Hâlâ Gılgamış’ın içindeyiz – Selim Temo ile söyleşi

Selim Temo ile iki dilli yazın sürecini, kitaplarını, Kürt edebiyatını, Macar edebiyatını konuştuk. Edebiyatın evrenselliği, birleştirici gücü hakkında görüşlerini aldığımız yazar, ana dili ve edebiyat dili arasındaki bağı aktarırken yitirilmiş çocukluğunu bulmanın, evine dönmenin coşkusunu seziyoruz.

Yeni çıkan kitabınız Ruhun Bedeni, sizi takip eden okurlarınızın beklediği bir kitaptı. Radikal’de yer alan yazılarınızı kıyıda köşede yalnızlaştırmamak adına, iki dilli bir yazın keyfini sonlandırdınız. Erken bir veda değil mi sizce de?

Bizim kuşağın gençliği, Türk medyasının faili olduğu dehşet verici bir atmosferde geçti. Gazete ve televizyon dediğimiz şeyler, cansız arkadaşlarımın, yaşıtlarımın görüntülerini hatırlatıyor. Her ne kadar yalın insanı esas alsam da, bir yıl bir “karşı şarkı”yı okumak için yeterliydi bence.

Jübile adlı kitabınızda Türkçe yazdığınız şiirler ve Sê Deng adlı kitabınızda Kürtçe şiirler ile okurlarınızı misafir ediyorsunuz. Sizin edebi güce olan inancınızı merak ediyorum.
Edebiyat bütün sanatlar ve siyasetlerden güçlü. Hâlâ Gılgamış’ın içindeyiz; kaybettiğimizi, bize yasaklananı arıyoruz. Kaybedilen ve esirgeneni merak etmeyene okumaz, arayan ve talep edene okur diyoruz.

Rengarenk çiçekli bahçeler umuduyla, iki dilde de yazıyorsunuz. İki ayrı dili işliyorsunuz, iki farklı duygu… Çeviri yazılarında duygu kaybı mutlaka oluyordur, her yazın kendi dilinde anlamlı olsa gerek. Ne yaşıyorsunuz şu anda?
Ana dil, farklı ve derin bir jest taşır. Bir gün ikinci dilin sözcükleri arasında dolaşırken uzaktan sana seslenir. Aceleyle toparlanıp ona gidersin, yitirilmiş bir çocukluk ve özle karşılaşırsın. Artık edebiyat dilim, tümüyle Kürtçe (Kurmancî). Edebiyata Kürtçeyle başlamama karşın, hülyalı gençliğimin büyük kısmını Türkçede geçirdim.

Bir anlamda ret, aşırılık, yerleşik olana hücum gibi edebiyatımı belirleyen öğeleri Türkçede “harcadım.” Bütünüyle Kürtçeye döndüğümde, aklı başında, diyeceğini imbikten geçiren, SSK’si olan biriyle karşılaştım!

Edebiyatın uzmanı sayılmanın bunaltısını yaşıyorum şu anda. Edebiyat dersleri veriyorum. Başka yazarların metinlerini incelemek, akademik dile çevirmek sıkıyor artık. Kalan enerji ve hayatımı kendi yazdıklarıma, yazacaklarıma vermek isterdim.

KÜRTÇE RÜŞTÜNÜ İSPAT ETMEYE ZORLANDI

Kült kitabınız Kürt Şiiri Antolojisi, Kürt edebiyatına kazandırdığınız bir değer. Yok sayılan bir dilin “yok sanılan” değerlerini derlediniz. Böylece ortaya çıktı ki Kürt edebiyatı sözlü bir edebiyat olarak kalmamış, yazılı edebiyatı da son derece güçlüymüş. “Bir dil yaratmak” her şeye rağmen mümkün mü?
Dil hazır olarak vardır zaten. Onu her yazar kendisi için yeniden yaratır. “Bir dil yaratmak” ifadesi, Mehmed Uzun’a ait. Bence kusurlu bir yaklaşım, Kürtçe ile ilgili yaygın epistemenin içinde bir ifade. Maalesef Türkiye’deki yargılardan kaynaklı olarak Mehmed ağabey ve ilk çevirmeni, Kürtçe ile roman yazılabileceğini birilerine “kanıtlama”ya çalıştılar. Mevcut epistemeyi güçlendiren bir sonucu oldu. Kürtçe kendi rüştünü ispata mecbur bir dile çevrildi. Her bir dilde yazma girişimi, öncelikle bir dil, bir üslup yaratmakla ilgilidir. Kürtçenin hiçbir yazarı, Kürtçeyi yoktan var etmekle işe başlamadı. O da bütün meslektaşları gibi dilini temellük ederek bir edebi dil ve bir üslup yarattı.

Adil Okay’ın “Şair Kapıları” 40 şair 40 fotoğraf ve 40 kapının yer aldığı fotoğraf sergisinde, siz de bu şiirinizle bir kapının ardında idiniz. Kapısız evlerden gelen bir çoğunun suskunluğu, çocukluğu, kapısı tekmelenerek açılan bir evde bırakılmıştır, diyecek oldum hüzünle…
Kendi yazdıklarımla ilgili bir şey diyemem. Ben de okur olarak yorumunuza katılabilirim. Kendini bir kapının arkasında güvende hissetmek bir tür lüks ise, varın düşünün o kapının ardından neler çıkacak? Bu, Kürt edebiyatının büyük geleceğini de ima ediyor.

MACAR EDEBİYATI AVRUPA’NIN ORTASINDA YALNIZ BİR DİL

İstanbul kitap fuarı bu sene “Bir bahçeden bir bahçeye” şiarıyla kurulan temada Macar’ı konuk edecek, sizin Macar edebiyatından okuduğunuz yazarlar var mıdır?
Öğrenciyken, kulakları çınlasın, Hungarolog Erkan Demir’le ev arkadaşıydık. Pek çok şiir ve öyküyü çevirip okuduğumuzu hatırlarım. Bir anlamda Macar edebiyatı da kaldığımız izbe evlerdeki ev arkadaşımızdı. Petöfi, Jozsef, Somlyo, Nagy gibi büyük şairlerle Koestler, Kertezs gibi büyük romancıları tanımaya çalıştım. Macar edebiyatının toprağına bağlı olmasından etkilendiğimi söyleyebilirim. Avrupa’nın ortasında yalnız bir dilin kendisinin farkında olan edebiyatı şeklinde tanımlayabilirim.

Kıymet CEVİZ,
www.evrensel.net, 11 Kasım 2014

Yorum yapın

Daha fazla Söyleşi
Mehmet Atlı ile ‘Hepsi Diyarbakır: Herkesin Bildiği Kimsenin Bilmediği’ isimli kitabına dair söyleşi

Bugüne kadar şarkılarından ve güzel sesinden tanıdığımız Mehmet Atlı’nın ‘Hepsi Diyarbakır: Herkesin Bildiği Kimsenin Bilmediği’ isimli kitabı geçen ay İletişim...

Kapat