Kara İstanbul – Editör: Amy Spangler ve Mustafa Ziyalan

?Eğer dünyada tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.? Napolyon

Amy Spangler ve Mustafa Ziyalan?ın editörlüğünde hazırlanan ?Kara İstanbul? seçkisi, İstanbul?da geçen korku-gerilim öykülerinden oluşuyor. Bu edisyonda bir araya gelen on altı karanlık öyküler, kara edebiyatın birer ürünü olmalarının yanı sıra, İstanbul kentinin sahip olduğu kozmopolit, tarihi ve kültürel zenginliği de metne yediriyor olmalarıyla dikkat çekiyor. Kitaba öyküleriyle katılan isimler şöyle: İsmail Güzelsoy, Feryal Tilmaç, Mehmet Bilâl, Barış Müstecaplıoğlu, Hikmet Hükümenoğlu, Jessica Lutz, Algan Sezgintüredi, Lydia Lunch, Yasemin Aydınoğlu, Mustafa Ziyalan, Behçet Çelik, İnan Çetin, Tarkan Barlas, Rıza Kıraç, Sadık Yemni ve Müge İplikçi.
“İstanbul, batı’yla doğu’nun sözcüğüm tam anlamıyla buluştuğu yer, bir kavuşma noktası, bir kavşak. Aynı zamanda coğrafyanın yamanmaz biçimde yırtıldığı, sürekliliğin çatladığı uğrak, kımıl kımıl bir kırık. Tam iki anakaranın, Asya?yla Avrupa?nın buluştuğu tek kent: boğaz’ın yardığı, haliç?in şişlediği. Karadeniz’in, Marmara?nın okşadığı. Debbağ’ın sevdiği deriye yaptığı gibi, doğa ana burayı döverek, severek dünyanın en hayret verici yerlerinden biri haline getirmiş. İnsanların binyıllardır burada takılıyor oluşuna şaşmamak gerek.
Bir yandan İstanbul?dan gitti gidecek olmakta ısrar edip öte yandan da hiçbir yere gitmediğinizde. Gerçek bir İstanbullu olup çıktığınız söylenir. Buraya herkes bir yerden gelir, evet, ama orası hiçbir zaman İstanbul değildir. Bu klişeler ola ki İstanbul?un hem iten hem çeken doğasına, bu doğanın estetik, ekonomik, mistik, son çözümde açıklanamaz çekiciliğine, , kendine ait olanı yok etme ya da dışına itme eğilimine örnek oluştururlar. Hem aşka hem de nefrete ilişkin bir kenttir İstanbul; tutkuların kabardığı ve yere kat kat artarak indiği bir kent.
Kara İstanbul?a hoş geldiniz: ayakkabılarınızı, düğüm düğüm beklentilerinizi kapıda bırakın. Buyurun, girin.” Tanıtım Yazısı

NİL TEZER, 17/04/2009 Tarihli Radikal Gazetesi
Kara İstanbul?un ilk sayfasını çevirdiğiniz andan itibaren bir Beyoğlu?nun arka sokaklarına, bir Bebek sahiline, bir Altunizade?ye uzanıyorsunuz. Hem de öyle böyle değil, bir öykünün içinde, onun rüzgârıyla kâh savrulup kâh ürpererek bu güzelim şehre başka gözle bakmaya başlıyorsunuz. Kara İstanbul, kulağınıza fısıldayıp sizi çağırıyor… ABD?deki başarılı bağımsız yayıncılardan olan Akashic Books?un dâhiyane bir fikirle çıkarmaya başladığı ?Noir? serisinin en güzel kitaplarından biri olan Kara İstanbul, ABD?de ve Türkiye?de eşzamanlı olarak yayımlandı. Yayınevinden aldığımız bilgiye göre, sırada Kara Manhattan, Kara Brooklyn ve Kara Londra var.
Edebiyatın arka sokağı ?Noir? türünde, anlatıcı genellikle dedektif değil suçlu, kurban ya da suçla organik bağı olan bir karakter. Bu bakımdan, klasik polisiyelerden daha karanlık ve daha cazip bir yanı var ?Noir?ın. Kara İstanbul da edebiyatımızda nadir görülen bu türü anlamak için şahane bir fırsat. On altı yazarın elinden çıkmış on altı farklı öyküyle suçun, gizemin, katil ya da kurban psikolojisinin ne kadar çeşitli olabileceğini görüyorsunuz.
Kitabın bölüm başlıkları da içindeki öyküler kadar meydan okuyucu: Şehvet ve İntikam, Sınırları Zorlamak, Haddini Aşmak, Karanlık Kıyılarda, Kuytu Köşelerde, Acı ve İhtilaf.
Üstünden yıllar geçmiş, zamanını bekleyen bir intikamın uç vermesi kadar, son mutlu anını yaşayan yalnız bir kadının kasıtsız ölümü de var bu öykülerde, planlanmış cinayetler de var, mecbur kalıp katil olanlar da… Ama öykülerin hiç değişmeyen aktörü İstanbul. Hem de olduğu gibi, hep nasılsa, herkes için nasılsa öyle. Başmelek ve başşeytan rolleri, eteklerini açmış, tabancasını çekmiş, direksiyonun başında ya da dürbünüyle etrafı kollayan bu güzelim şehrin…
Napolyon bile demiş: ?Eğer dünyada tek bir ülke olsaydı, başkenti İstanbul olurdu.?
Dünyada en hızlı değişen şehir yarışması yapılsa, belki onun galibi de İstanbul olurdu. Sokakları, caddeleri, altyapısı, ulaşımı ve dikilip yıkılan binalarıyla İstanbul, evrimini tamamlamamış bir canlı gibi, gözümüzün önünde evrilip çevriliyor. Bir şehir tarihi göz önüne alındığında çok kayda değer bir dönem sayılmasa da yirmi yıl önceki İstanbul demek, iskeleti değilse de çehresi değişmiş, yenmiş ve yenilmiş bir şehir demek bugün.

