Grinin Elli Tonu “Buralar zaten yeşil. Yeşil yol nedur ki?”

yeşil_mor_mavi_yol_projesiŞehvetli ve çok sapkın bir başlık oldu. Yapılan talanın büyüklüğünün yanında tabii çokta masumane filhakika! Bizler gibi onlarda yeşile vurgunlar. Kendi yeşilleri için bizim yeşilimizi hiç hesapsız çalıyorlar üstelik. Kendi maksatlarında diledikleri gibi de kullanıyorlar. Bir bakmışsınız yeşilin envai çeşit tonu gözleri doldurabildiğine grinin elli tonu olmuş bile. Tüh ..! Geç kaldık grinin cürretkâr arzularına yeşili hebâ ettik.

Her günümüzü neredeyse bir sonraki günün olacaklarına hazırlamak için o güne ait olanları tüketip, bitirmeye çalışıyoruz. Avrupanın herhangi bir ülkesinde ayları dolduracak, gelecek senelere de tahaaküm edecek bir gündem konusu bizde, bir son dakika haberi olarak o günde miyadını dolduruyor. Tabii hepsinin kaderi böyle mâkus değil. Kalın enselerin, son düğmeyi iliklemye yetmeyecek geniş boğazlıların meydana çıkarttıkları, günün havasını değiştirmeye yönelik yapay gündemimiz, halının altında saklanmak istenen gerçeğin yaşattığı reaksiyona göre değişebiliyor. ‘Yeşil yol’ peyderpey yazılı ver görsel medya da yer aldığında ilk kanaatler ve düşünceler ‘yine ötelenmek istenen gerçeklerin muazzam kılıfı’ olarak yankı buldu. Fakat durum öyle bir hâl aldı ki, kim bu projeyle ne için ne amaçlıyordu bilinmez ama bir infial yarattığı, uzun bir süre boyunca da bize kendilerini hatırlatacak çok başka, güzel karekterler bıraktığı yadsınamaz. Tüm yapılmak istenenlerin, düşünülenlerin yanında biz sahiden bu yapılmak istenenin ‘bu bir doğa katliamdır’ söylevinin dışında burda asıl yapılmak istenenler ve bırakacağı silinmez derin izlerle ilgili başka neler söyleyebiliriz ? Yeşil Yol’un zihinleri berrak kılacak proje aşamalarına, gidişatı ile birlikte nihayetine değinmekte de yarar var, Misalini ve aklını Birleşik Devletler’de ki ‘Green Way’den’ alan proje esasen kullandığı proje isimiyle gönlü hoş tutuyor. Birleşik Devletler’de ‘Green Way’ adı verilen yollar tamamıyla ekolojik dengenin dışına taşmadan, yabani hayatı mutlak suretle koruyan, yaşam alanlarını merkez şehirlerle buluşturan bir yol. Bizde de Batı ve Amerika hayranlığı mâlum; hiç yorulmadan ismi türkçeleştirerek adını Yeşil Yol koymuşuz. Zaten aslıyla tek ortak yönü ismi onun dışında ki her şey gerçeğin ve pratiğin dışında.
Bize hep ‘yol medeniyettir’ dediler. Önce yol gelir sonra kalkınma.. Yazıya konu olan bölgeden bir misal; Trabzon, Uzungöl’ün belli kısımlarına ancak patika yollarla gidilir hatta bölgenin ana yolu bile bozuk satıhlarla meydana gelir. Çok geçemeden turistik faaliyetleri arttırmak, insan yaşamını kolaylaştırmak adına pekte güzel ‘medeniyet etse yol da tırnaktır’ deyip kara asfaltı yere sıvadılar. Bilakis her şey daha da kolaylaştı, konaklama hizmeteri artık yıldızlarla sunuluyor, bir, iki yerle sınırlı kalmadan çok daha fazla turistik merkezle çok daha fazla hizmet veriliyor. Genel görüntü mü !? Pek mühim olmasa gerek zira doğanın yeşili gitti doların yeşili geldi. Yeşil bizde, bakiî yani telâşa lüzum yok!
trabzon_uzungöl_yollar_ve_tesisleşmenin_ardından_öncesi_ve_sonrası (2)
(Trabzon, Uzungöl yollar ve tesisleşmenin ardından öncesi ve sonrası)
Projenin her ne kadar yaratıcısı DOKAP ( Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi ) gibi görünsede bunun aslında böyle olmadığını çokta iyi biliyoruz. Nereden mi biliyoruz ? Şunlardan ötürü biliyoruz; Valiliğin komutasında 70 yaşında ki Havva Ana’yı sürükleyen, köylüyü tartaklayan, karşı çıkana soruşturma açan, işletme kapatan bir güç yerel yürütücü ve sorumluların en nihayetinde pek yapacakları, bunların büyük sorumluluklarını alacakları işler değil. Oluşan adeta bir sel gibi içine kattığı ile büyüyen bir halkın karşısnda duracak kadar çelimli de değil DOKAP. Sonra görüyoruz ki bütün bu olanların devlet erkânı tarafından oluru alınmış, adeta ‘ne gerekiyorsa yapılsın’ emirleri altında proje icra edilmeye başlanmış. 200 Küresel Ekolojik Bölge arasında yer alan Karadeniz, ‘Yeşil Yol’ projesi ile bu statüden koparılmış olacak. Samsun’dan başlayıp Rize’de son bulacak proje, kapsamına 8 şehri alarak 1, 2, 3 (yeşil,mor, mavi) diye adlandırılan 3 farklı yoldan oluşacak. Proje içerisinde esaslı olan 1.yol yani Yeşil Yol.

