“Bizim intikâmımız çocuklarımızın atacağı kahkahalar olacak.”

Bobby Sands2Yazı tahmin ettiğimden uzun ve biraz da detaylı oldu. Ama tasavvur ettiğimden fazlası yazıya dönüştü. Ama hâlâ da eksik geliyor. Derlemenin ana kaynağını Yordam Kitap’tan basımı yapılan, Denis O’Hearn’ın yıllar yıllı araştırması, okuması neticesinde kaleme aldığı ‘Yarım Kalmış Bir Şarkı’ kitabı oluşturuyor. Bobby Sands’ın hayatının ve mücadelesinin yanında Bobby’nin arkadaşlarının ve de ailesinin de oldukça katkıda bulundukları bu kitabı okumanızı öneririm. Kitapta aşağıda yazılı olanlardan daha fazlasını ve yaşanılan duyguların kolay aktarımını bulabilirsinz. Bilinmeyenleri bizlere hazırlayıp sundukları için Denis O’Hearn’a, Yordam Kitap’a, Hayri Erdoğan’a teşekkürlerimi sunamk istiyorum. Bunun yanında bir kaç çeviri ile tutuğum notlardan ve de Bobby Sands’in günlerce cezaevi görevlilerinden saklayarak, tuvalet kağıdına yazıp dışarı gizlice gönderdiği ‘Hücremde Bir Gün’ kitabını da kaynak olarak kullandım.

Açlık grevlerine, ölüm oruçlarına yabancı değil bu topraklar. 1984’de, 1996’da, 2001’de.. Büyük yürüyüşler hep sürdü. Zulme karşı direnenlerin elbette ki son çaresidir bedenini açlığa yatırmak. Tarih bu zorlu yolculukları birer birer nakşetti. Kimisi meşale oldu kimisi zincirin en sağlam halkası. Ortak bilinçleri onurlu bir yaşam, çocukların mutlu uyandığı sabahlardı. 1996 yılında başlatılan ve zaferle nihayet bulan ölüm orucunun bilincinde de şüphesiz Bobby Sands’ın cevher gibi yüreği ve zihinlerde ufuk açan fikirleri vardı. 2001’de başlatılan ölüm orucunun meşalesiydi Bobby Sands…

Bobby apolitik bir yaşamın içerisinde olmayı yeğlememiş, dayatılan, insan onurunun kabul görmeyeceği, etnik ayrımcılığa karşı çıkmış ve çocukluğunun sonu, gençliğinin başında Dünya Devrim Tarihi’ne geçen mücadeleye katıldı.
Kuzey İrlanda’da bağımsızlık mücadelesi verenlere karşı İngiliz Hükümeti ‘insanlık dışı’ denebilecek neredeyse tüm yolları denemişti. Günümüzde de sıkça tesadüf ettiğimiz artık bizlerde olağandışılık yaratmayan ve okuyunca size çok tanıdık gelecek bir örnekleme; dönemin başbakanı, faşist Margaret Teatcher mahlası ile Demir Lady’nin tüm politkalarını tartışmasız kabul gören ve müdâfa eden Spectator’ın editörü Paul Johnson New Statesman’da şunları yazdı;

“İrlanda’da yüzyıllardır her tür formülü denedik: dolaysız yönetim, dolaylı yönetim,, soykırım, ırk ayrımı (apartheid), kukla parlemontolar, sıkıyönetim, sivil yönetim, kolonileştirme, toprak reformu, bölünme.. Hiçbiri işe yaramadı. Denemediğimiz tek çözüm mutlak ve koşulsuz geri çekilmedir.”

