Güneşe tapma ve Hıristiyanlık

Constantinus ilkin pagandı ve güneşe tapanlardandı ve gönül gözüyle gördüğü ilk ve belki de tek şey, pagan nitelikteydi. Bunu, Trier’de 310 yılında, Constantinus’un Önünde yapılmış bir övgü konuşması dolayısıyla biliyoruz: Apollon’un, bir Galya tapınağında, yanında Zafer’le ve elinde, içlerinde Constantinus’un uzun bir saltanat vaadi olarak yorumladığı bir işaret bulunan, defne dalından çelenklerle görünmesi.

Bu, gönül gözüyle görme, bu “keşif”, Constantinus’un yaşamında önemli bir rol oynamıştır: Constantinus, daha önce, güneşe tapmanın ateşli bir yandaşı olmamışsa bile, bu olaydan sonra, oldu ve uzun süre de öyle kaldı. Bazı sikkeler ve özellikle de, üzerinde Constantinus ile Güneş Tanrı’yı yan yana gösterenler, bunun böyle olduğunun tanığıdır. [20]

Bu arada, Hıristiyanların İmparatorluğun içindeki durumu tümüyle değişti. Bunda, Constantinus’un da rolü vardı. Gerçek Hoşgörü Fermanı’nı [Yazar, Fransa’da Protestanlık’a izin veren ve Hoşgörü Fermanı adıyla da bilinen, Protestanlara Fransa’da ibadet serbestisi tanıyan Nantes Fermanı’yla (1598) benzerlik kurmak istiyor – ç.n.], 311’de Caius Galerius Valerius Maximianus çıkardı. Bu fermanda, Hıristiyanlık’ın kabul edilmiş olduğu, Hıristiyanların, kamu düzenini bozmamak koşuluyla, toplanma özgürlüğüne sahip oldukları, devletin ve imparatorun refahı için Tanrı’ya yakarmaları gerektiği bildiriliyordu.

Caius Galerius Valerius Maximianus’un Hıristiyanlara pek acımasızca zulmettiği düşünüldüğünde şaşırtıcı olan bu fermanın açıklanması, Caius Galerius Valerius Maximianus’un o sıralarda tutulduğu ve kısa bir süre sonra ölümüne neden olacak olan amansız hastalık olabilir. Ama yararsızlığı artık anlaşılmış olan zulümlerden bezginlik duyulmaya başlanmış olduğu da düşünülebilir.

Her ne olursa olsun, gerçek Hoşgörü Fermanı buydu ve bu hoşgörünün, günümüzde de hâlâ sürüp giden ve – ilerde göreceğimiz gibi – çok yanlış olarak Milano Fermanı adıyla anılan fermanın sonucu olduğu doğru değildir.

Ertesi yıl, yani 312 yılı, ünlü Milvius Köprüsü Savaşı’nın yapıldığı yıldır. Bu savaşla ilgili olarak, Sözde Eusebios’un “Constantinus’un Yaşamı”nda verilen anlatıyı göz önünde tutmamak gerektiğini biliyoruz.

Bu konuyla ilgili olarak, elimizde iki tanıklık var, “Kilise Tarihi”ninki ve Lactantius’unki. “Kilise Tarihi”, gönül gözüyle görmekten ya da buna benzer herhangi bir şeyden söz etmiyor. Lactantius da, ne gönül gözüyle görmekten, ne de ışıklı haçtan söz ediyor, ama Constantinus’un, savaştan hemen önce, askerlerinin kalkanları üzerine şöyle bir işaret çizmeleri konusunda uyarıldığından söz ediyor: “üzerinde ucu kıvrık bir çizgi bulunan bir x harfi”. Bazı eleştirmenler, Lactantius’un bu anlatısını, 310 yılındaki, pagan, gönül gözüyle görme olgusunu bir uydurma olarak gördükleri gerekçesiyle reddetmektedirler. Bazı başkaları ise, söz konusu anlatıyı muhafaza edebilecekleri inancındadırlar ve bunu Constantinus’un monogramı [imza yerine kullanılan ve özel adın harflerinden marka (Meydan Larousse) – ç.n.] olarak açıklarlar. Daha sonra ise bu harfler, İsa’nın adının Yunancadaki ilk iki harfi olarak yorumlandı. Bizim bu konuda muhafaza edeceğimiz tek düşünce, 312 yılında, Constantinus’un Hıristiyanlığı kabul etmiş olduğunu gösteren hiçbir şey bulunmadığıdır. [21]

Hıristiyan geleneği, Milano Fermanı’nın çıkarıldığı 313 yılına da hiç de daha az önem vermez: bu yılın, Constantinus’un Hıristiyanlığı kabulünün parlak bir belirtisini ortaya koymuş olduğu öne sürülmüştür.

