasıl bir katkıda bulunduğunu irdeliyor; Fârâbî?nin doğu bilgeliğini nasıl kurduğu ve İslam?ın klasik döneminde varlık, bilgi ve değer konularına yönelik geliştirdiği yaklaşımı sunuyor. Kitabın son bölümü de, düşünürün seçilmiş metinlerini barındırıyor.

“Aklı bir insanın sahip olabileceği en yüce değer olarak benimseyen Fârâbî, yalnızca aklı değil, onu vereni de kutlu gören; insan aklının üst yaratımlarından birisi olan felsefe alanında, doğduğu ve yaşadığı toprakların o zamana kadar görmediği yükseklikte bir yaratma eylemini gerçekleştiren büyük bir bilgedir. islam dininin ve insan algısının yarattığı şaşkınlığın etkisini henüz atlatamamış bir coğrafyanın insanlarına, Fârâbî şimdi bir kez daha şaşırmalarına neden olacak felsefeyi tanıtmaya karar vermiştir. Aslında şaşırmak güzeldir! Şaşırmayan insan kutlu hiçbir şeye sahip olamaz. Yaşamı boyunca pek çok kez şaşırdığı anlaşılan Fârâbî, yaşadığı toprakların insanlarının da en genel anlamıyla varlık karşısında şaşırmalarını istiyordu. Çünkü geçmişte insan, doğa ve evren karşısında şaşırmayı becerebilmiş toplumların ne denli gelişmiş kültürel yapılar oluşturabildiklerini gözlemlemişti. Fârâbî, amansız bir çaba içerisine girerek bu gözlemini eserleriyle dev bir tasarıma dönüştürmeyi başarmıştır.” Arka kapak yazısı

*Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü, Bilim Tarihi Anabilim Dalı, Öğretim Üyesi, Doçent Dr. Hüseyin Gazi Topdemir

RIZA KIRAÇ, 17/04/2009 tarihli Radikal Gazetesi kitap eki
Felsefe, bilim ve müzik kuramcısı olarak bilinen Fârâbî sadece Doğu kültürünü değil Batı kültürünü de etkileyen bir fenomen olarak anılır. Kimi kaynaklarda özellikle Arapça yazdığı için Arap olarak anılsa da adındaki ?Turhan?, ?Uzluk? ve ?Türkî? ifadelerinden dolayı Fârâbî?nin Türk kökenli olduğu savı baskın çıkar.
Türkistan?ın Fârâb (Otrar) şehri yakınlarında bulunan Vesiç kasabasında doğan Fârâbî?nin uzun bir adı vardır. Tam adı, Ebû Nasır Muhammed bin Muhammed bin Turhan bin Uzluk el-Fârâbî el-Türkî?dir. İlköğrenimini doğduğu yerde alan Fârâbî daha sonra İran?a geçmiş, bir süre burada eğitim gördükten sonra dönemin önemli bilim, kültür ve sanat merkezi olan Bağdat?ta eğitimine devam etmiştir. Bağdat?ta ne kadar kaldığı bilinmese de Fârâbî?nin uzun bir süre Şam, Harran ve Halep?te bulunduğu, Şam?da eğitim gördüğü sırada gündüzleri bahçıvanlık yaptığı, geceleri de felsefe okuduğu bilinir. Sonrasında kadılık yapan Fârâbî hayatının büyük bir bölümünü bilim ve felsefeye adamıştır.
Anadili Türkçenin yanında Arapça, Farsça, Süryanice ve Yunanca bilmesi Fârâbî?ye antik kültür mirasını ve bu mirasın entelektüel unsurları olan felsefe ve bilim birikimini kısa sürede öğrenmesinde kolaylık sağlamıştır.

