Faulkner’ın dünyası

Faulkner’ın yaratım sürecini başından sonuna izleyip anladıktan sonra, büyük yapıtların doğumunun, tümü açıklanamayacak pek çok nedene bağlı olmanın yanında, zorlu bir çalışmanın içinde oluştuğu daha iyi anlaşılıyor. Dünyayla kurduğu sınırlı ilişkinin yanında, yaşadığı Güney ile bütünleşmiş kişiliği, Faulkner’ı hep en iyi tanıdıklarını yazmaya yöneltmiş. Güney, kısıtlılık demekti, içine kapanmak, birbirini yemek, yokluk içinden yeni bir hayat kurma savaşı ve kederin engin şafağı.

Faulkner kendi coğrafyasını yazarken bizim elbette bilemeyeceğimiz biçimde anlattı onu. Ama ülkesinde de bilindiği sanılan bir hayatı, kabuklarını çatlatıp içindeki sıkıntılı insanlarıyla getirip öylesine çarpıcı biçimde koydu ki ortaya, okurlar, Yoknapatawpha gerçekliğinin bütün bildiklerinin ötesindeki yakıcı dünyasını tanıma şansını bulmuş oldu.

William Faulkner’la Konuşmalar, okurluğumu ve yazarlığımı en çok etkileyen yazarın dünyasının bilmediğim yanlarını öğrenme fırsatı sunduğu için, bir süredir elimin altında. Faulkner ile yakınlık kurmuş, onunla konuşma fırsatı bulmuş, pek çok konuda söyleşi yapmış kişilerin izlenimlerini bir araya getiren William Faulkner’la Konuşmalar, yazarların da ilgisiz kalmaması gereken bir derleme.

Mississippi, Oxford, Faulkner’ın evi ve onu tanımış herkes, onun kendisini hiçbir yerde evinde olduğu gibi hissetmediğini, aslında hiçbir zaman oradan çıkmadığını anlatıyor. Biliyoruz ki kimliğinin bütün baskın özelliklerini yaşadığı yerden aldı Faulkner. Kendisini Jefferson’un sahibi gibi görüyordu. Yazma deneyiminin başlangıcında, Amerikan edebiyatının öğretmenlerinden biri gibi gördüğü Sherwood Anderson’un bulunmasının da etkisi olmuştur elbette ama 1929 Büyük Bunalımı’nın içinde yazdığı Ses ve Öfke, roman sanatının yirminci yüzyıldaki en önemli başyapıtlarından biri oldu.

Yaratıcılığı kendisine aitti
Ses ve Öfke, kimilerince dünya edebiyatının birkaç büyük romanından biri. Hele yazıldığı zamanlar içinde değerlendirilirse, bizim için yaratıcı yazının doruklarından birinin keşfi gibidir. Faulkner, “modern edebiyatın babası” olarak gördüğü James Joyce’u okumuştu ve Ses ve Öfke’den önce Joyce’un Dublinler’i, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi ve Ulysses’i, Virginia Woolf’un Mrs. Dalloway ve Deniz Feneri romanları yayımlanmıştı. Ses ve Öfke edebiyatta bir modernizm simgesidir ve bana kalırsa bazı özellikleri bakımından eşsizdir.

Faulkner çok önemli romanlar yazdığını düşünmüyordu. Hayatı boyunca biçim üstüne düşünmediğini de söylüyor bir yerde. Roman yazmanın çok kolay olduğunu da sık sık dile getiriyor. Bizim bugün edebiyat tarihinin en önemli yapıtları arasında gördüğümüz romanlarını yazarken yalnızca düşündüklerini sözcüklere döktüğünü belirtiyor, “Eğer içinde yazmak varsa püf noktasına falan ihtiyacın olmuyor,” diyor. Bunun kolay olmadığını da söyler ama onun yazma eylemi böyledir, bu kadar.

Gelgelelim, üç yılda yazdığı Ses ve Öfke ve ardından gelen Döşeğimde Ölürken romanları, dönemin edebiyat kamuoyunca ve eleştirmenlerce anlaşılamamış. Her zaman böyle olmamış mıdır? Okuma kültürünün yükseklerde bulunduğundan kuşku duymayacağımız yerlerde bile, yenilikçi olanın anlaşılması çoğu kez gecikmeyle olur. Doğrusu, anlaşılamamak Faulkner’ın pek umurunda da olmamış. Belki onun en çok bu tutumu örnek alınmalı. Yaratıcı yazar, nitelikli edebiyatın izini sürerken yazdıklarından başka etkenlere gönül indirmez, en iyisini yazmaya çalışır o. Sonunda en iyisini yazabiliyor musunuz, ondan sonra dışarıya bakmaya gerek kalmaz.