Bobby Sands henüz 15’li yaşların başındayken öğrendi katolik olmanın iyi bir yaşam için yeterli olmadığını. Yaşamın yazılı olmayan fakat yüzyıllardır süregelen bir kuraldır adeta azınlıkların daimi olarak ezilmesi, egemenlerin tekelinde yaşaması. 60’lı ve 70’li yıllarda, Büyük Britanya Krallığı’nın, totaliter rejiminin güç gösterisini ihmal etmeden gösterdiği Newtownabbey’de (Kuzey İrlanda) Katolik olmak bu baskıcı zumreden payını almaktan başka bir şey değildi. Onurlu bir halk dünyanın neresinde ve ne şekilde olursa olsun vicdanının kabul etmediğini asla kabul görmez. Bunun nihayeti ölüm dahi olsa. Bobby arkadaşlarının kendisinden uzaklaştığını, yıllar yılı kapı komşularının kendileriyle olan ilişkilerinin sınırlarını çizdiğine şahit oldu. Bunlarla beraber kendileri gibi Katolik olan arkadaşlarının da gitgide bağlarını sıkılaştırdığını gördü. Protestanların, Katoliklere karşı giriştikleri etnik, ayrımcı, çoğunluğun azınlıklar üzerinde kurduğu baskı giderek artıyor, yetişkinlerin yanısıra daha dün aynı sahada top yuvarlayan takım arkadaşları birbirlerini sokakların tenha kısımlarında sıkıştırıp bir dövüş başlatıyorlardı. Bobby’de bundan payına düşeni aldı. Protestanlar devletin hiç saklamadan verdikleri destekle baskılarını arttırıyor, tabir yerindeyse insanları zorunlu göçe, kabul etmryenleri de cebir ve şiddetle vazgeçirmeye çalışıyorlardı. O kadar ki Protestanlar ellerinde silahlar ve sopalarla kurdukları devriyelerle önceden işaretlenmiş Katoliklerin evlerine çeşitli saldırılarda bulunuyorlardı. Bu durumu kolluk kuvvetlerine veyahut askeri birliklere şikâyet etmenin bir faydası da yoktu. Zira tamamıyla bu amatör mahalle çetelerinin meşru zeminini direkt olarak güvenlik güçleri oluşturuyordu.

Bobby “beni hayatta en çok mutlu eden şey” dediği futbol antremanından dönerken 3 kişinin evlerinin önünde dikildiğini ve ev ile alakalı konuştuklarını gördü. Genç çiftin yanında olan Protestan bir emlak danışmanıydı; bu durum Belfast için çok sıradışı bir durum değildi zira Katolikleri istemeyen Protestanlar çoğunluğuk olmanın bununla birlikte rejimin verdiği güçle Katoliklerin kendi evlerini yeni taşınan ya da evlenen diğer Protestanlara veriyorlardı. Bobby artan baskı ve şiddet oalylarından sonra hayatını ister istemez değiştirmek durumunda kaldı. Evlerinin taş yağmuruna tutulup, kurşunlanması, takip edilip dövülmesi, kız kardeşinin ve annesinin her gün ölüm tehditleri alması artık Sands ailesinin taşınması için yeterli sebepleridi. Yeni adresleri eski evlerinin 10 km uzağında şehrin dışında denilebilecek bir bölgedeydi. Ancak Sands ailesi buraya gelmeden haberleri gelmişti. Baskıcı ve tutucu yaşam şekli burda da hızlı bir biçimde soluk alıyordu. Taşınmış olmak kimsenin müdahale etmediği bir hayat sürmek anlamına gelmiyordu elbette. Sands ailesinin yalnzıca yeri değişmişti. Baskıların artması etnik çatışmanın kıvılcım almaya başlaması ve de devletin vurdum duymaz tavrının artık belli olması bir şeylerin değişmesi anlamına geliyordu. İngiliz hükümeti çıkan ve gittikçe büyüyen olayların önüne Katolikeri belli bir bölgeye izole etmekte buldu. Yaşam şehri adı altında Katoliklere dayatılan şehir, yeni yapılmış, düzgün fakat hemen yapmakla bitmeyecek bir çok eksiğe sahipti. Yolların olmaması, elektirğin bir çok eve ulaştırılmaması, suların akmıyor olması, alt yapının neredeyse hiç olmaması başlıca problemlerdi. Fakat Katolikler bir nevi yaşam ve ölüm arasında seçim yapmak durumundaydılar; gitmek istememeleri bir katliama dönüşebilirdi. Ki devletin de bunu açık etmesi ve kendi üzerindeki sorumluluğu atması da cabası.

