Görünmeyen kahramanlar çevirmenler

“İnsanın kendi yaşam çevresi dışındaki olgularla düşleri bilme çabasının bir sonucudur çeviri. Değişik toplulukların, ulusların, bilim, sanat, düşünce alanındaki çabalarını birbirleriyle paylaşabilme yoludur. (…) Bu yönüyle tek tek dillerin ötesinde bir ortak dildir, dillerin dilidir. Kıskanç bir tanrının, insanoğlunu bölüp dağıtmasından doğan olumsuz sonuçlara, Prometheusça bir başkaldırmadır.” (Göktürk 2002: 5) Ve çevirmenler; başkaldıran, ortak dili kurma çabasında olanlardır. İsyan eden ama görünmeyen, gizli kahramanlardır.

Çevirmenler; sosyal, ekonomik, sanatsal, medikal, hukuki, teknik, edebi, siyasi, vb alanlarda dünyanın etkileşim halinde olmasını sağlayan kişilerdir, kültürler arasında var olan görünmez kapıların görünmez anahtarlarıdır. Yazıların bulunuşundan, dinlerin ve dillerin gelişiminden bu yana kişiler ve toplumlar arası ilişkilerde adları bilinmeyen kahramanlar olarak var olmuşlardır. Tarih boyunca insanlığı ileriye taşıyan tüm gelişmeler çevirmenlerin parmak izlerini, sözcüklerinin görkemini taşımıştır.

Ancak çevirmenin görünür olmak istemesi günümüzde dahi pek çok kişi tarafından önemsenmez. Elbette, “hiçbir yazın metninin çevirisi, özgününün tıpkısı olmaya yeltenemez.” (Göktürk 2002: 42) ancak “en azından iki ayrı dildeki yazma uğraşıyla okuma uğraşının bütün karmaşık sorunlarını bir yumak gibi içerir çeviri süreci.” (Göktürk 2002: 52) Yalnız yazın çevirmenliğini bile göz önünde bulundurursak “yazın yapıtlarının çevirisi söz konusu olduğu zaman, bu tutarlılığın metin içleminden metin kaplamındaki izleksel ilişkilere değin uzanabilmesi önemlidir. İşte en çok bu yönünden dolayı yazın çevirmenliği, kuru bir anlam aktarıcılığı değildir.” (Göktürk 2002: 54) Bu yüzden de çevirmene hak ettiği değer verilmelidir.

1886 yılında oluşturulan ve telif hakları alanında uluslararası bir antlaşma olan Bern Konvansiyonu son halini 28 Eylül 1979 yılında kazanmıştır. Edebi ve sanatsal çalışmaların haklarının evrensel anlamda kabul edilmesi ve düzenlenmesine yönelik bu hukuki metin 164 ülke tarafından hemen imzalanmış, ancak Türkiye’nin Konvansiyonu kabulü 1 Ocak 1995 yılı olmuştur. Bilindiği gibi telif hakkı özgünlük fikrine dayanır; farklı her yeni ifade koruma hakkına sahip olan özgün eser gibi yazarın / çevirmenin mülkiyet hakkı olarak kabul görür. Bu, çevirmenin de özgün eser sahibi kadar hakkı olduğunu gösterir. Bu nedenle aynı özgün eser hem sahibinin hem de çevirmeninin adını taşır ve hakkı özgün eser sahibininki gibi korunmalıdır.

Oysa Türkiye’de çevirmenlerin yasalarla düzenlenen ve korunan hakları ne yazık ki özenle karşılanmıyor. Evet, bizim gibi az okuyan ülkelerde yayıncılık zor iş, ancak işini layığıyla yapmaya karar veren, çevirmenin emeğine önem veren yayıncı; adını kitap kapağına yazar, yaratıcılığını idrak edip telif sahibi olarak görerek çevirmenine emeğinin karşılığını zamanında her baskıda uygun bir yüzdelik şeklinde öder. Çevirmenler emeklerinin karşılığını alamadıklarında, durmadan yeni bir çeviriyi yetiştirmek zorunda bırakıldıkları için yaptıkları çevirilere yeterince özen gösteremeyebilir ya da işlerine karşı yabancılaşmaya başlayabilirler.

