?Yazdıkça hatırlar insan!?

?Romanın arkasına saklanabilir yazarlar. Trençkotla siste yürüyen insanlar gibi. Vücut kıvrımlarını göremezsiniz. Sadece gittiği yönü anlayabilirsiniz yazarın. Ama öykü öyle değil işte. En sevdiğiniz öyküyü usul usul yeniden okuyun. Yazarı sizden gözlerini kaçırmaya uğraşacaktır. Ama nafiledir bu da. Bir sarraf tartısı gibi anlarsınız onun kıymetini.? (s. 68) diyor Ahmet Büke son kitabı ?Yüklük?te. Üzerine çokça yazılmış, tartışılmış temalar etrafında gezinerek ufak ayrıntılardan kendine özgü bir öykü evreni yaratan Ahmet Büke; çocuk işçilerden, çocuk mahkûmlardan, askerlik hikâyelerinden dem vuruyor, ironiyle zenginleştirdiği kederi bir nehre bırakıyor. ?Yazdıkça hatırlar insan.? (s.38) diyerek, yazdığı öykülerle okura da unutmaması gerektiğini anımsatıyor. Böylelikle az sözcük kullanarak anlatımı durulaştırdığı öykülerinde, yazarın güçlü ve etkin yanını kavrıyor, kıymetini anlıyoruz.

?Hâl? ve ?Bakiye? başlıklı iki bölümden oluşan ?Yüklük?te yer alan on beş öykü birbirinden ayrılırken yine birbirini tamamlıyor. İlk bölüm ?Hâl?de halimiz, çocuklar vesilesiyle görünür kılınıyor. Yazar; masum, mahzun çocukların hikâyelerini bağıra bağıra, ağlata ağlata anlatmıyor. Sözcük tasarrufu yapan bir yazarın dramı da su gibi akıtması beklenemez zaten. Ancak cezaevindeki çocukların ıstırabını da, yaşamı pahasına üç beş kuruş için çalışan çocuk işçileri de kalbimizi sıkıştıran bir yumrukla beraber okuyoruz. Acının izleri zor silinir elbet, ama devran haklıdan yana dönecektir günün birinde, biliyoruz. ?Gece daha uzun sürecek, güneş daha uzun doğacak. Zamanın eğilmesinden kurtulmayacak kimse. Herkes hak ettiğini ölmeden bulacak. Ağlayacak, çok ağlayacak âlem. Annem: Bütün anneler gibi bu dünyada adalet istiyor.? (s.38)

İlk bölümün son üç öyküsü, teknik açıdan diğerlerinden daha ayrı duruyor. İroninin baskınlığı postmodern bir anlatıma yöneltiyor. ?Her Şeyin Teorisi?nde öykünün kahramanı, bir Angus sürüsü ve onların lideri Jar ile uğraşırken ?ağır dönen bir değirmen taşı? olan devlet ile tabiatın karşı karşıya gelişini izliyor. ?Salinger Yazıtları? öykücünün ahiti gibi adeta. Büke; öykü bilenin yere kanıyla yazdığı ?Bu öykü kıyamete kadar silinmeyecek. Zulüm kimsenin yanına kalmaz.? (s.53) sözlerini vurguluyor ve ?Biz bu işten vazgeçmedik. Ama gördük ki siz öykü bilenleri sevmeyeceksiniz. Biz bunu biliyorduk. Yine de sizi denedik.? (s.55) diyerek sitemini de belirtmeden bitirmiyor metni. İlk bölümün son öyküsü ?Olmayınca Olmuyor?da ise, yazar kurgusal içeriği esprili yerel motiflerle harmanlıyor.

İkinci bölüm Bakiye, Büke?nin kalbinde taht kurmuş sanatçı ve edebiyatçılarla buluştuğu kocaman bir sahne. Bu bölümdeki öyküler; ustaların ağırlandığı, dertleşme ve iç dökme metinleridir aslında. Samimiyet ve dostluk öyle yoğun ki bu öykülerde, sıcacık sohbetler aşina gelir okuyana da. Konukları; John Fante, Vüs?at O. Bener, Sait Faik, Andrey Platonov, Tina Modotti ve Sevgi Soysal?dır. İçten diyaloglarla örülen bu öyküler, öykücülüğümüz açısından bakıldığında da oldukça devrimcidir. Fante?yle Pasaport ve Kemeraltı?nda buluşup sohbet eden Büke, Vüs?at O. Bener?le Akhisar Garı?nda, Sait Faik?le Dalgakıran?da, Platonov?la Beyoğlu?nda ve Karaköy-Kadıköy vapurunda, Tina Modotti?yle Mexico City?deki evinin terasında, Sevgi Soysal?la ODTÜ çıkışında sohbet eder.

Öykünün ham hali üzerine konuşurken ?Kilden ama daha kurumamış balçıktır ya o. Böyle kızıl testiler içinde gelir. Kulağını dayarsın; içinde insanlar, kediler, rüzgâr kokusu ve kadınların etek sesleri falan vardır. Daha da vardır da kamaşır durur işte o henüz olmamış hal. Kanlı ama hücreleri daha bölünüyordur. İşte o ham hali nasıl korkutur insanı değil mi? Ama yine de kaçamazsın ondan.? (s.71) diyen Vüs?at abisini, yaşamdan ve ölümden bahsederken ?Yani yaşamayı da çok büyütmemek lazım. Ama iyi anılar bırakmak şart bak, bunu sana diyeyim. Mümkün olduğunca iyi izler bırak ardında. Sonra onların esintisi geliyor. Hissedemesen de ferahladığın anları görüyorsun yeniden yeniden.? (s.87) cümlelerini sarf eden Sevgi ablasını duyumsatır okuruna.

?Unutmak da doğuya özgüdür.? (s.78) dese de Büke ?Yüklük?te, samimiyetini yeteneği ve sorumluluk bilinciyle bütünleştirdiği öyküleriyle elbet unutulmayacak. Titizlikle kurduğu öykülerini okurken hep kendinden bir şeyler bulacak okur. ?Ama gördük ki siz öykü bilenleri sevmeyeceksiniz.? (s.55) dese de, öyküleri sevilenler arasında daim kalacak. Büke; yazdıkça hatırlayacak, bize düşen de unutmamak olacak.

*Yüklük, Ahmet Büke, Can Yayınları, Nisan 2014.

ÖZNUR ÖZKAYA

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Öykü Kitapları, Yazarlarımızın son çalışmaları
“Tiyatronun İlkeleri”ne dair – Serkan Fırtına

Ülkemizde Tiyatro alanında yapılan akademik çalışmaların kitap haline getirilmesi ile artan bir kuramsal tiyatro kütüphanesi oluşmaya başlamıştır. Ancak buna rağmen,...

Kapat