Sands ailesinin yeni evi nispeten diğer kasaba sakinlerine oranla daha iyiydi, en azından elektrikleri mevcuttu. Ancak öldürmeye kararlı olan siyasal iktidar, karşısında bir güç oluşturacak topluluğa iyi bir şey sunmaz ancak dayatır. Katolikler için de bu durum tamamen böyleydi. Etrafı açık, evler arasındaki mesafelerin çok olduğu bir alan yaratmışlardı. Çok geçmeden kasabada çoğunluğu ele geçiren Protestanlar, Katoliklere karşı baskıcı tutumlarını arttırmış ve neredeyse tek taraflı bir savaş başlatmışlardı. Fakat bu durum çok sürmeden IRA (İrlanda Cumhuriyet Ordusu) bildiri yayınlayarak artık İngiliz hükümetine ve baskıcı, hükemete biat eden Protestanlara karşı bir savaş başlattığını açıkladı. Bu bildiri aynı zamanda ezilen Katolik halka bilhassa da Katolik gençlere ‘saflarımıza katılın, bize destek verin’ çağrısıydı.

Bobby yaşananlardan oldukça etkilenmiş ve kendini iyiden iyiye bu savaşın bir parçası olarak görmeye başlamıştı. Artık Bobby IRA’yı tanımaya başlayacak, içinde çok olmak istemese de neye hizmet edip, neyi başarmak istediklerini bilmek isteyecekti. Bobby kasaba merkezinde tanıştığı ve uzun bir müddettir sürekli beraber olduğu arkaşlarıyla her zaman gittikleri barda buluştu. İşte o gün IRA’ya katılma fikri içten içe Bobby’nin zihninde yankılanmaya başladı. Bobby uzun bir süredir gittiği barın sahibinin de IRA destekçisi olduğunu öğrenince çok şaşırtmıştı. Aynı zamanda Bobby bar sahibinin kızıyla da beraberdi. Çok geçmeden Bobby IRA ile ilişki içinde olan bir arkadaşına IRA’ya katılmak istediğini belirtti. Bu hemen olabilecek bir şey değildi. Süreç oldukça ağır ve IRA’ya karşı ‘halkla’ beraber devlet destekli bir kampanya başlatılmıştı adeta. Bobby’nin oturduğu muhitin IRA sorumlusu öncelikle Bobby’i denemeye karar verdi. Bunun sonucunda Bobby maç yaptığı bir sırada çağrılmıştı ve Bobby bunun ne için olduğunu anlamıştı. Bobby bir paket içinde silah verilerek bunu başka bir bölgeye geçirmesini söylemişlerdi. Bobby bunu tereddütsüz ve sorgusuz kabul etti. Aynı gün sonlanmadan paketi bir problem çıkmadan teslim etti. Bu basit bir kurye işi olarak görülebilir belki fakat aslında yapılan işin ehemmiyeti bir kaç cümlede söyendiği gibi basit değildi; asker ve polis kasaba üzerinde büyük bir abluka kurmuş durumda idi bununla beraber IRA’ya yönelik sürekli olarak büyük, küçük demeden operasyonlar düzenliyor ve çok sayıda gözaltı yaparak insanlara işkence uyguluyorlardı. Bu açıdan Bobby iyi ve temiz bir iş başarmıştı. Günlerin doğurduğu sancı gelecek günlerde ki büyük ağrıların habercisiydi. Çatışmalar Protestanlar, devlet güçleriyle birlikte Katolikler arasında yaşanıyordu. IRA artık sık sık adından söz ettirir ve direniş gösterip, karşı koyacak bir güce ulaşmıştı. Bobby’nin olaylar karşısındaki tutumu nedeniyle IRA’ya karşı düşüncleri netleşiyor ve her geçen günde daha fazla katkı sunmak için mücadelesini katılaştırıyordu. Bu sırada bir kaç defa Bobby ve arkadaşları gözaltına laınıp serbest bırakılmıştı. Artık Bobby, polis ve askeri güçler tarafından IRA’ya yakınlığıyla bilinir duruma gelmişti. Çok geçmeden Bobby’i evde silah bulundurmaktan