Frankensteingillerin hikâyesi

Eski bir tartışma bu: Bilim iyi güzel de kötüye kullanıldığında ne yapacağız?

Her Nobel Barış Ödülü verildiğinde “Ama, ama dinamit” diyesim gelir. Çılgın Dâhiler’i okurken içimden sık sık “ama dinamit” demek geldi. Laurent Lemire’in yazdığı kitap “Arşimet’ten günümüze bilimlerin çılgın tarihini” anlatıyor. Kitap, Kırmızı Kedi Yayınevi’nin Popüler Bilim Serisi’nden Işık Ergüder’in çevirisiyle çıktı.

Lemiere bir gazeteci. Nouvel Observateur ve Lives Hebdo dergilerinde bilim tarihi üzerine yazıyor. İlgi ve uzmanlık alanı bilim tarihi olan, bilgiyi anlaşılır kılma becerisine sahip bir yazarın kitabını okumak büyük bir keyif; hele aktardığı bilgiler ilginç, absürt, az bilindik ve şaşırtıcıysa…

Bilim tarihinin az bilinir biliminsanlarının en ünlüsünden Nikola Tesla’dan bir örnek vereyim. Çılgın dâhi kıvamındaki bilginimiz savaşlara son vermeyi düşlüyordu. “Ölüm Işını” adını verdiği icadını İkinci Dünya Savaşı sırasında ABD ordusuna sunmuştu; onlar Manhattan Projesi’ni tercih ettiler. Başka düşleri de vardı Tesla’nın, elektromanyetizma ile ölüleri diriltmek, toprağa elektrik vererek verimini artırmak gibi… Tesla’nın vermekten hoşlandığı konferanslarda gelecekte olacakları ve kendi yapacaklarını anlatırken dinleyiciler arasındaki bir hayranı şöyle der: “Kısmen sarhoş bir tanrının düşüne benziyor.”

“Kısmen” doğru bir tespit. “Tanrıcılık” oynamak, Lamire’in ele aldığı “çılgın dâhiler”in sıklıkla kapıldığı vehimlerden biri. Buradan Marry Shelley’e ulaşıyoruz. Yok o çılgın dahilerden değil; onun önemi bir prototip oluşturmuş olması: Victor Frankenstein.

Mary Shelley, tanrıcılık oynayan çılgın bir dâhinin en bilinen klişesini yaratacağını muhtemelen düşünmemişti. Aslında felsefi bir derdi olan bir romandı yazdığı. Çok bilinmez ama romanın tam adı Frankenstein ya da Modern Prometheus’tur.

Mitolojide tanrılardan ateşi çalıp insanlara veren Prometheus’un kilden yapılmış heykellere üfleyerek can verdiği anlatılır. “Ateşi insanlara vermek” anlatısının altmetni derin kısacası ve Frankenstein basit bir korku romanı değil. Ayrıca Frankenstein denildiğinde doktorun ölülerden topladığı kemik ve etlerden yarattığı “yaratık” akla gelir; oysa Frankenstein tanrıcılık oynayan biliminsanıdır. Shelley’in açtığı bu yoldan edebiyatta ve sinemada birçok “deli, kötü, çılgın biliminsanı” tipi yaratıldı. En bilineni Dr. Moreau’dur sanırım.

Lemire kitabında kategorik olarak ele aldığı çılgın dâhileri edebiyat ve sinemadaki yansımalarıyla anlatıyor. Marry Shelley de 1818’de kaleme aldığı romanında bilim dünyasındaki gelişmelerden etkilenmişti.