Şaşırmak güzeldir
Fikir Mimarları serisinden çıkan Fârâbî?yi yayına hazırlayan Doç. Dr. Hüseyin Gazi Topdemir, kitabın önsözünde Fârâbî?nin önemini şöyle vurguluyor: ?İslam Dini?nin sağladığı yepyeni dünya ve insan algısının yarattığı şaşkınlığın etkisini henüz atlatamamış coğrafyanın insanlarına, Fârâbî şimdi bir kez daha şaşırmalarına neden olacak olan felsefeyi tanıştırmaya karar vermiştir. Aslında şaşırmak güzeldir! Şaşırmayan insan kutlu hiçbir şeye sahip olamaz. Yaşamı boyunca pek çok kez şaşırdığı anlaşılan Fârâbî, yaşadığı toprakların insanlarının da en genel anlamıyla varlık karşısında şaşırmalarını istiyordu. Çünkü geçmişte insan, doğa ve evren karşısında şaşırmayı becerebilmiş toplumların ne denli gelişmiş kültürel yapılar oluşturabildiklerini gözlemlemişti. Fârâbî, bu gözlemini kısa bir süre sonra gerçekleştirmek için amansız bir çabanın içerisine gireceği dev bir tasarıma dönüştürecektir.?
Fârâbî?nin gerçek anlamda entelektüel birikime sahip olduğunu iyi kavramak için onun düşünce ürettiği alanların sadece birkaçına bakmak yeterli olacaktır. Ancak, Fârâbî?nin yapıtlarını üç ana başlık altında toplamak mümkündür. İlki, popüler nitelikli olanları, ikincisi, bilimsel incelemelerden elde edilen sonuçların derlemelerinden oluşanlar, üçüncüsü ise sistematik çalışmalarıdır.
Fârâbî?nin çalışmalarının altbaşlıklarına indiğimizde ise şaşırtıcı derecede çeşitlilik gösterdiği görülür. Mantık, matematik, astronomi ve astroloji, fizik, psikoloji, doğa tarihi, müzik, genel felsefe, ahlak ve siyaset, dil, bilim, tasavvuf ve din Fârâbî?nin üstüne yazıp çizdiği konulardır. Doğu Bilgeliğinin Kapısı altbaşlığını taşıyan Fârâbî kitabı da onun çeşitli yapıtlarından derlenmiş.

Bütün varlığın merkezi
Fârâbî felsefesinde din önemli bir yer tutar ve bilginin erdem olduğuna inanır. ?Fârâbî felsefesi, Grek düşüncesinin yoğun bir şekilde yerleştiği İskenderiye?de hayat bulan düşünce geleneğinin geliştirilmiş bir devamıdır. İskenderiye düşünce geleneği büyük ölçüde Aristotelesçiliğin, Yakın Doğu?nun yeni kültürel kapılarına uyarlanması suretiyle oluşturulmuş ve geliştirilmiştir. Bu gelenekte dinsel içeriği belirgin şekilde ön plana çıkmış olan Yeni Platonculuk başat konumdadır ve Aristotelesçilik büyük ölçüde bu akımla harmanlanarak anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu oluşum neredeyse aynı şekilde Fârâbî?nin düşüncesinde yer almaktadır. Özellikle onun metafizik, psikoloji ve siyasal düşüncelerinden gözlemlenen mistik eğilimler, Yeni Platoncu olduğunun açık belirtileridir.?
Dini mistisizm ve sudur teorisinin monizminden meydana gelen Yeni Platoncu öğretinin üzerinden yürüyen ve Tanrı?yı bütün varlığın merkezi kabul eden öğretiyi benimseyen Fârâbî, ?Tanrı merkezci bir düşünce evreninden hareket ederek, Tanrı?nın Bir olduğunu, Bir?in de her şeyi aşan Mutlak olduğunu, Bir olandan (maddenin varoluşuna kadar), yani mükemmellik basamağından aşağı doğru nesnelerin çokluğunun ortaya çıktığını savunmaktadır.? (s.43)
Farabî?nin felsefe, bilim, dil ve sanat konusundaki düşünceleri hakkında genel bir bilgi edinme açısından Farabî-Doğu Bilgeliğinin Kapısı önemli bir kaynak.

FÂRÂBÎ
Doğu Bilgeliğinin Kapısı
Yaşamı ve Yapıtları
Yapıtlarından Seçmeler
Yayına Hazırlayan: Hüseyin Gazi Topdemir
Fikir Mimarları Dizisi:16
1.Baskı, İstanbul

Farabi’nin hayatı ve Düşünceleri
Farabi, Ortaçağ?da yaşamış büyük İslam filozoflarından biridir. Aristoteles?in felsefesini İslami açıdan yorumlayarak İslam düşüncesiyle bağdaştırmaya çalışmıştır. İslam felsefe geleneğinde Aristoteles «ilk öğretmen», onun yetkin yorumcusu Farabi ise, «ikinci öğretmen» olarak nitelenir.