tutuklarladılar. Bobby, 5 yıl süreyle 1976 yılına dek cezaevlerinde kalır. Bobby cezaevindeyken çocuğunu doğuracak kadınla evlenir. Bu süre içerisinde Bobby yalnızca inandığı oluşumun kendisini değil neredeyse tüm dünya devrim tarihini de merak eder ve okur. Che Guevera’nın yazdığı ve konu olduğu tüm kitapları edinir bunların tamamını okurdu. Okumakla kalmaz eleştirel ve öğretici sonuçlar da çıkarırdı. Bobby’i tanıyanlar ‘hep güler’ der. Bobby insan ilişkilerinde kuvvetli ve oldukça ikna edici biri kişilik. Bildiği her şeyhi öğretmek ister aynı zamanda. Bobby cezaevinde geçirdiği tüm yıllarını okuyarak ve sürekli olarak öğrenerek geçirdi. Çok merake ettiği İrlandaca, gitar çalmak bunların başında geliyordu. IRA, Bobby Sands’i oldukça değiştirmiş ve geliştirmişti. 1976 yılında cezaevinden çıktığında gerçek manada radikal bir IRA militanı olarak çıktı. Bobby bilinçlenmiş yaptığı ,yapacağı her şey için bir temel sebep üretip buna dayanak oluşturabiliyordu. Daha önemlisi ise insanalara bu mücadele içinde neden yer almaları gerektiği düşüncesini oldukça net ve güçlü bir izah ile aktarıyordu. Bobby Belfast’da insanalrın tanıdığı bir yüz ve adınından söz ettiren biriydi artık. Hareket büyüdükçe ve mücadele sertleştikçe IRA’nın eylemleri de çoğalıyor, yankı uyandırıyordu. İngiliz medyası da diktatörlükle yönetilen ülkeler de olduğu gibi bu mücadelede ki safını haklıdan ziyade devletin desteğiyle bir şehir çetesine dönüşen Protestanlardan yana kullanıyordu. IRA’nın tüm eylemleri sürekli olarak eleştirilip, halk düşmanlığıyla suçlanıyordu. Mücadelenin dozu arttıkça eylem stratejileri de değişiklik gösteriyordu. Bu dönemde Bobby, silahlı bir güç olmaktan çok insanları mücadelenin varlığına anlatarak, okutarak, öğreterek ikna gerekliliğini eskisi kadar savunmuyordu. Artık savaş daha çok IRA ve İngiliz Ordusu arasında geçiyordu. Bobby Sands yoldaşlarıyla bir eylem planı hazırlığına girişti. Kısa bir süre sonra eylemi yapmaya karar kıldılar. Bobby Sands artık hem yoldaşlarından hem de örgütün komuta merkezinden oldukça takdir topluyordu. Bobby ve yoldaşları bir galeriye bomba düzeniği yerleştirmek için gerekli hazırlıkları yapıp yola çıktılar. Galeriye geldiklerinde herkes plan gereği yerini alıp, lâzım geleni yaptı. Bombalar yerleştikten sonra bir propaganda yapılarak içeride olanlar dışarıya çıkarıldı. Bu sırada çeşitli kıpırdamalar oldu çok geçmeden polis galeriyi kuşattı. Bobby ve arkadaşları otoparkta bulunan Ford marka kamyonete binerek kaçmayı denediler ama önleri kapalıydı inip önde duran bir arabayı ele geçirip gitmek istediler ancak çok geçmedi polis aracı durdurdu bu esnada patlamalar devam etti. Bu esnada Bobby ve yoldaşlarını farkeden RUC (Royal Ulster, Kraliyet Kuzey İrlanda Polis Teşkilatı) kuvvetleri Bobby Ve yoldaşalrıyla çatışmaya başlar.Bu olay üzerinden saatler geçmeden polis Bobby’i yakalar ve arabadan çatışmada kullanıldığı söylenen bir silah çıkar. Polis haftaya yaklaşan göz altı süresince Bobby’e çeşitli işkencelerde bulunur ve de her geçen gün bunun dozunu arttırır. Çapraz sorgu taktiği ile Bobby konuşmaya çalıştırılır ama başarılı olamaz dedektifler.

