Furuğ’un bahçesine buyurmaz mısınız?

yaralarım_aşktandırKimi şair ve yazarların okurlarıyla buluşması sonraki kuşaklara denk gelir. Edebiyatın zamanı ve mekânı aşan gücü ölümsüz buluşmalara imkân tanır. Genç yaşında hayata veda eden İranlı kadın şair Furuğ Ferruhzad da hayatının son dönemlerinde tanınır hale gelmesine karşın, öncü edebi kişiliği gerek kendi ülkesinde gerekse dünyada ancak sonraki yıllarda teslim edilen isimlerden. Türkiye’de de her geçen gün yeni bir kitapla okurla buluşan Ferruhzad, sevenleri için ilhamın ta kendisi. Bu ilhamı pekiştirmek üzere son olarak Ferruhzad’ın ‘Yaralarım Aşktandır’ kitabı Haşim Hüsrevşahi’nin çevirisi ile Totem Yayıncılık’tan beşinci baskısını yaptı.

‘Şairin hayatı şiire dahil’

Sanatı hayattan ayrı tutmamış, günlük hayat sıradanlığı içinden büyüyü ortaya çıkarmış ve “iyi insan” olmak, öyle kalmak için mücadele vermiş bir insan olarak Furuğ Ferruhzad ‘ın ‘Yaralarım Aşktandır’ başlıklı geniş şiir seçkisi, şairin hayat hikâyesi, Rıza Berahani’nin Ferruhzad şiirine dair sosyolojik, toplumsal, edebi düzlemde kapsamlı değerlendirme bölümü ve şairin babası, kardeşleri ve sevgilisi yönetmen İbrahim Golestan’a yazdığı mektuplarla zenginleşiyor.

Albay babasının despotluğundan kaçarak on altı yaşında evlenerek sığındığı resim ve edebiyatla uğraşan, hicivci şair Perviz Şapur’un yanında da aradığı hayatı bulamayan genç bir kadın Furuğ. Aslında bütün hayatının Leitmotifi erke karşı amansız bir mücadele. Gerek Şah rejimi altındaki baskı gerekse toplumsal hayatta kadının kendini var etmesine yönelik kısıtlayıcı eril tahakküm, onun kendi biricik değerini farketmesini ve özgürleşmesini sonraki yıllara erteledi. Bütün mücadele gücünü ise şiirden aldı. Bundan sebep şiir Furuğ’un yazdığı değil yaşadığı bir şeydi. Anlamın ta kendisiydi.

‘Hissediyorum ki o, oğlumdur’

Perviz Şâpûr, âşık olduğu ama birlikte mutlu olamadığı bu kadına en büyük acıyı yaşatarak boşanmalarının ardından Furûğ’un aşkla bağla olduğu oğlu Kamyâr’ı görmesini yasaklar. Kaderin cilvesi gereği bir çocuk servisine çarpmamak için direksiyonu kırıp da oracıkta can verdiğinde 33 yaşındadır. Ama ona sorsalar, takvimi Kamyâr’a ayarlı zamanla, son 14 yıldan bahsederdi mutlaka.
Bu noktada hayata küsebilirdi Furuğ. Her anne ve çocuk görüşünde acından kuntlaşabilirdi. Ama o, başka bir yolu seçti. Şiirin yanı sıra büyük emek verdiği sinemada, kamerasını yani aslında gözü ile kalbini, kaderlerine terk edildikleri bir mahallede yokluk ve sefalet içinde bir hayat süren cüzzamlılara çevirdi. Onlarla birlikte yaşadı ve lanetlenme hikâyelerini 1962’de ‘Kara Ev’ adını verdiği filmle anlattı. Bu özgün belgesel dünyanın çeşitli yerlerinden ödüller kazanırken kendisi bu konuyu tamamlanmış saymak yerine hayatının en önemli parçası kıldı. Cüzzamlılar evinde tanıştığı Hüseyin Mansur isimli çocuğu evlat edindi. Bir anneye yaşatılan zulme bundan daha müthiş bir karşılık bilmiyorum.

Tek sığınağı, varoluşunun anlamı şiirdir. Haksızlığı, isyanı, aşkı ve yalnızlığı şiirlere akıtır. Film yapımcısı ve yazar İbrahim Golestan’la tanışmasıysa hayatının dönüm noktasıdır. Golestan Film bünyesinde kendini her koldan yetiştiren Furûğ, evli İbrahim Golestana aşık olmasının ve bu aşktan hareketle şiirinde de cesur imgelerle sevişmeden ilahi aşka uzanan bir izlekte ilerlemesinin bedelini ahlâksız bir kadın olarak yaftalanarak öder. Bu noktada akışı bir kez daha değiştirir. Hayatın ve edebiyatın kıyılarına itelenmişken bir ömürlük sorumluluğu gönüllü olarak üstlenir ve cüzzamlılar evinden ana ve babası cüzzamlı olduğu için cüzzamlılar evinde yaşayan Hüseyin’i evlat edinir. Türkçede 2002’de Om Yayınevi’nden Hatice Gülcan Topkaya’nın çevirisiyle çıkan ve şaire ilişkin ilk Türkçe kaynaklardan biri olan ‘Bir Başka Doğuş’ta bu kararının gerekçesini bir manifesto edasıyla açıklar: “Kamyâr’ın düşünce ve tasası rahat bırakmıyordu, beni öldürüyordu. Hüseyin geldiğinden beri daha huzurluyum. Aslında bazen onun yüzünde Kamyâr’ı görüyorum. Ellerinin tutup saçlarını okşarken Hüseyin mi Kamyâr mı diye hiç düşünmüyorum. Farkı yok. Hissediyorum ki o oğlumdur.”