Farabi?nin hayatı hakkındaki kaynaklarda yer alan bilgiler oldukça yetersizdir; özellikle ilk elli yılı hakkında pek az bilgi bulunmaktadır. 870 yılında Türkistan?ın Farab bölgesindeki Vesiç köyünde doğdu. Asıl adı Muhammed, babasının adı Tarhan, dedesinin adı Uzlug?dur. Kaynaklarda «Türk filozofu» diye anılır. Babasının bir kumandan olduğu, kendisinin de bir süre kadılık yaptığı söylenir. Temel din ve dil bilgilerinden sonra fıkıh, hadis ve tefsir okudu. Türkçe ve Farsça?nın yanında Arapça?yı da öğrendi. Döneminde yaygın olan matematik ve felsefe gibi rasyonel bilimler alanında da öğrenim gördüğü sanılmaktadır. Ancak asıl felsefe öğrenimini hayatının oldukça geç döneminde (elli yaşlarında) gittiği, dönemin en gelişmiş bilim ve kültür merkezi olan Bağdat?ta yaptı. Tanınmış mantıkçılardan Matta bin Yunus?tan mantık okudu ve kısa zamanda hocasını geride bıraktı. Bir felsefe şehri alan Harran?a giderek arada da Yuhanna bin Haylan?dan öğrenim gördü. Bağdat?a dönerek Aristoteles?in kitaplarını inceledi. Bu çalışmaları ve felsefedeki yetkinliği nedeniyle kendisine ikinci öğretmen (birincisi Aristoteles) denildi. Bağdat?ta yirmi yıl geçiren Farabi Hamdaniler?in başşehri olan Halep?e gitti ve burada Hamdani emiri Seyfüddevle?nin yakın ilgisini gördü. Sarayda gelenekleşen bilim ve sanat toplantılarına katıldı. Burada bilim ve düşünce adamı olarak saygın bir yer edindi Mısır?a yaptığı kısa bar geziden döndükten hemen sonra seksen yaşında Halep?te öldü (950).

FELSEFESİ
Mantık ve bilgi kuramı

Farabi mantıkla ilgili eserlerini büyük ölçüde Aristoteles?in Organon?unu açıklama veya özetlemeye ayırmıştır. Kategoryalar (Kategoriai), Önerme (Peri Hermenias), Birinci Analitikler (Analitika Protera), İkinci Analitikler (Analitika Ustera), Topikler (Topika), «Sofist Çürütmeler Üzerine» (Peri Sofistikon Eleghon) ve «Konuşma Sanatı» (Tehne Rhetonike) üzerine yaptığı çalışmalar bunlardandır.

Ayrıca, o Yeniplatoncu filozof Porfirios ?un Kategoryalar giriş alarak yazdığı lsagoge?yi (Bisagoge) şerhetmiş; gerek bu çalışmalarında gerekse el-Elfâzu?l -Müstmele fi?l-Mantık ve İhsaû?l-Ulûm gibi kendi kitaplarında mantık sorunlarına geniş yer vermiştir. Farabi?nin mantığa yalnızca bilimsel düşüncenin arı bir çözümü olmayıp, aynı zamanda, dille ilgili değerlendirmeleri ve bilgi kuramıyla ilgili sorunları da içerir. Filozofa göre gramer yalnızca bir ulusun diline özgü olduğu halde mantık bütün uluslar için geçerli olan bir «insanlık aklı»nın anlatım yasalarını içerir. Mantığın yöntemi. sözdeki en yalın öğelerden en karmaşık öğelere, yani, sözcükten önermeyle, önermeden de tasıma gitmektir. Amacı bakımından mantık, insan zihninin sağlıklı düşünmesini, yanılgılardan korunmasını sağlayan ve insana gerçeğe ulaşmanın yolunu gösteren bir «ilim»dir. Dilde gramer, şiirde vezin neyse, felsefede mantık odur. Farabi mantığa iki yönlü katkıda bulunmuştur. Önce, İslam düşünce çevresinde Aristoteles mantığının tanınmasını ve doğru anlaşılmasını sağlamıştır. Mesela, Aristoteles mantığının yasalarını, Aristoteles?in kullandığı örnekler yerine, kendi toplumunun günlük yaşamından seçtiği örneklerle açıklar. İkinci olarak, Farabi, kendi deyimiyle İslam dünyasında ?beş sanat? diye tanınan akıl yürütme yollarını yeniden tanımlar. Buna göre eğer akıl yürütme  kesinliğe veya gerçekliğe götürürse buna «burhanî» (kanıtlayıcı), iyi niyete dayalı olarak kesinliğe benzer bir sonuca götürürse bu akıl yürütmeye «cedel» (diyalektik), art niyete dayalı olarak kesinliğe benzer bir sonuca ulaştırırsa buna «safsata». Olası bir sonuca götüren akıl yürütme yöntemine «hitabet» ruha zevk veya acı veren bir sonuca götürüyorsa bu akıl yürütmeye de ?<şiir?> denir. Değişik konum ve koşullarda bu akıl yürütmelerin biri veya diğeri kullanılır. Mesela filozoflar ve bilginler burhana, ilahiyatçılar cedele, siyaset adamları hitabete dayalı tasımları kullanırlar.