“İnsanın özgürlüğü için işlediği hiç bir suçun, özgürlüğünü ondan alanların işlediği suçlardan daha büyük değildir.”

Günler sonu Bobby gündüz mü gece mi anlayamadığı bir vakitte mahkemeye götürülür, Bobby oldukça bitkin ve yorgundur. Yargılama sırasında söz hakkı aldığında “hukuksuz ve adaletsiz İngiliz Kraliyet mahkemelerini tanımıyorum” der ve de savunma yapmaz. Bunun üzerine mahkeme heyeti Bobby’e 14 yıl hüküm verir. Bobby’nin mahkeme heyeti ile anlaşmaya gitmesi durumunda cezasının belki de yarı yarıya düşeceği de söylenenler arasında. Hükümden sonra Bobby Long Kesh cezaevine gönderilir. Bobby cezaevine gelir gelmez adını bilen, onu tanıyan yoldaşları kapı aralıklarından ve pencerelerden Bobby’i selamlarlar. Bir süre once yattığı cezaevinden yoldaşlarıyla da burda karşılaşır. Long Kesh cezaevinde bunlar yaşanırken. İngiliz hükümeti sonun başlangıcı olacak bir karara imza atar; “kriminilazasyon” adını verdikleri bir yok sayış politikası başlatırlar. Bunun temel hedefi İrlandalı devrimci tutsakların siyasi statülerini yok sayma ve siyasi tutuklulara adli suçlulalarla aynı muameleyi gösterecek olmasıydı. Bunların yanında tek tip elbise ve günün belli saatlerinde cezaevi için çalışılacak olaması da vardı. Ancak bu politikayı kabul ettirmek düşünüldüğü kadar kolay değildi. IRA tutsakları bunu reddetti. Ve battaniye protestosu başlattı. Tutsaklar battaniyeleri dışıdna hiç bir kıyafeti giymedi. Bu zamanlarda Bobby Long Kesh için büyük bir motivasyon kaynağıydı. Bobby her akşam bir etkinlik düzenler bunlar sayesinde tüm tutsakların moralini yükseltirdi. Sadece müzik, yarışma gibi etkinlikler değildi yapılanlar. Bobby İrlandaca öğrenmeyi ve öğretmeyi burda da devam ettirdi. Tutsaklar adeta akşam olmasını, kanatta bulunan gardiyanların çekilmesini bekleyerek Bobby’nin o gün için olan etkinliği başlatmasını beklerlerdi. Battaniye direnişi ile zor duruma düşen cezaevi yönetimi yeni inaşa edilen ‘H Blokları’ adını verdikleri yerleşkeye IRA tutsaklarını nakletmeye başlar. Bu geçiş dönemi oldukça sancılı ve ağırdı. IRA’nın cezaevi kanat sorumluları Bobby ile yaptıkları istişarede bu dayatmayı kabul etmeyeceklerini, çok güçlü bir karşı koyuş olmasa da yine de bir direniş gösterecekleri kararı çıktı. Tüm kanada bu haber yayıldı. Kanadın ilk hücresinde nakil işlemi sloganlar ve bağırma sesleriyle beraber başlamıştı. Herkes hücresinde kendisine sıra gelmesini tedirginlikle beklemye koyulmuştu. Yapılan bu nakil işleminde insanlık dışı durumlar da yaşandı. Tutsaklar çırılçıplak soyulup yerde bulunan aynaya, dizlerinin üstüne oturtularak arama yapılıyordu. Zor bir günün sonunda nakil işlemi bitmişti. Tutsakların moralleri bozuk, yeni kanatta başlarına neler geleceğini düşünmeye başlamışlardı. Bu sessizliği Bobby’nin sesi yerle bir etti. Bobby bir şiir okumaya başladı; kendi yazdığı bir şiirdi. Tutsaklar