Geçmişin Hayali – Alkan Darcan

Bir kuyunun çıkrığında sallanan ipe tutunup, yolculuğa çıkmaya hazırlandığım sırada, kuyunun derinliklerine doğru; göreceğim şeylerin bu denli ilginç olabileceğini muhakkak ki, tahmin edemezdim. Hayal gücümü bunca zorlamadan, geçtiğimiz yolu bulabilmekti amacım…
Satirler değildi görmeyi umduğum veya yeşillikler arasında akan berrak nehirler. Masmavi gökyüzü, pırıl pırıl güneş çok uzaktı düşlerime bile. Uzanıp toprağa, minicik bir karıncayla sohbet edebileceğimi düşünmemiştim.
Yanımdan vınlayarak geçen okların sesini duymayı dilemezdim şüphesiz. Truvalıların atına uzaktan el sallayıp, Romalıların tiyatrosunda biten oyuna alkış tutacağımı, İskenderiye’de Patrik Mukavkıs’la şarap içeceğimi ummamıştım…
Tıpkı O’ nun sıkı sıkıya tuttuğum ellerinin, benim ellerimi artık sıkamayacak olduğunu fark edemediğim gibi. O ellerin bir gün buz gibi olabileceğini aklıma hiç getiremediğim gibi.
Geçmişte yaşamayı isterdim sanırım. Yalan bu kadar yüzsüzleşmemişken henüz. İnsanlar birbirleri için, sevgi adına, dostluk adına canlarını düşünmeden verebiliyorken mesela. Maddiyat tüm duyguları henüz öldürmemişken yani…
Atılan oklarla yaralanmış küçük ceylanlardan birini kucağıma alıp, veteriner kliniği arar gibiydim, diğer yaralı ceylanların yarasına söğüt yaprağı saran Amazonlar, anlamsızca bakarken ardımdan. Beni esir almasınlar diye, kaçmak zorunda kaldım, Trakya’dan. Kol ve bacaklarını, isyan etmesinler diye kırdıkları küçücük erkek çocuklarına ağladım, Olympos Dağı’na dayayıp sırtımı. Tanrılar bile aldırış etmedi bu isyankarlığıma…
Tüten dumanların Amerikan yerlilerinin değil de, fabrika bacalarının olacağını düşünemedim.
Sel olmuş akıp giden sularla sürüklenirken masumiyet, dua etmek düştü bana, içimde geçmişin sızısıyla…
Sevdiklerinin cansız bedenlerine dokunduğunda, yaşadığın o çaresizlik var ya, hani o çıkış kapısını bulamamak bir türlü, hani o sonsuzmuş gibi gelen karanlık..
Yaşamın ta kendisinde tüm bunlar. Yaşanmış, yaşanıyor olan ve yaşanacak. Hayal dünyaları uzak değil gerçekte yaşamımıza. Geçmiş, çok geçmemiş aslında. Binlerce yıl öncesi, uzakta değil bugünümüze…
O günlerde, mağara duvarlarına resimler yaparmış “homo-sapiens”ler, bugün; onların resimlerinin üzerine isimlerini yazıyor, kimi Hasan’lar, kimi Dursun’ lar. O zaman da mağaraya saçından sürüklermiş kadını, adı bile olmayan insan, bugün evinde sürüklüyor yine saçından kadını, artık adı olan ama insan olamayan…
Dedim ya, geçmiş aslında çok da geçmemiş, ardıma dönüp baktım da yazımı yazmadan… Geldiğimiz yol, insanlığa ulaşma yolunda, yarım arpa boyu bile olmamış…

Alkan Darcan
İstanbul, 18/10/1998

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Stephen Jay Gould – Okan Yolcu

Stephen Jay Gould (1941-2002)'un hayatını araştırmaya başladığınızda karşınıza çıkacak olan şudur; Amerikalı paleontolog, jeolog, zoolog,taksonom ve bilim tarihçisi. Kendi dilinin...

Kapat