yeşil_mor_mavi_yol_projesi(Projelendirilen ve yapımına başlanan Yeşil, Mor, Mavi Yol projesi.)
Mânâsını da açık etmek gerek. Yeşil Yol her ne kadar projeye adını verse de duyunca ismin yüzde uyandırdığı tebessüm, işin essah olanı çıkınca meydana yüzdeki tebessüm yakışmıyor zihindekine. 2600 km’lik yolun yeşili asıl tırpanlayanı 1.yol yani Yeşil Yol. Bugüne değin katedilen yolu görmek gerçekten yürekte derinden bir sızı bırakıyor. 12 metreyi bulan genişliklere düz betonlar sonrası katran siyahı asfalt ile yeşil ikiye ayırılıyor. Üstelik bu kısım kısım değil tam 2600 km boyunca sürecek. Bu plânın asıl tehlike ihtiva eden kısmi ise yol çalışmaları tamamlandıktan sonra başlıyor. Hakezâ yalnızca bir ön hazırlık için yol çalışmasında çıkarılacak 400 milyon ton hafriyatın ‘bitevîye belediyeclik anlayışı’ ile direkt olarak uçurum bölgelerine döküp buraları adetea birer mezbele gibi kullanılıyor oalcağı içten bile değil. Dolgu şeklinde ilerleneceği düşüncesi ile birlikte asıl olanı tasavvur etmek, vahşetle birebir tevâfuk ediyor. Bu yol bittabi ki yalnızca gezmek isteyene hizmet etmeyecek daha başka birileri de olmalı , olacak! Otel, benzin istasyonu, dinlenme tesisleri vs… Bunlar ve daha fazlası bu yolun etrafına yerleştirilecek ve kim bilir belki de şişe çevrilerek kimler arasında kime ne pay edileceği belirlenmiştir. Elbette ki Rize Vali’sini protesto edip,

‘Yayla Kavron yaylası, bırak çiçekler açsın, valimize dargınızi yaramıza tuz bastı’

dizlerini içeren türküyü söylediği için 23 yıllık pansiyonu mühürlenen işletme sahibi Şazene Şahin’e pay edilmeyecek. Daha çok bizleri ‘götürmeye’ niyetlenmiş, Türgev hayırseveri, işadamı Mehmet Cengiz beyfendi ve mivallerine teslim ediliyor olacak. Mehmet Cengiz’in millet ile ilgili fantezisine bol oksijen, orman ve yeşil de eşlik edecek artık ! 2018 yılında bitirilmesi plânlanan proje için 38’den fazla noktada oteller, kayak merkezleri, benzin istasyonları, dinlenme tesisleri, kamp alanaları, av merkezleri ve de daha bir çok tesis yapılması öngörülüyor. Bunların zihinde oluşturduğu beton birikintilerini düşünmek bugünden yarına nasıl bir vahşete sürüklendiğimizi izah etemeye kâfi. Biz bir damla yağmur suyu boşa gitmesin diye dolu bardaktaki suyu yere bocalayıp, damla damla bardağa yağmur dilendiğimiz için, olanlar, olacaklar bizi sadece üzüyor artık. Sahiden durup düşününce “bu memlekette en son neye ne kadar şaşırdık” diye, öyle geliyor ki aklımızda pek bir şey vukuu bulmuyor.Artık her şey o kadar olağan ki …

2011 yılında Erzurum’da kış olimpiyatları için hazırlanan, milyonlarca lira yatırım yapılan tesisler bugün ‘dikkat yıkım tehlikesi vardır’ uyarı tabellalarıyla çevrilmiş. Ki toplam harcanan paranın 650 milyon liranın üstünde olduğu belirtiliyor.Oyun parkurları haber bültenlerine çöktüğü için konu olmanın dışında hiç bir soruşturmaya ya da davaya tabii tutulmadı.