kendi aralarında Bobby Sands yazmış olamaz bunu diye konuşmaya başlamıştı; evet Bobby yazmıştı bunu. Şiirden sonra herkes birer anısını anlatarak geceyi bitirdiler. Cezaevi yönetimi her baskının tutsakların moralini daha da yükselttiğini gördükçe yeni stratejiler belirlemeye başladı. Bunların en başında ve de korkunç olanı tutsakları tuvalet ihtiyaçlarını gidermelerini engellemek adına hücre dışına çıkarmamasıydı. Hücrelere dağıttıkları lazımlıklar onur kırıcıydı. Hücrelerde iki kişi kalanlar için bu oldukça küçük düşürücüydü. Ama bunu içselleştirmek çok kısa bir zaman aldı. Çünkü zulmün adeta bir emriydi ve her çaresizlik için direniş gösterecek bir yol vardı elbet. Fakat durumun vahemeti bununla da sınırlı kalmadı. Cezaevi idaresi bir süre sonra lazımlıkları boşalttırmaya dahi izin vermedi tutsaklara. Yani hücrelerde infazlarını çeken tutsaklara “kendi pislikleriniz içinde yaşayın” demek oluyordu bu. Buna da IRA kanat yönetimi bir çare bulmuştu herkes dışkısını camdan bahçeye atacaktı. Öyle de oldu ama cezaevi yönetiminin yanıtı bir bu akdar sert oldu zira dışarıya fırlatılan dışkılar gardiyanlarca küreklerle hücrelere geri atıldı. Bu ceza infazı değildi aleni bir biçimde onur kırıcı, hakaret ve bir işkenceydi. Tüm bunlardan sonra yönetim tutsakalara, tek tip elbiseleri giymeleri halinde tüm bunların düzeleceğini hücrelerinin temizleneceğini teklif etti. Tutsakların yanıtı süratlı ve kısaydı ‘hayır’. Bunların ardından yönetim hücreleri tamamıyla izole etmek adına pencereleri demir kafeslerle kapatıp, kapı altlarından hücreler arası bağlantıyı kesmek için de yeni bir eşik yaptı. Bu Bobby için kötüydü. Çünkü her gün cezaevinin koruma tellerine gelen kuşa bakıp şiirler yazıp, şarkılar söyleyemeyecekti. Belki de kendisini orda en iyi yapan şey hayatından çıkarılmıştı. Bunun moral bozukluğu tüm kanada yayılmış ve kanatta ölüm sessizliği yaşanıyordu adeta. Bunun üzerine Bobby yeni bir boykot başlattı; tüm tutsaklar dışkısını duvara sıvazlayacaktı, bu hem pislik içinde kalan hücrelerinde yönetime karşı bir direniş , mücadele geliştirmiş olacaklardı. Bobby bu fikrini kanat sorumlusu Kara’yla paylaştı, Kara her ne kadar çok benimsemese de teklif eden Bobby Sands olunca kabul etti. Boykot kanattaki tüm hücrelere ilan edilince herkes buz kesmişti adeta bu oldukça kötü ve mide bulandırıcı bir eylemdi ama herkes biliyordi ki dayatılan her yeni baskıdan bir tanesini dahi kabul etmek bugüne değin tüm olanların kabulü anlamına geliyordu. Yine çok geçmeden boykota başlandı, şaşkınlık ve öfke yerini yüksek bir motivasyona bıraktı. Bobby başta olmak üzere artık herkes daha fazla inançlıydı herkes daha fazla kararlıydı. Yönetim bunu görünce çılgınlık olarak adlandırdı. Fakat her direnişin bir de karşı direnişi vardı Long Kesh’de! Bir müddet sonra tan vaktinde gardiyanlar ellerindeki hortumlarla