Farabi, Aristoteles?te görülen ve daha sonra İslam dünyasında gelenekleşen bir anlayışla, konusunun dış dünyadaki nesnelerle ilişkisi bakımından mantığı iki bölüme ayırır.

1. Kavramlar ve tanımlarla ilgili sorunları kapsayan «tasavvurlar»

2. Önermeler, tasımlar ve kanıtlar (burhanlar) ile ilgili konuları kapsayan «tasdikler»

Tasavvurlar, zihinde oluşan en yalın kavramları içerir. Bu kavramlar, olumlama veya yalanlamaya elverişli olmayan, zihinde doğuştan bulunan veya duyularla kazanılan zorunluluk, varlık, imkan gibi tikel formlardır. İnsan zihninin en kesin ve en yalın fıkirleri olan bu formların veya tasavvurların mantıktaki işlevi önermelere malzeme oluşturmalarıdır. Buna göre önermeler tasavvurları birbirine bağlanmasıyla oluşur ve böylece önermeler ya «tasdik» edilir ya da yalanlanır. En güçlü ve güvenilir önermeler, «Bütün parçadan daha büyüktür» gibi, aklın hiçbir deneysel kanıta gerek duymaksızın doğuştan benimsediği, kesinliği apaçık olan yargılardır. Bu tür önsel önermeler; matematik, metafizik ve ahlak için zorunlu ve açık seçik ilkelerdir. Mantık biliminde bu önermeler öncül olarak alınmak suretiyle bunlardan tasıma, tasımdan da kanıta (burhana) ve kanıtlanmış bilgiye ulaşılır. Böylece Farabi?ye göre mantığın asıl konusu bilinirlerden bilinmeyenin bilgisine ulaştıran kanıtlama (burhan) yöntemidir. Aristoteles mantığındaki kavramlar ve tanımlar (Kategoryalar), bunlardan önermeler oluşturma (Önerme) ve tasımlar (Birinci Analitikler) sadece kanıtlamaya (İkinci Analitikler) ve dolayısıyla kesin bilgi elde etmeye birer hazırlık değeri taşır. Çünkü kanıtlamanın temel amacı, bütün bilimlerde uygulanması mümkün olan zorunlu bilgilerin yasalarına ulaşmaktır.

Farabi, bilginin üç kaynağı olduğunu düşünür: duyu, akıl ve nazar. İlk ikisiyle bilgiye doğrudan doğruya, «düşünme» anlamına gelen sonuncusuyla da aracı önermeler ve spekülasyonlara ulaşılır. Her iki bilgi çeşidinde de apaçık bilgiye ulaşmanın aracı olan sezginin (hads) payı vardır. Buna göre sezginin de, biri duyular ve akılla ilgili, diğeri spekülasyonlarla ilgili olmak üzere iki çeşidi vardır. İlki dış dünyayı algılamamıza, ikincisi de varlık ve olguların ilkelerini kavramamıza olanak verir. Böylece kesin kanıtlama (burhan), zorunlu varlığı karşılayan zorunlu bilgiye götürür.