Mor Yol bir diğer tabirle 2. Yol ise 5 şehrin ( Ordu, Giresun, Gümüşhane, Rize ve Bayburt) soluğunu tıkayacak. Yeşil Yol’a bağlanan ana bağlantı yollarından oluşacak bu yol projesi üzerinde de yine bir çok tesisin inşası öngörülüyor.
Mavi Yol, 3. Yol ise ‘Yeşil Yol projesi içindeki en kısa mesafeli yolları oluşturacak. Daha çok birbirine sınır olan iller arasındaki yaylaların yollarını birbirine bağlayacak. Tabii olarak burda da işletmelerin yapılması plânlar dahilinde.
Tüm bunların yanında oldukça önem teşkil eden lâkin muallakta kalan bir kaç husus var. Bunların başında proje için gerekli donanım ve ölçümlerde ÇED raporunun oluşturulmamış olması baş gösteriyor. Sivil toplum örgütleri ile berabar akademisyenlerin yaptıkları çalışmalarda bu projenin tam teşekkürlü bir ÇED raporunun mahkeme yoluyla durduralabilecek yasadışılıkta olduğunu belirtiyor.Yöre halkında, ÇED’in yalnızca çevresel faktörleri değil insanların sosyal yaşamlarının da irdelenmesinden yana görüş bildiriyorlar. Bununla birlikte inşaat çalışmalarında kullanılacak makine-iş gücü ve diğer malzemelerin (kimyasal maddeler, patylayıcılar) türleri ve mikatarları belli değil.

Proje tamamlandıktan sonra başta Arap turistler olmak üzere yılda yaklaşık 2 milyon turist bekleniyor. Burda da ülkece ‘en büyük’ tutukumuz peydah oluyor. Yayla turizmini tamamıyla yeşille kaplanmış bir gezi olarak düş edenler onları artık unutmalı. En büyük otellerde, en büyük restoranlarda, en büyük dinlenme tesislerinde, en uzun asfalt yayla yollarında az yürünsün çok para harcansın, ‘az harcadık çok kazandık’ birileri diyebilsin diye plânlı, programlı bir katliâm yapılıyor. DOKAP proje kapsamında belli belirsiz olan yolların yenilenmesi ek olarakta 40 km’yi bulan yeni bir yolun yapılmasından bahis açıyor ve işin mali hesabınında 570 milyon lira olduğunu belirtiyor. Şark kurnazının Ali Cengiz oyunları ! Bugüne değin yapılan yolların uzunluğu tek noktada (Rize – Kaçkar Dağı) 50’kim yi geçmiş durumda . Yani bu 570 milyon sadece 40 km yol ve olan yolların yenilenmesi için mi yalnızca?

“ Herkesi bir kere kandırabilirsiniz, birini her zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız.”

Bunların yanında biz yine pek çok şeyi çok merak ediyoruz. Düşünce olarak ana gayenin bize verilenden çok daha fazlasına muvafakkız; bu projenin zengini daha zengin etmek, milli park ve sit alanı olan yerlerin imara açılmasını sağlamak, HES’lerle zayıflatılan bilinçleri tamamıyla yok etmeye çalışmak. Aklımızla, vicdanımız arasında gel-git yapıp hiç bir biçimde yanıtını bulamadığımız sorular var.
Meselâ;
1. İspir’de bulunan ve bir hayli zengin altın maden yatakları imara açılıp ‘belli kimselere’ peşkeş çekilecek mi?

2. Çıkacak milyonlarca ton hafriyat getirilip denizlere mi boşaltılacak ( bu son derece maliyetli ve oldukça zaman olan bir yöntem) yoksa çalışmaların sürdürüldüğü alanlara en yakın uçurumlardan al aşağı mı edilecek (şayet bu şekilde yapılacaksa bölgenin Habitatı bozulmayacak mı) ?

3. Proje alanında bulunan yayla florası ve faunasının çalışmayla yaşam alanlarının sürdürülebilirliğinin teminatı verilebiliyor mu?

4. Yıllaryılı yaşamlarını, geçimlerini yaylalardan sürdüren insanaların arazileri, evleri ellerinden alınacak mı?

5. Yapılacak tesis ve yerşkelerin işletme hakkı şimdiye dek kimlere, ne şartlarda, hangi dayanakla sağlandı?

6. Bölgede bulunan STK’lardan, üniversitelerden görüş alındı mı ? Eğer alındıysa görüşmeye ait raporlar nerededir ?

7. Proje kapsamında yapılacak yolları ve tesisleri kullanacak araç ve sayısı ne kadardır ? Bunların gereksinimleri karşılayacak altyapı çalışmaları yeterli midir ?

8. Yüksek irtifada yapılacak yolların eğim, sağlamlılık, acil durumlarda ulaşılabilirlik gibi hususlar düşünüldü mü?

9. Proje kapsamında kesilen ve kesilecek ağaç sayısı ve türleri nelerdir?

Sorular bunlar yanıtlar da aslında açık ama bizim görebileceğimiz kadar açık edilmiyor. Eğe bir gün cenneti görmek istyenlere yine o yemyeşil patika yolları sunacağız.

“Buralar zaten yeşil. yeşil yol nedur ki?”

Erdal Büyüktaş

Yorum yapın

Daha fazla Doğa, Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Dağ Kokusu -Kalbini Arayan Kavmin Öyküleri- Seyit Oktay

Edebi üretimin boyutlarından biri de özelden kamuya ulaşmanın yordamlarından olmasıdır. Anlatı ve hikayeleştirmede ilmek ilmek örülen kurguda, sisle kaplı karlı...

Kapat