Odalar ve boşluklar
Hikmet Hükümenoğlu?nun öyküsü Balık Kokusu?ndaki Cemile Abla da farkında bu değişimin: ?Cemile Abla gençliğinde Bebek?e kadar yürüyüp külahta vişneli ve kaymaklı dondurma almayı, elinde cildi solmuş bir Sait Faik kitabıyla banklara oturmayı ve keyif yapmayı çok severdi. Ama artık dondurmacıların önünde yanık tenli sarışın kızlardan, göbekli oğlanlardan ve hayatında daha önce hiç görmediği türden acayip köpeklerden oluşan upuzun kuyruklar oluyordu. Cemile Abla, kendini yabancı bir ülkenin topraklarına girmiş ve her an yakalanıp sınırdışı edilecekmiş gibi hissetmeye başlamıştı.?
Motorla Üsküdar?dan Kabataş?a geçip, oradan da tramvayla Beyazıt?a uzanırken, daracık yollar ve büyük meydanlar aşarken, güneşin ışıltıları arasında düşünüyor insan: Şu an geçtiğimiz bu yolların hemen bir-iki sokak arkasında hangi sevgililer, hangi dostlar, hangi düşmanlar karanlık odalarından apartman boşluklarına bakıp aşklarını ve nefretlerini büyütüyorlar kim bilir? Eski İstanbul apartmanlarının artık birer labirente dönmüş bodrum katlarında sadece fareler ve kediler mi var? Karşıdan gelen şu adamın kafasında neler dönüyor? Siyah camlı şu Mercedes?in yolcuları kim?
Günahın kaçınılmaz bir cazibesi olduğu gerçek. Onu düşünmenin de… Kendi vicdanından çok korkanlar bile, ellerinden gelmeyen kötülükleri başkalarının gerçekleştirdiğini görünce heyecanlanırlar bazen. Suç yasaktır, yasak güzeldir; insan öldürmek kötüdür ama herkes hayatında en azından bir kez birinden gerçekten nefret eder. En azından ben, böyle hissetmeyenine rastlamadım henüz.
Kara İstanbul, bu bakımdan içimizdeki bir boşluğu dolduruyor. Kahramanlar o kadar sıradan insanlar ki, onlar biz olabilirdik. Bu öykülerde İstanbul?un sokakları o kadar gerçek ki, o an orada yürüyen biz olabilirdik. Hayat öyle kırılgan ki çatlağın oluştuğu yerde ve zamanda, filmin o karesinde biz yer alabilirdik. Anlık kararların her şeyi biçimlendirdiği ilginç bir şey yaşamak. Bir otobüsü kaçırmakla yakalamak arasındaki fark bazen, tüm hayatın değişmesine yol açabilecek kadar büyük. Bir şehirde doğup büyümekle, bir başka şehirde doğup büyümek arasındaki fark da öyle. Bazı kolaycılar kader deyip geçiyorlar buna, ama İstanbul sadece kadere bağlanamayacak kadar karmaşık bir şehir.
Her öykü bunları düşündürüyor insana işte. Çünkü o sahili, o sokağı, Haliç?i, Büyükada?yı, Altunizade?yi biliyoruz. Katilin geçtiği o otobüs durağının önünden biz de geçmiş, Sirkeci?nin gürültülü kalabalığı içinde biz de bir yerlere gitmeye çalışmışızdır. İstanbul?dan kaçılmaz. O sizi tutmak için çaba göstermez ama içinizde bir yerlere işlemiş ruhu peşinizi bırakmaz. Aslında bu şehirle şehirlinin ilişkisi başlı başına bir ?Noir? konusudur. Gerilim vardır, suç işlenmese de suçluluk duygusu vardır. Milyonları barındıran böyle bir şehirde haksızlığa uğramak kadar birilerine haksızlık etmek de kaçınılmazdır.
İstanbul?u hakkıyla anlatabilmek için burada yaşamak, en azından hayatın bir döneminde bu şehirde konaklamış olmak gerekir. Biraz çekingen ve utangaçtır çünkü, onunla yaşamadan bütün güzelliklerini göstermez. Gelip geçen bir turist, Kurtuluş?un tarihi dokusunu, o semtin duvarlarına sinmiş çokkültürlülüğü, sevabıyla günahıyla uzun bir tarihi taşıyan sakinlerinin evlerinin duvarına astığı fotoğrafın kaç neslin öyküsünü taşıdığını nasıl anlayabilir? Kara İstanbul bütün soruların yanıtlarını vermiyor belki ama size İstanbul?un her anlamda ne kadar büyük bir şehir olduğunu gösteriyor.
Ve kitapta öyküleriyle yer alan bütün yazarlara buradan koca bir selam: İsmail Güzelsoy, Feryal Tilmaç, Mehmet Bilâl, Barış Müstecaplıoğlu, Hikmet Hükümenoğlu, Jessica Lutz, Algan Sezgintüredi, Lydia Lunch, Yasemin Aydınoğlu, Mustafa Ziyalan, Behçet Çelik, İnan Çetin, Tarkan Barlas, Rıza Kıraç, Sadık Yemni ve Müge İplikçi. Bu güzelim öyküler için hepinize teşekkürler.

KARA İSTANBUL
Editör: Amy Spangler,
Mustafa Ziyalan
Everest Yayınları
2008
244 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Satranç ve Şövalye – Erol Çelik

Dokuz yıl radyo spikerliği ve programcılığı yapan, Süper FM, Joy FM, Lokum FM gibi radyolarda çalışan, 2002 yılından beri de...

Kapat