Psikoloji ve akıl kuramı
Farabi, bir yandan, Aristoteles gibi psikolojiye doğa bilimleri içinde yer verirken, öte yandan onu metafizik ve tasavvufa bağlar.

Filozofa göre insana yetkinlik ve ayrıcalık kazandıran ruh (nefs), ruha yetkinlik kazandıran da akıldır; böylece; insanı insan yapan da akıldır. Akıl, çocuğun ruhunda potansiyel olarak (bilkuvve) vardır, ve bu aklın ilk mertebesidir. Aksi işlevsel (bulut) düzeyine tahayyüle duyular aracılığıyla cisimlerin formlarını algılayarak ulaşır. Ancak, bu geçiş, insanın salt kendi eyleminin sonucu değil, mertebe bakımından «insansal akıl»?dan üstün durumda bulunan, kozmolojik bir varlık olan ve Etkin Akıl (ay feleğinin aklı) denilen metafizik üç sayesindedir. Böylece, insan aklının bilgisi, kendi bağımsız işleyişinin bir sonucu olmayıp bir bakıma yukarıdan sunulmuştur. insana düşen, zihinsel ve ahlaksal çabalarıyla ruhunu, bu bilginin kendisinde yansımasına elverişli duruma getirmesidir. Bu sayede aklımız, Etkin Aklın ışığı altında cisimlerin tümel formlarının algılamak ,böylece duyumlar gelişerek rasyonel bilgiye dönüşmektedir. Aslında duyum (ihsas), yalnızca maddesel yapısından soyutlanmış formların kazanılmasından ibarettir. Maddesel dünyanın üstünde bulunan formların ve tümel kavramların asıl kaynağı göksel akıllardır; şu halde insan bilgisinin kaynağı da fizik ötesindedir. İnsan aklı üçüncü ve en ileri gelişme aşamasında, göksel akılların sonuncusu ve dünyadaki olup bitenlerin yakın nedeni olan Etkin Akıl ile bağlantı (ittisal) kurar ve ondan aldığı bilgilerle «alıcı (müstefat) akıl» düzeyine ulaşır. İnsan aklının bu Etkin Akıl ile bağlantı kurması onun en son amacı ve en yüksek mutluluğudur.

Doğa bilimleri
Farabi mantıktan yola çıkarak fizikle ilgili görüşlerini açıklar; metafiziği kozmoloji ve psikoloji ile, doğa bilimlerini de metafizik ve yine psikoloji ile birleştirir. Böylece Tanrı ile göklerin hareketleri, «gök akılları»nın mertebeleriyle de insan arasında kopmaz bir bağ kurar. Sonuçta, tüm varlık katmanları arasında ve yine bunlarla ilgili bilgiler arasında kurduğu sıkı ilişki, onun sisteminin birlik ve bütünlüğünü oluşturur.

Farabi, doğa bilimleri alanlarında yazdığı Kitâbü?s-Semâ, El-Asâru?l-Ulviyye, Kitâbül-Meâdin, Kitâbun Nebat, Kitâbun-Nefs, Es Sıhhatü ve ?l-Maraz , El-Hissü ve ?l- Mahsus gibi eserlerinde Aristoteles?in ustukuslar (öğeler) ve onların maden, bitki ve hayvanların fiziksel bileşimleri üzerindeki rolüne ilişkin görüşlerini inceler; aynı şekilde, insanın hayvanlar âlemiyle biyolojik ve ruhsal benzerlik ve ortaklıklarını araştırır; bu bağlamda canlılık oluşumları ve büyümeyi açıklar. Farabi, doğa bilimleriyle ilgili incelemeleri arasında gökcisimlerini ve meteorolojik olayları da kısaca açıklarken, yine Aristoteles?e uyarak doğa bilimlerinin bir kolu saydığı psikolojiye oldukça geniş yer verir.