Neyse ki ÇEVBİR; sözleşmelerin ihlali, sözleşmesiz yapılan işler gibi çeşitli vakalarda üyelerine destek sunuyor. Bu sorunların olabildiğince dostane ve mahkemelere intikal etmeden çözülmesini amaçlıyor, çünkü uzun süren, yıpratıcı ve masraflı bir süreç olan mahkeme süreci aradaki ilişkileri onarılmaz biçimde bozabiliyor. Ancak bazı yayınevlerinin uzlaşmaz tutumları, birliği yasal yollara başvurmaya zorluyor. Bunda, kimi yayınevinin şimdiye kadar rahat hareket etmeye alışmış olması veya birçok yayınevinin hukuki durumdan bihaber olması etkili oluyor.

Genel olarak baktığımızda kitap çevirmenlerinin (teknik veya akademik çeviriyle ilgilenenlerin de) en temel sorunu ücretlerin düşük olması ve zamanında ödenmemesiyken, altyazı ve dublaj çevirmenlerinin temel sorunu eser sahibi sayıldıkları halde tekrar gösterimlerde kendilerine herhangi bir telif ödenmemesidir. Görünmezlik ise belki de çevirmenleri en üzen şey. Çevirdikleri filmlerde çevirmen olarak isimleri yer almıyor. Çoğu yayınevi kitap kapaklarında çevirmenin ismini belirtmiyor.

Oysaki çevirmen o eseri hedef dilde vücuda getiren kişidir ve evrensel yasalara göre eser sahibidir. Bundan dolayı yayınevlerinden ve film yapımcılarından saygı görmeyi beklemek çevirmenin en doğal hakkıdır. Bu noktada okura / seyirciye de iş düşüyor. Okurun okuduğu kitabın aslında Türkçe değil başka bir dilde yazıldığını veya seyircinin izlediği filmin yabancı bir yapım olduğunu idrak etmesi ve satın aldığı kitabın yazarının yahut izlediği filmin yönetmeninin yanında çevirmenini de önemsemesi gerekir. Süreli yayınların kitap tanıtım sayfalarında da çevirmenden pek söz edilmemesi okuru ve yayıncıyı etkiler. Edebiyat çevirisinin zorlu bir iş ve süreç olduğunu kabul etmekle birlikte“çevirmene fazladan bir hak doğurmayacak bir iş olduğunu” söyleyen yayıncıların veya yazarların sayısı da az değil.

Bugün 30 Eylül Dünya Çeviri Günü! Umarım, Uluslararası Çevirmenler Federasyonu’nun (International Federation of Translator) çevirmenleri bir araya getirmek ve bu mesleği tanıtmak için yaptığı çalışmaların sonuç vermesi ile 1953 yılından beri her yıl Saint Jerome günü olan 30 Eylül’de (Saint Jerome milattan sonra 5. yüzyılın başlarında Eski Ahit’i temel alarak İncil’in Latince çevirisini yapan kişidir ve 1546 yılında Katolik Kilise’sinin bu çeviriyi resmi tercüme ilan etmesi ile de resmiyet kazanmıştır.) kutlanan Dünya Çeviri veya yaygın adı ile Çevirmenler Günü; bu mesleğe hak ettiği değerin verilmesi gerektiğini insanlara hatırlatır.

Kaynakça: Çeviri: Dillerin Dili, Akşit Göktürk, YKY, Mart 2002.

Öznur Özkaya
http://ilerihaber.org/, 30-09-2014

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Sınır ve Sınırdışı – Derleyen : İbrahim Soysüren

Günümüzde bir yandan küreselleşmenin etkisiyle dünya ölçeğinde dolaşım artar ve sınırlar daha geçirgen hâle gelirken, diğer yandan güvenlikçi kaygılar ve...

Kapat