Büyük bir yaratıcı
Onun gibi yazarlar biraz böyledir, yaptıklarını abartmadan, sıradan bir işmiş gibi yaşar. Yoksa Yaşar Kemal mucizesini açıklamak da zorlaşır. Çukurova’nın kalbinden çıkıp yaşadıklarından, dağlardan, çayırlardan derleyip bir araya getirdiği sözcüklerle altmış yıl önce İnce Memed’i yazıp yayımladığı sırada yirminci yüzyılın en büyük romancılarından biri olacağını Yaşar Kemal de düşünmemişti.

William Faulkner, modernizmin yarattığı yepyeni dünyanın gerçekliğine edebiyatın Avrupa’da verdiği karşılıklardan sonra, öyle bir anlatım biçimi ve dil yarattı ki, nereden gelirse gelsin, bu anlatım biçimi ve dil, onun yazdıklarını bugün birçok kere yeniden ve yeniden okuyup anlamlarını ve biçimsel özelliklerini çözümlemeye sonsuz olanaklar verebiliyor. Bilinçakışı tekniğinin Ses ve Öfke’deki kullanım biçimi, bütün zamanların belki de en parlak örneğidir.

Doğrusu benim çok sevdiğim Kutsal Sığınak’ı Faulkner’ın sevmediğini de William Faulkner’la Konuşmalar’daki sözlerinden öğrendim. Belki haklıdır. Zamanın ahlak anlayışına ters düşebileceği endişesiyle yayıncısı Kutsal Sığınak’ı yeniden yazmasını önermiş, o da bu isteği yerine getirmiş. Üstelik Kutsal Sığınak’ın (1931) çok satılması Faulkner’ın ülkesinde yaygın biçimde okunup tanınmasını sağlamış, yayımlanmayan metinleri paylaşılamamış, o da böylece para kazanmaya başlamış. Faulkner’ın Kutsal Sığınak’tan uzaklaşmasının nedenleri bunlardır sanırım.

Böyle bir saptamanın sakıncası yok. Ona da, “kendisinin de içinde bulunduğu en önemli beş çağdaş yazar”ın kim olduğu sorulduğunda, sıralamasını hemen yapmış: 1. Thomas Wolfe, 2. William Faulkner, 3. Dos Passos, 4. Ernest Hemingway, 5. John Steinbeck.

Milan Kundera, büyük müzik yapıtlarının birçok kere yeniden dinlendiği gibi, büyük romanların da birçok kere okunabileceğini söylüyor. Üstelik yazarlar yazmak için okur. Özellikle Ses ve Öfke, ilk okuduğum günlerden bugüne, hep yanımda durur. Orasından burasından karıştırarak okudukça, nelerin nasıl yazılması gerektiğine ilişkin yeni ipuçları bulurum onda.

Faulkner da kendisinden önceki büyük yazarları okumuş ve onlardan etkilenmiştir, yeri geldiğinde bunu belirtir de. Shakespeare, Don Quijote, Balzac’ın romanları, Madame Bovary, Moby Dick ya da Conrad, elbette Joyce ve daha bir dizi yazar ve kitap Faulkner’ı etkilemiştir. Sonunda, etkilendiklerinin hiçbirine benzemeyen romanlar yazdı. Hem kendinden önce yazılmış edebiyatın seçkin örneklerinden el alıp hem hiçbirine benzemeyen bir niteliğe ulaşmak. İzlenecek yol elbette budur.

Semih Gümüş
26.09.2014, http://kitap.radikal.com.tr/

William Faulkner’la Konuşmalar
Derleyen: M. Thomas Inge
Çeviren: Aslı Kutay Yoviç
Agora Kitaplığı
2014, 295 sayfa,

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler
Yasaklı kitaplar bir harika dostum!

Çok iyi bildikleriniz de var, 40 yıl düşünseniz aklınıza gelmeyecek romanlar, en olmayacak yazarlar, asla tahmin edilmeyecek ülkeler de... Yasaklanmış,...

Kapat