hücre kapılarını açıp tazyikli sularla duvarları yıkadı, tutsaklar direnmek istese de beyhude, paylarına düşen tazyikli su ve toplaşmış gardiyanların aynı anda vurdukları darbelerdi. Her bir yan yataklarda dahil pislik içinde kaldı. Suyun tahliyesi için yönetim hiç bir işlem yapmadı hücre kapılarının ardından sızıp gitmesini beklemekten başka… Yönetim baskıları arttırmaya devam edince IRA tutsakları açlık grevine başlamaya karar verdiler. Başlatılan eylemle birlikte tutsaklar her bir koldan yazarlara, aydınlara, sanatçılara mektuplar yazarak H Bloklarında uygulanan insanlık dışı uygulamaları ve işkenceleri duyurup, destek istediler. Açlık grevi neticesinde kamuoyunun oluşmasıyla birlikte İngiltere başbakanı Margaret Thatcher aracılar vasıtasıyla geri adım atıyor ve ‘krimilizasyon’ politikasının kırılacağını iletiyor. Bunu cezaevinde tutsaklara ve IRA yöneticilerine ileten aracılar eylemin sonlanmasını istediler. Açlık grevinden bitap düşen tutsaklar haberi duyar duymaz açlık grevini zafer şarkılarıyla sonlandırdılar. Ama bu erken bir kutlamaydı çünkü İngiliz hükümetinin tutsaklar ve IRA’ya destek verenler üzerindeki kararlılığı ve de desteği kırmak adına yaptığı bir oyundu. Açlık grevleri bitirldi ancak tutsakalrın haklarının verilmesi adına hiç bir değişim görülemedi bilakis baskılar daha da kuvvetlendi. Takvimler 1980’inin sonlarını gösteriyor bu sırada Bobby Sands IRA’nın cezaevi sorumlusu yapılıyor. Cezaevinde artık hiç olmadığı kadar her şey kötü gitmeye başladı, tutsaklar kendi aralarındaki diyaloğu neredeyse sıfıra indirdi. Bölünmeler yaşandı. Bobby hiç olamdığı akdar umutsuzdu. Ve bu durumu değiştirecek tek şey kararlı, iyi düşünlümüş, planlanlanmış ve doğru kişilerle başlayacak bir açlık grevi. Bobby dışarı ile iletişim kurmanın yolunun anüsüne streçleyerek sakladığı bilgi kağıtlarını kendisini görmeye gelen Marcela’ya ulaştırmasıydı. Aynı şekilde de Marcella ağzında sakladığı streçli bilgi kağıdını öpüşürken Bobby’nin ağzına koymasıydı. Bu kağıtları Bobby hücresinde doğal yollardan çıkarıyordu. Bazen de dışarı bilgi göndermek istediğinde tuvalet kağıtlarına yazarak, iple bağlayıp ve yutardı bunları görüşme esnasında belli etmeden çeker ve görüşmecinin eline sıkıştırırdı. Uzunca bir süre bu yazışmalar devam etti ancak Bobby bir türlü dışarıda olan IRA’nın üst düzey sorumlularını ikna edemiyordu. Bu durum bir müddet daha aynı şekilde tekerrrür etti en sonunda Bobby uzunca bir mektup yazarak kısaca Long Kesh’de ki hayatın artık yaşanmaz olduğunu, bu şekilde ölmektense onurlarıyla, direnerek öleceklerini belirterek kendisi kadar çok güvendiği ve açlık grevinin sonu ölüm dahi olsa sonlandıracak 10 kişinin adını yolladı. Mektubun sonuna da “Yoldaş umarım buradaki tek yolumuzun bu olduğunu ve zaferin ancak böyle geleceğini anlarsın” diye bitirdi. Long Kesh büyük bir eyleme gebeydi.