Farabi, kendisinden önceki düşünürlerin Pitagoras ve Demokritos?tan aldıkları doğa felsefesine karşı çıkar; bu felsefenin temelini oluşturan boşluk ve atom görüşünü de kesinlikle reddeder; bunun yerine Aristoteles?in madde ve suret (form) kuramını benimser. Bu düşünceye göre maddeyle suretin birleşmesinden cevher doğar. Madde, bütün değişimlerine karşın yokluk kabul etmez. Üç boyutun sonlu olması evrenin de sonluluğunu gösterir. Filozofumuz doğa görüşünde tam bir belirlenimcidir (determinist) ve bu durum onun metafizik alandaki belirlenimci anlayışının bir sonucudur. Ona göre, Tanrı?nın eylemleri de dahil olmak üzere hiçbir olay nedensiz ve keyfi olarak meydana gelmez. Tüm olayların nedenleri en sonunda Tanrı?nın eylemlerine, bu eylemler de O?nun en iyi kuşatan bilgisine dayanır. Tanrısal eylemlerin nedeni de O?nun en iyi hakkındaki bilgisidir.

Matematik bilimlerin aritmetik, geometri, perspektif (menazır), astronomi, musiki, dinamik ve mekaniği kapsadığını düşünen Farabi?ye göre tüm bu bilimlerin her birine özgü soyut kavramları, terimleri ve ilkeleriyle ilgili bir kuramsal yanları, bir de [herhangi bir nesnel alana uygulanmasına ilişkin pratik yanları vardır. Birçok eski düşünür gibi Farabi de gökcisimlerinin yeryüzündeki olaylar üzerinde belirli nedensel işlevleri ve etkileri bulunduğunu düşünür. Bu etkilerin bir bölümü astronomik hesaplamalar yoluyla belirlenebilir. Mesela bazı yeryüzü bölgelerinin güneşe yakınlıklarıyla ısı dereceleri arasında matematiksel bir ilişki bulunduğu saptanır. Ancak gökcisimlerinin yeryüzü ve oradaki varlıklar üzerinde astronomik hesaplarla belirlenemeyen etkileri de vardır. Işte astrolojideki kehanetler bunlarla ilgilidir ve bu kehanetler bilimsel dayanaktan yoksun birer tahminden ibaret olup rastlantısal olarak doğru da çıkabilir. Şu halde, Farabi?nin örneğiyle, böyle durumlarda bir zorunluluktan söz edilemeyeceği için, görüşümüzle Güneş arasına Ay?ın girmesiyle ortaya çıkan güneş tutulması gibi göksel olayları mutluluk veya felaket nedeni saymak ahmaklıktan başka bir şey değildir.

Metafizik görüşü
Farabi?nin ontolojisi ve felsefesinin temelini onun Tanrı hakkındaki görüşleri oluşturur. Buna göre, gerçeğin zirvesinde «zorunlu varlık» (vâcibü?l-vücüd) olan Tanrı bulunur. 0, Bir?dir ve bir bakıma her şeydir. Çünkü, O, bütün varlıkların dayanağı ve varlık nedenidir; varlığın başka hiçbir şeye borçlu değildir; tersine her şeyin varlığı O?ndan gelmektedir. Çünkü bir varlık ya «mümkün» veya «zorunlu» (vücib) olur; üçüncü bir şık düşünülemez. Mümkün olan, var olması için kendisinden önceki bir nedene (illet) muhtaçtır. Mantıksal olarak nedenler dizisi bir ilk nedende durmak zorundadır ve bu İlk Neden?in de bir nedeni olmayacağı için O, zorunlu ve nedensiz varlıktır; bundan dolayı da sonsuz varlıktır; yine 0, ezelden beri etkindir; salt gerçek ve salt iyidir. Var olan her şey, kozmolojik bir düzen içinde ve zorunlu olarak O?ndan taşmaktadır (feyz, sudür); O?nun «bilgisi, inâyeti ve cömertliği»nln sonucudur. O, bütün düşünce ve tasavvurların üstünde bir gerçektir; bu yüzden O?nun ne olduğunu değil, ne olmadığını düşünebiliriz.

