“Kumrunun Gördüğü” adlı kitaba dair – Ümit Cingöz

Kumruların, kedilerin, parça parça edilen gemilerin görebildiği; ama dikkat edilmezse herkesin göremediği öyküler… Gerek kurgudaki, gerek içerikteki özgünlük ve arayış kendine has bir öykü dilini ve kurgusunu yakalamayı başarıyor. Öykülerin çoğu klasik kurgunun dışında gelişiyor. Gerçeğin nerede başladığı, nerede ?üste? çıktığı, nerede derine indiği kestirilemiyor. Öykülerin bu yönü de ?Büke Öykücülüğünün? özgün yönünü oluşturuyor. Büke kurguyu da gerçekliği de eğerek, bükerek, birden keserek, biçerek, dolandırarak, karıştırarak, bilinci de bilinçaltını da birbirinin içine geçirerek oluşturuyor.

Öyküde gerçeklik, yaşanmışlık, toplumsallık arayanlar da birey ve bireyin iç dünyasını, kendisinden bir parça bularak okumak isteyenler de kendilerine seslenen öğeler bulabiliyor. Büke, bireyi algılanabilir bir toplumsallık içinde vermeyi başarırken; toplumun da bireyi nasıl kuşattığını, şekillendirdiğini, göze batırmadan, sloganlaştırmadan aktarabiliyor. Öyküye bakan her göz, öykülerden kendi payına ne düşüyorsa onu alabiliyor. Öykü kişileri ile duygusal bağ da kurmak mümkün; toplumsal sınıfların bireylere yansısını algılamak da. Slogana kaçırmadan, göze sokmadan? Biçimsel dokuda özgünlük görmek de mümkün; içerik, samimiyet ve yaşanmışlık da.

Kitap iki ana bölümden oluşuyor: Birinci bölüm ?Tuzdan Köprü?. Bu bölümdeki öyküler ikinci bölümdeki öykülere göre daha kısa. Adına uygun düşen öyküler? Tuzdan köprü nasıl kuruluyorsa, öyküler de öyle kuruluyor. Masalı da içine alarak, gerçeği de içinde gizleyerek, kurguyu da dille süsleyerek? Rüyalı, sayıklamalı, kedili, uzaygemili, mektuplu, hayata dönüşlü, ölüme gidişli, sanrılı öykülerden oluşuyor ilk bölüm. Sonra açlık grevleri geliyor, tüm toklara, şiş göbeklere inat! Derken cumartesi anneleri ortaya çıkar mahur mahur, kendilerini sezdirmeden, inançlarını yitirmeden. İnsanlığını tümden yitirenlere inat! Vesikalıklar çıkar anneli, çocuklu, çöpçülü, delisini de unutmadan? Sonra bir çocuk altını ıslatır, duvar çığlık atar. Bir baba gider. Gelmez sonra. Sevişme, birinin peşinden sürüklenir. Kırmızı ayakkabılı? Sonra mayıs gelir birden. Herkes, herkesleşir. Görünmeden bağlanır öyküler birbirine. İşten çıkarılır hiç yere. Zaman, zamanı vurur. Bir kuş olur öykü? Uçar, uçar, uçar? Yine de her uçana inanmamak gerek! Gerçek de olsa öykü de olsa kuş da olsa? Kötülerin karası bulaşır her yere, içine şiir de alarak; oysa memleket ak günleri yaşıyordur. Kafeslere girilmiştir koca katlı, camlı binalarda modern, modern? Günah yazarındır kime ne! O taşımıştır yıllarca yükünü. Kime ne? Ruhi Bey?e de ne? Biz nasılız, Ruhi Bey nasıl, hepimiz nasılız? Sardunyalar soldu mu? Uzaylı mıyız yoksa? Yoksa uzaygemisi kadar yalnız mıyız? Kime ne? Belki bir sardunya büyütmedi de bir uzay gemisinden düştü Ruhi Bey! Kim bilir? En iyisini anası bilir, sardunya bilir, kediler bilir, tuğla bilir, Adnan bilir, Adnan. Mahallenin ölüleri de bilemez, mor et parçası da? Akhisar Oteli kâtibi Zeki Kıraç, tozlu bir çekmecenin içinden seslenir belki babası ölünce? Yağmur yağar, Akif ölmez. Gırnatacı Selim de ölmesin? Babalar da ölmesin. Hem babalar ölür mü hiç! Bir de arka bahçedeki kumru? Sustalı… Arka bahçelerdekileri görüp de ölme mi insan? Elbet ölür. Kesik.
Sesler gelir sonra ikinci bölümden. Biri uzun, biri az uzun, biri hiç uzun öyküden. Sayıklamalı, sanrılı, rüyalı başlar. Uyandıkça, okudukça belirginleşir kurgu. Ölüm değil de yaşam ağır gelir kimilerine. Mektup gelir fotoğraf aralarından. Ne Şen Yuva Apartmanı?ndan ne de sevgiliden… Bir sevgili öldürülür hiç yerine. Yağmur bile götüremez ondan kalan acıyı. Acı dağ olur. Kalkmaz yerinden. Kaplar her yeri. Hikmet taşır acıyı. Tersaneli öykü gelir. Acısı dağdan da büyüktür. Ama taşıyamaz tersane patronu. Parası da taşıyamaz. Belki mühendisle şoför Ahmet taşır. Acı, bir arabanın camlarını indirir de dinmez. Kussa da çıkaramaz içinden. Sızım sızım okura da bulaştırır. Bilmek mümkün mü? Raci Bey? Senem kim, Seyhun kim?
Sesler, sesler, sesler? Üzerimizden sesler, kokular, kuşlar geçer? Kırlangıç sürüsü geçer üzerimizden. Gözlerimizi kapamayalım. Kumrular için? Kumrular için okumak gerek? Kumrular için?

Ümit Cingöz

Kitabın Künyesi
Kumrunun Gördüğü
Ahmet Büke
Can Yayınları / Öykü Dizisi
İstanbul, 2010, 1. Basım
184 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları
Geçmişin Hayali – Alkan Darcan

Bir kuyunun çıkrığında sallanan ipe tutunup, yolculuğa çıkmaya hazırlandığım sırada, kuyunun derinliklerine doğru; göreceğim şeylerin bu denli ilginç olabileceğini muhakkak...

Kapat