Frankfurt’ta Bir Evimiz Var – Zafer Köse

Taksi şoförü arka koltukta oturuyor. Yanında eşi, ön koltukta çocuğu. Direksiyondaki kadın ise bir şirketin yöneticisi. Altmış yaşlarındaki kadın, aracı lüks bir otele doğru sürüyor. Yolcuları orada kalacaklar, kendileri için ayrıltılan en güzel odalardan birinde. İş kadını, sadece sürücülük yapmıyor; bir rehber gibi sürekli etrafı tanıtıyor, kent ve toplumla ilgili bilgiler de veriyor.

İlk bakışta biraz tuhaf gelebilir ama son derece normal bir durum bu. İnsan konuklarını karşılamaz mı? Elinden geliyorsa onlara en güzel odaları tutmaz, en güzel biçimde ağırlamaz mı? Macaristan’da yaşayan Agota, dostları ta Almanya’dan kalkıp ziyaretine geldi diye sevinmez mi? Frankfurt’ta taksi şoförü olarak çalışan Selçuk Ülger, eşi ve çocuğuyla… Nasıl da sevinçli Agota!

Ve Selçuk! Nasıl bir şiir sevgisidir bu! Ne temiz bir kalp, ne güzel bir aile! Kısıtlı bütçelerini ve sınırlı tatil günlerini, elbette sevgili arkadaşları Agota için, onunla kucaklaşmak için harcıyorlar. Elbette memnunlar bu kararlarından. Ama bir de şiir için, Nazım için düştüler bu yola. Nazım’ın Macar toprağında yazdığı şiirleri, yazıldığı yerlerde okumak için. Hasret türküleri söyler gibi. Unuttu sanılan bir dosttan selam alır gibi.

“Çin’den İspanya’ya, Ümit Burnu’ndan Alaska’ya kadar
her mili bahride, her kilometrede…” dostlarımızın olduğunu hatırlamak gibi.

“Fevkalâde memnunum dünyaya geldiğime,
toprağını, aydınlığını, kavgasını ve ekmeğini seviyorum.” diye düşünmek gibi,

Çok şükür bu günleri de gördük, der gibi. Nazım gibi!

DOSTLAR, DOSTLAR

Bu seyahatin hikayesi, Agota’nın Almanya’ya gitmesiyle başlar. Şirketiyle ilgili bir iş için, iki çalıma arkadaşıyla yola çıkarlar. Frankfurt Havalimanı’nda taksi durağına yürürken, Attila Jozsef okuru bir şoförle tanışacaklarını düşünmezler. Kimin aklına gelir ki! 80 kilometrelik yol boyunca, Selçuk adlı bir Türk şoförle şiir sohbeti yapacakları, ezberden şiirler okuyacakları tahmin edilecek bir şey midir? Agota da bilir elbette, dünyanın dört bir yanında dost insanların yaşadığını. Bilir ama bilmek çok önemsiz kalır, yaşamak yanında. Bunu yaşamak, bahtiyarlıktır. Hele Selçuk’un taksi ücretini alırken onlara indirim yapması! “Attila Jozsef indirimi” der, şairce. Ne güzel bir indirimdir bu. Ne güzeldir, bu indirimi kabul etmek. Şiir gibi!

İşte böyle başlayan, sonra mektuplaşmayla, telefonlaşmayla ilerleyen bir dostluktur bu. Agota’nın, dostlarını Frankfurt’tan Macaristan’a davet etmesi, sıradaki adımlardan biridir. Kentin en iyi otelinde ayırtılan oda, Frankfurt’taki o indirim kadar değerli, o indirim kadar sıradan bir ikramdır.

Kitabın hikayesi de böyle başlıyor. Dostluk, şiir, güzellik dolu bu seyahatin notlarını tutuyor Selçuk Ülger. Onunla birlikte, pansiyon işleten Macar bir kadınla tanışıyoruz. Garsonlarla, geçim mücadelesi içindeki insanlarla… Küçük hesaplara tenezzül etmeyen ne güzel insanlar yaşıyor Macaristan’da, bu dünyada! Çıkarsız ilişkileri, ikramları, indirimleri gördükçe sevinçle doluyoruz. Hayat kavgası içinde güzellikler yaratıyorlar. Demek ki, dünyanın her yerinde, kâr amaçlı üretim sisteminin körüklediği rekabetçilik değerlerinin ele geçiremediği hayatlar varlığını sürdürüyor. Yalnız değiliz. Ve asla yenilmeyeceğiz! Aynı dilden haykırmamız boşuna değil: Venseremos!

ŞİİRLİ ADIMLAR

Macaristan’ın tarihi köprülerinde, eski binalarında, meydanlarında dolaşırken, biz mi Selçuk Ülger’e eşlik ediyoruz, o mu bize? Birçok yerde, kitabın içine girip yürüyoruz. Ve satırların arasından şiirler çağıldıyor. Tanıdık sesler.

Özgürlük ve aşk
Vazgeçemediğim iki şey.
Aşkım için feda ederim canımı
Özgürlüğüm içinse aşkımı

diyor Petöfi.

Estergon’da, Maria Valeri Köprüsü’nün altındaki salaş bir kahvenin verandasında dinleniyoruz. Nazım’ın Barvihka Sanatoryumu’nda kederle yazdığı “Vasiyet”ini mırıldanıyoruz.

Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
-öyle gibi de görünüyor-
Anadolu’da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse,
tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani.

Kederli, içten, sımsıcak anekdotlarla ilerliyor kitap. Şiirlerle, bazılarını ilk kez okuduğumuz, Selçuk Ülger çevirisi şiirlerle… Son bölümlerde tekrar Almanya’ya dönüyoruz. Taksicimizin Vietnamlı genç müşterileriyle tanışıyoruz. Ve isimsiz güzel insanlarla, onca dostla, olanca umutla.

Bir de Fakir Baykurt. Usta yazarımız da konuklarımız arasında. Frankfurt yakınlarına yolu düşünce, Fakir Baykurt’ta elbette Selçuk’u arıyor. O dost evde kalıyor, o taksi ile yolculuk yapıyor.

Siz de öyle yapın dostlar. Olur da yolunuz düşerse, orada bir eviniz, bir taksiniz olduğunu unutmayın.

Zafer Köse
zaferxkose@gmail.com

***

Kavanozdaki Yürek, Selçuk Ülger, Kaynak Yayınları

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika, Seyahat Kitapları, Şiirler
Süryani Atasözleri , Ercan Akçay

Süryaniler, kökenleri 5000 yıl öncesine giden bir toplum. Mezopotamya'da yeşeren ve uygarlığın gelişiminde önemli rol üstlenen eski Mezopotamya halklarının yani...

Kapat