Ahlak ve siyaset kuramı
Farabi?nin genel felsefesindeki rasyonalizm (akılcılık) ahlak felsefesine de hükimdir, Çünkü, ona göre, ruhun arınmasına yani ahlaksal gelişmeye yalnızca bedensel davranışlarla değil, daha önemli olarak akıl yoluyla ve zihinsel çabalarla ulaşılır. Farabi felsefesinde hayatın veya insan ruhunun en yüce amacı olan mutluluğa ulaşmanın birinci koşulu «akılsal ve düşünsel erdemler»dir. Akıl ve düşünce yoluyla kazanılan «hikmet»de her şeyden önce metafizik bilgiler bütünüdür, çünkü o, varlıkların en üstünü hak kındaki en değerli bilgidir; ve o, etik Varlık» üzerine bir bilgidir. Yine hikmet, varlıkların Tanrı?dan nasıl ve ne ölçüde gerçeklik ve yetkinlik aldıkları hakkındaki bilgidir. İlk Varlık?tan yetkinlik ve üstünlük alanlardan biri de insan olduğu için hikmet, aynı zamanda insanın kendi yetkinliği ve erdemleri üzerine bir bilgidir. İnsanın ahlak bakımından en üstün amacı mutluluk olduğuna göre Tanrı?dan başlayarak varlıklar ve gerçekler hakkında edinilen bilgilerin toplamı olan hikmete ulaşmak insanın vazgeçilmez ahlaksal görevidir. Böylece hikmet, tüm ahlaksal erdemlerin de en üstünüdür.

Farabi?rıin felsefesinde bütün amaçların en yüksek noktasını oluşturan ve insana gerçek mutluluğunu kazandıran Etkin Akıl ile «bağlantı» (ittisal) kavramı, onun siyaset ve ahlak felsefesini de belirleyen anahtar terimdir. Çünkü, filozof, insanın sosyal bir varlık olduğu şeklindeki Aristotelesçi tezi kullanarak, düşünsel ve ahlaksal yetkinliklerin ancak bir toplum içinde kazanılabileceğini> bunun da, bir bedenin bütün organları arasında bulunan bir uyum ve yetenekler birliği gibi, bir siyasal organizasyonla gerçekleşebileceğini düşünmüştür. Bu nedenle Farabi?nin sisteminde metafizik, ahlak ve siyaset kesin olarak bir bütünlük- taşır. Bu bütünlük, başta temel eseri El-Medînetü?l-Fâzıla olmak üzere, birçok eserinin yazım sistemine de yansımıştır. Onun, «siyaset» kavramını ikinci bir anahtar terim olarak ısrarla yinelemesi, belirtilen bütünleştirici yaklaşımından kaynaklanmaktadır. Çünkü, Tanrı?nın bütün evreni yönetmesiyle devlet başkanının (imam) ülkesini ve halkını yönetmesi, ruhun (nefis) da insanın varlık bütünlüğünü yönetmesi arasındaki benzerliği siyaset sözcüğünden daha iyi ifade edebilecek başka bir kavram yoktur. Bu anlayışla olmalıdır ki filozofumuz, Ihsau?l-Ulüm?da bilimleri tasnif ederken ahlaki siyaset biliminin bir kolu olarak göstermiştir.

Farabi?ye göre ahlak, insanda erdemlerin ve güzel işler yapma olanağı sağlayan yatkınlıkların gelişmesini sağlayan bir disiplindir. Psikolojik olarak her insanda erdem (fazilet) veya erdemsizlik (rezilet) denilen birtakım yetenekler mutlaka bulunur. Ahlak eğitiminin görevi erdemleri etkin kılmak, erdemsizlikleri de etkisiz hale getirmektedir. Bu eğitimin temel yöntemi «ikna»dır; «zorlama» (ikrah) yöntemine nadiren ve geçici olarak başvurulmalıdır. Kuşkusuz ahlakın temel amacı olan mutluluğu ancak erdemlerin dışa yansıması olan güzel eylemlerle yakalamak mümkündür; bununla birlikte, bu tür eylemlerin mutluluğa götürebilmesi için ayrıca şu iki koşulun da bulunması gerekir:

1. Güzel eylemler isteyerek ve seve seve yapılmalıdır;

2. Güzel eylemler hayat boyunca her zaman ve her durum da yapılmalıdır.

Farabi?nln ahlak felsefesinde, daha sonra İngiliz hazcılarında görüldüğü gibi bir tür lezzetler ve elemler sayımı da benimsemiştir. O, temelde duyusal hazlara önem vermemekle birlikte, yapıldığı zaman verdiği duygunun değeri ve ölçüsü ne olursa olsun, sonunda lezzet veren eylemin yapılmasını, bir eylem hem lezzet hem de elem verecek nitelikteyse, bunlardan hangisinin daha güçlü olduğunun göz önüne alınmasını önerir. Gelecekteki mutluluk uğruna şimdiki zevk ve hazlardan vazgeçmek sağlıklı düşünme ve irade gücüne sahip olmayı gerektirir. Farabi, bu iki yeteneğe sahip olanı «özgür insan», bunlardan yoksun olanı da hayvansal insan diye niteler. Farabi siyaset ile ahlak arasında kurduğu sıkı ilişki nedeniyle Tasilü?s-Saâde adlı eserinde siyasal lideri bir ahlak prototipi, önderi ve öğretmeni olarak görmüştür.

Felsefenin Müslümanlar arasında tanınmasında ve benimsenmesinde büyük görevler yapmış olan Türk filozoflarının ve siyasetbilimcilerinden Fârâbî’nin, fizik konusunda dikkatleri çeken en önemli çalışması, Boşluk Üzerine adını verdiği makalesidir. Fârâbî’nin bu yapıtı incelendiğinde, diğer Aristotelesçiler gibi, boşluğu kabul etmediği anlaşılmaktadır.

Fârâbî’ye göre, eğer bir tas, içi su dolu olan bir kaba, ağzı aşağıya gelecek biçimde batırılacak olursa, tasın içine hiç su girmediği görülür; çünkü hava bir cisimdir ve kabın tamamını doldurduğundan suyun içeri girmesini engellemektedir. Buna karşılık eğer, bir şişe ağzından bir miktar hava emildikten sonra suya batırılacak olursa, suyun şişenin içinde yükseldiği görülür. Öyleyse doğada boşluk yoktur.

Ancak, Fârâbî’ye göre ikinci deneyde, suyun şişe içerisinde yukarıya doğru yükselmesini Aristoteles fiziği ile açıklamak olanaklı değildir. Çünkü Aristoteles suyun hareketinin doğal yerine doğru, yani aşağıya doğru olması gerektiğini söylemiştir. Boşluk da olanaksız olduğuna göre, bu olgu nasıl açıklanacaktır? Bu durumda Aristoteles fiziğinin yetersizliğine dikkat çeken Fârâbî, hem boşluğun varlığını kabul etmeyen ve hem de bu olguyu açıklayabilen yeni bir varsayım oluşturmaya çalışmıştır. Bunun için iki ilke kabul eder:

1. Hava esnektir ve bulunduğu mekanın tamamını doldurur; yani bir kapta bulunan havanın yarısını tahliye edersek, geriye kalan hava yine kabın her tarafını dolduracaktır. Bunun için kapta hiç bir zaman boşluk oluşmaz.

2. Hava ve su arasında bir komşuluk ilişkisi vardır ve nerede hava biterse orada su başlar.

Fârâbî, işte bu iki ilkenin ışığı altında, suyun şişenin içinde yükselmesinin, boşluğu doldurmak istemesi nedeniyle değil, kap içindeki havanın doğal hacmine dönmesi sırasında, hava ile su arasındaki komşuluk ilişkisi yüzünden, suyu da beraberinde götürmesi nedeniyle oluştuğunu bildirmektedir.

Yapmış olduğu bu açıklama ile Fârâbî, Aristoteles fiziğini eleştirerek düzeltmeye çalışmıştır. Ancak açıklama yetersizdir; çünkü havanın neden doğal hacmine döndüğü konusunda suskun kalmıştır. Bununla birlikte, Fârâbî’nin bu açıklaması, sonradan Batı’da Roger Bacon tarafından doğadaki bütün nesneler birbirinin devamıdır ve doğa boşluktan sakınır biçimine dönüştürülerek genelleştirilecektir.

Yorum yapın

Daha fazla Biyografi Kitapları, Felsefe
Fahri Petek: Bir Hayat, Üç Can – M. Şehmus Güzel

M. Şehmus Güzel?in yeni kitabı Fahri Petek : Bir Hayat, Üç Can TÜSTAV İktisadî İşletmesi Yayınları?nın « Sarı Defterler Dizisi...

Kapat