Aslında, olan neydi? 313’de, Milano’da, Maxentius’u yenmiş olan Constantinus ile Maximinus Daia’yı bertaraf etmeye hazırlanan Licinius arasında görüşmeler yapılmıştı. Bu görüşmelerin konularından biri, Hıristiyanlar konusunda izlenmesi uygun olan politika mıydı? Öyle olduğunu düşünebiliriz, ama konuya ilişkin hiçbir bilgimiz yok. Doğru ve kesin olan ise, elimizde o dönemle ilgili iki belge bulunduğudur: 1) Elimizde, Licinius tarafından Bithynia valisine gönderilmiş ve Nikomedeia’da duvara asılmış bir emirnamenin Latince metni var. Eusebios dolayısıyla ise, Kilise Tarihi’nin Yunanca metni günümüze ulaşır.

Bu emirnamede, Hıristiyanlığa hiç de öbür dinlerin üstünde bir yer verilmeksizin, vicdan özgürlüğü ilan ediliyor ve bir adalet anlayışıyla olduğu kadar, bir yatıştırma düşüncesiyle de, Hıristiyanların el konmuş olan mallarının onlara geri verilmesi gerektiği bildiriliyor. “Milano Fermanı” adı verilen ve Constantinus’a övünç kazandırmış olan belge budur. [22]

Bu belgeye, daha doğru olarak, “Nikomedeia Fermanı” adı verilebilir; çünkü aslında, bu belge, Licinius Licinianus’un doğuyla ilgili bir emirnamesidir. Onu askerlerine ezberleterek Maximinus Daia’ya karşı kesin sonuç alınacak olan muharebeden önce okutmuş olan Licinius Licinianus tarafından kaleme alınmıştır (ya da, Lactantius’un dediğine göre, Licinius’a vahyedilmiştir). Bu, hiç de, tam anlamıyla Hıristiyan bir metin olmadığı gibi içindeki hiçbir ifade de bir Hıristiyanı incitmemiştir: gerektiğinde Mithra’nın ya da Tanrı Güneş’in inananlarının olduğu gibi Hıristiyanların da Tanrıları olarak tanıyacakları yüce bir Tanrı’ya yakarıştır.

İmparatorların 313 yılı dolaylarındaki anlayışlarını tahmin etmemizi sağlayan iki metin bunlardır.

Burada, dikkate değer bir nokta da, bu metinlerin her ikisinin de kaynağının Licinius Licinianus ve yine her ikisinin de Doğu’yla ilgili olmasıdır: bunun nedeni, acaba, o sıralar Maximianus Daia’yla mücadelesiyle pek meşgul olan Licinius Licinianus’un, böylece, doğunun bazı önemli Hıristiyan topluluklarını kendi davasına kazanmak mıydı? Constantinus ise, büyük bir olasılıkla, bu metinleri biliyordu ve kabul etmişti. Zira kendisinin de, birkaç ay önce ve belki de aynı anlayışla, Maxentius’a karşı kesin savaştan önce, düşmanının gitgide artırdığı pagan ayinlere, hoşgörüye yönelik itirazlar ve kişiliğinde Hıristiyanların kendi Tanrı’larını bulabilecekleri bir Tanrı’ya yakarıları karşı çıkarmış olduğu anlaşılmaktadır. Ama bu konuda kesin olarak bildiğimiz hiçbir şey yoktur ve o aynı 313 yılıyla ilgili olarak elimizde bulunan, gerçekliği sağlam bir kanıt, Tarragona’daki imparatorluk atölyesinde yapılmış bir madalyonda görülen, Constantinus ile Güneş Tanrı’nın yan yana baş resimleridir. Bu durumda, Constantinus’un, gerçekten, sözün tam anlamında, Hıristiyanlığı “kabul etmiş” olduğuna inanılabilir mi? [23]


Bizans Tarihi
Histoire de Byzance

Paul Lemerle
Çeviren: Galip Üstün
İletişim Yayınları

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here