Çok geçmeden açlık grevi 1 Mart’ta başladı. Bedenini ilk açlığa yatıran Bobby Sands oldu. Bobby pazar günü ilk ayine gittiğinde yoldaşları Bobby’e oldukça hassas davranıyorlardı. Tabii gardiyanalarında Bobby’e bu şekilde davrandığı söylenemezdi. Gardiyanlar Bobby’e verilen yemeklerde hiç olmadığı kadar cömerttiler. Dolu tabaklar, buharı üstünde yemekler bırakılıyordu Bobby’e.. Tarih satır aralığı 23 Mart’ı gösteriyordu Bobby açlık grevinin 23. günündeydi ve durumu gitgide kötüleşiyordu bunun Long Kesh’de bırakacağı ağır sorumlulukların farkında olan cezaevi yönetimi Bobby’i hastaneye sevk etme kararını aldı. Bobby’nin ölüm yürüyüşü sadece Belfast sokaklarında değil vicdanı olan tüm ulusların endişeyle gözlemlediği uluslararası bir onur davasıydı.

Bobby açlık grevinin henüz 5. günündeyken Siên Fein Fermanagh / Güney Tyrone milletvekili Frank Maguire’nin kalp krizi sonucunda yaşamını yitirmesi Siên Fein’in yeni bir milletvekiline ihtiyacı olduğu gerçeğini meydana çıkardı. 26 Mart’ta Siên Fein partisi başkan yardımcısı milletvekili adayı oalrak Bobby Sands’I ilan ettiler. Bu herkes için büyük bir heyecan yaratmıştı. Bu faşist İngiliz dikatatörü Thatcher; Bobby Sands seçilse dahi bu hiç bir şeyi değiştirmeyecek beyanını vermekte de geçikmemişti. Seçimin nihayeti 10 nisanda açık edildi. Buna gore Bobby Sands 30.492 diğer aday West ise 29.046 oy aldı. Bu zafer Bobby’den çok H Bloklarında olan yoldaşalrını sevindirdi. Adeta Devrim gerçekleşmişti.

Ama Bobby’nin de dediği gibi milletvekili olması hiç bir şeyi değiştirmeyecekti. Tüm girişimlere ve eylemlere rağmen Bobby Sands 5 mayıs 1981’de saat 23:17’de yaşamını yitirdi.

“ Eskiye oranla iskelete dönmüştüm, ama önemli değildi.Çözülmemekten başka hiç birşey önemli değildi. Bir kez daha döndüm. Soğuk çok etkiliydi. Çözülmeyi reddeden tek bir Cumhuriyetçi Siyasi Savaş Tutuklusunun dayanma gücünü kıracak hiç birşeyleri yoktu tüm emperyalist cephaneliklerinde, diye düşündüm. Ve bu çok doğruydu. Direncimizi kırmayı başaramazlar ve asla başaramayacaklar. Soğuktan donarak yeniden döndüm. Kar pencereden battaniyenin üstüne yağıyordu.
“Tiocfaidh âr lâ,*” dedim kendi kendime.
“Tiocfaidh âr lâ”
“*Bizim de günümüz gelecek.”

Martin Hurson, Kevin Lynch, Francis Hughes, Ray McCresh, Patsy O’Hara, Kieran Doherty, Tom McElwee, Joe McDonnell, Micheal Devine ise yaşamını yitiren diğer IRA militanları oldu..

Erdal BÜYÜKTAŞ
Ağustos 2015

Yorum yapın

Daha fazla Biyografiler, Makaleler, Politika
Bazarov ile Raskolnikov: Rasyonel Akıl-Vicdan İkilemi ve Devrimci Sol Düşünce – İlkin Mehrabov

Yevgeniy Bazarov ve Rodion Raskolnikov... Birazcık kitap sayfası çevirmiş herkesin aşina olduğu unutulmaz iki Rus roman kahramanı. Ne çok duymuşuzdur...

Kapat