Can denilen şey…
1780 yılında Bologna Üniversitesi’nde Luigi Galvani’nin bir öğrencisi ölü bir kurbağaya otopsi yaparken neşterin ucuyla yanlışlıkla hayvana elektrik verir. Ölü kurbağanın bacağı canlıymışçasına seğirir. Galvani büyük bir vehme kapılır: Ya canlıların vücudunda bir elektrik akımı varsa ve can denilen şey buysa. Daha büyük bir enerji kaynağına ihtiyacı olduğuna karar verir: Yıldırım. Ve zavallı ölü kurbağayı terasında yüksek bir yere bakır telle asar. Yıldırım düşmeden şöyle bir şey olur; bakır tel terasın demir korkuluğuna dokunur ve devre tamamlanır. Statik elektrik kurbağanın bedeninin üzerinden geçer ve kurbağanın bacakları seğirir. Galvani gururludur; “hayvansal elektriği” bulduğunu duyurur bilim dünyasına.

Delilik modern toplumun yapımıdır
Kimyasal yolla elektrik elde edilebileceğini keşfeden ünlü hekim ve fizikçi bu konuda yanılmıştır; ki bunu zaten bugün kullandığımız pilleri icat eden yakın arkadaşı Alessandro Volta kanıtlar, Galvani de sonradan yanılgısını kabul edecektir. Ancak iki biliminsanı karşılıklı deneyler ve teorilerle dostça yarışırken elektriğin gücüyle ölü ete can verildiğine dair onlarca rapor çoktan yazılmış, haberlere konu olmuştur. Üstelik Galvani’nin yeğeni Giovanni Aldini amcasının bıraktığı yerden deneyleri sürdürür. Hatta o kadar ileri gider ki 1802’de amcasının kurbağalar üzerinde yaptığı deneyleri suçluların cesetleri üzerinde tamamen yasal yollarla tatbik eder. Ölüm cezasına çarptırılan suçluların öldürülmesinin hemen ardından uygular bu deneyleri. Deneklerinin henüz sıcak olan bedenleri elektrik verildikçe seğirmektedir. Bu deneylere basının ilgisi büyük olur. Lamire’in belirttiği gibi: “Yaşam enerjisiyle elektriği birbirine karıştıran bu iç karartıcı deneyler, birçok genç romantiği etkileri” Bunlardan biri de Marry Shelley’dir.

Bilimsel merakın delilikle etkileşiminin sonuçları tarih boyunca kimi zaman “aptalca” kimi zaman ise “dâhiyane” olmuş. Mesele “delilik” olduğunda konunun uzmanı Michel Foucault’nun saptamasını hatırlamakta yarar var: Delilik modern toplumun yapımıdır. Üstadın üç ciltte anlattıklarını tek cümlede özetleme vehmine kapılmadan kitabımızın ele aldığı konuyla ilintili bir açıklama yapmak daha doğru: Bilim bilgiye ulaşma çabası; bilgi ise iktidarla yakından ilişkili; biliminsanı iktidarla çelişirse “deli” ya da “çılgın” yaftası yemesi şaşırtıcı olmaz.

Lamire’in açıklaması şöyle: “Ortaçağ Hıristiyanlığını beklemek gerekecekti. Çılgın bilgin, büyücü, asla bilinmek istemeyen bir bilgiye dalan kişi o dönemde ortaya çıkar. Kilisenin ölçütlerini yitiren bilgin, aklı da bir yana bırakır. Eğer tanrı ile birlikte değilse şeytanla birliktedir. Deli bilgin, bilimini kilisenin ya da devletin değil kendi çıkarlarının hizmetine koşar…”

Haluk Kalafat
27.09.2014 http://kitap.radikal.com.tr/

ÇILGIN DÂHİLER
Arşimet’ten Günümüze Bilimlerin Çılgın Tarihi
Laurent Lemire
Çeviren: Işık Ergüden
Kırmızı Kedi Yayınevi
2014, 188 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Bilim, Biyografi Kitapları, Makaleler
Faulkner’ın dünyası

Faulkner’ın yaratım sürecini başından sonuna izleyip anladıktan sonra, büyük yapıtların doğumunun, tümü açıklanamayacak pek çok nedene bağlı olmanın yanında, zorlu...

Kapat