Hayatın ilahi adalet mekanizmasına akıl sır ermez. İkisi de mücadeleden doğan bu iki oğul, hoyrat erilliğin hayattan silmeye çalıştığı anneyi yeniden doğurdu. Furuğ’un zorla elinden alınan, ilk aşkı Kamyâr İngiltere’ye mühendis olmaya gönderilse de, bir yıl sonra eğitimini bırakıp resme adar hayatı ve Füruğ’un şiirlerinin peşinden kayıp annesini resmeder, yeniden ve yeniden var eder. Diğer oğul Hüseyin ise annesinin şiirlerini Almancaya çevirir, onu İran’ın sınırlarından çıkaranların en anlamlı üyesi olur. Onların varlığı en büyük kanıttır; Furuğ acıdan sevgi damıtmayı başarandır.

Soğuk mevsimin başlangıcı

Furuğ Ferruhzad’ın o kaza olmadan kısa süre önce matbaaya yetiştirdiği son kitabı ‘İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcın adını taşır. Furuğ, üşümeyi iyi bilenlerdendir. Şahın monarşisi altında, mollanın bağnazlığı altında geleneklerin, genel ahlakın baskısı altında kadınlığını ve bireyliğini talep etmenin bedelini yalnızlıkla ödemiş bir ruhtur, kavimdaştır bana.
Kitaba adını veren ‘İnanalım Soğuk Mevsimin Başlangıcı’na, aynı zamanda bir ölüm kehanetidir. Yeryüzünde yapacağı ve yaşayacağı bu kadar çok şey olmasına ve hayata deli gibi bağlı olmasına karşın yaşlı, bilge bir ruh doygunluğuyla ölümü bir nevi nihai huzur olarak resmeder:
ve bu benim
yalnız bir kadın
soğuk bir mevsimin eşiğinde
başlangıcında yeryüzünün kirlenmiş anlamanın
ve gökyüzünün yalın ve hüzünlü umutsuzluğunun
ve bu beton ellerin güçsüzlüğünün
zaman geçti
zaman geçti ve saat dört kez çaldı
bugün aralık ayının yirmi biridir
ben mevsimlerin gizini biliyorum
ve anların sözlerini anlıyorum
kurtarıcı mezarda uyumuştur
ve toprak, ağırlayan toprak,
dinginliğe bir belirtidir.

“bitti artık” dedim anneme
“hep düşünmeden önce olur olanlar
“gazeteye başsağlığı ilanı vermeliyiz” dedim.

Furuğ Ferruhzad, sağlaması hayatla yapılmış bu yeni şiir için son derece özgün bir edebiyat dünyası yaratır. Haşim Hüsrevşahi kimi noktada, özgün metne fazla bağlı kalmaktan ötürü geniş zamanlı mişli geçmiş eklerle tutuk bir tınıya sebebiyet verirken şairin bugün feminist okumalar açısından bir hazine ifade eden dil ve üslubunu şöyle tanımlar: “Furuğ kadının kendi bedeni ve cinsel hisleri hakkında cesurca şiirler yazarken yazarken bir yandan da klasik Farsça şiirde ve özellikle de Hakani ve Mevlana’da gördüğümüz yinelemelerle, şiirin içine gönderilerle, erilin ‘gözünden’ kaçan ayrıntıları duyurarak, dilin bütünselliğini parçalayarak, sosyal zorbalığın yanında bizzat dilin gramatik zorbalığına karşı koyarak ve diğer bazı özellikleriyle dişil dilde şiir örneklerini vermiştir. Hem de neredeyse altmış yıl öncesinden.”
Furûğ aslında şiiriyle hayata iman eder. Üşüdüğü ve uğruna alev alev yandığı hayata… Ezel ebed sevgilisi İbrahim Golestan’a adadığı şiirinde aşka ve yaratıcılığa aynı anda ibadet etmesi bundandır ve bizlerle sırrını da kudretini de paylaşır:
“tüm varlığım benim, karanlık bir ayettir
seni, kendinde tekrarlayarak
çiçeklenmenin ve yeşermenin sonsuz seherine götürecek

ellerimi bahçeye dikiyorum
yeşereceğim, biliyorum, biliyorum, biliyorum
ve kırlangıçlar mürekkepli parmaklarımın çukurunda
yumurtlayacaklar”
O kırlangıçların yumurtalarından hepimize bir pay düşüyor…

Karin Karakaşlı
28.08.2015 http://www.agos.com.tr/

Furuğ Ferruhzad
Yaralarım Aşktandır
Çeviri:
Haşim Hüsrevşahi
Totem Yayıncılık
296 sayfa.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Şiir Kitapları
Savaş, Barış ve Sanat – Adil Okay

“askere aldı beni franko acımasız bir er yaptı kaçmadım çünkü korktum kurşuna dizer diye korktum o yüzden savaştım hak ve...

Kapat