Hep ?genç kalacak? bir yazar Tezer Özlü

İlk kez 1997?de yayımlanan Tezer Özlü?ye Armağan, genişletilmiş ikinci baskısında, yazar hakkında, o yaşarken ve sonrasında kaleme alınmış yazıları bir araya getirirken kronolojik bir sıra izliyor.

Kısa süren yaşamına (1942-1986), yayımladığı dört küçük kitabına rağmen, özgün dili, kurgu yapısı ve imge dünyasıyla bizi büyülemeye devam eden bir yazar Tezer Özlü. Bu yılın başında Yeryüzüne Dayanabilmek İçin başlığıyla yayımlanan toplu sanat yazılarından sonra geçtiğimiz günlerde Tezer Özlü?ye Armağan kitabının genişletilmiş ikinci baskısı yapıldı. Bu kitap ve Özlü?nün 1986?dan sonra çıkan tüm yayınları, ablası çevirmen Sezer Duru?nun özverili çabasıyla okura ulaştı. Yaşamı boyunca önünden giden, arkasından gelen tersliklere, çıkmazlara rağmen Tezer Özlü?nün günümüzde âdeta ?tekrar keşfedilmesini?, genç kuşaklara sunulmasını Duru?ya borçluyuz.

?Ben bu dünyadan çok çektim?
İlk kez 1997?de yayımlanan Tezer Özlü?ye Armağan, genişletilmiş ikinci baskısında, yazar hakkında, o yaşarken ve sonrasında kaleme alınmış yazıları biraraya getirirken kronolojik bir sıra izliyor. Bu sayede, 2000?li yıllardan sonra ilgi odağı haline gelen yazarın, ilk kitabından itibaren nasıl ve hangi açılardan algılanıldığı ortaya çıkıyor. Eksiksiz olarak arka arkaya sıralanmış olan yazılar aynı zamanda edebiyat çevresinin geçirdiği değişim sürecine de gönderme yapıyor. Hilmi Yavuz?la başlayıp (1978) Tuğçe Isıyel?le (2014) biten yorumlamalar, bir yazarın algılanış çerçevesini çiziyor ki, bu da, aynı cümlelerin aradan otuz yıl sonra nasıl farklı, nasıl değişik açılardan ele alındığının kapılarını aralıyor. Aslında görsel sanat ortamıyla kıyaslanıldığında, edebiyat çevresinin belli bir belleği var. Bu bellek, farklıyı, alışılmışın dışına çıkanı hemen kucaklamıyor belki. Ama unutmuyor. Tezer Özlü hakkında yazılanları okumak, en azından yazarın kendi kitaplarını okumak kadar ilginç. Çünkü bu yazıların ağırlıklı bölümünü yazar arkadaşları kaleme almışlar. Leylâ Erbil, Ahmet Cemal, Fatih Özgüven?in üçer yazısını, Sennur Sezer?in, Sırma Köksal?ın iki yazısını okuduğumuz kitapta rastladığımız diğer imzalar uzun bir liste oluşturacak cinsten: Ahmet Oktay, Güven Turan, Selim İleri, Gültekin Emre? Bu durum, Özlü?nün yakın çevresinde olan dostlarında bıraktığı izlerin ne denli köklü olduğunu gösterdiği gibi, bize Onun kendisi için kurguladığı portreyi daha iyi kavramamız için ipuçları veriyor.

Bu portrenin, Fatih Özgüven?in ustalıkla dile getirdiği gibi ?teatral? bir yanı, yazarın neredeyse her paragrafının dibine doğru sızan ?ben bu dünyadan çok çektim? sızlanması var. Ama dikkatli okurun kavrayabileceği gibi Tezer Özlü, bu görünürdeki çaresizliğinin ötesine geçen bir imge dünyasının kurucusu. Füsun Akatlı?nın yazar yaşarken yayımladığı iki köklü eleştiri, özellikle de Acıdan Acıya Yol Vardır (1984), onun yaratı evrenini ele alırken, metaforlara dayalı anlatımı derinlere inerek farklı yorumların kapılarını aralıyor. ?Eleştirmen? kimliğiyle Fethi Naci?nin suya sabuna dokunmayan pasif yazısıyla birlikte değerlenildiğinde Özlü?yü tanıklık ettiği dönem ve kişisel duruşu açısından en yetkin olarak ele alan Akatlı?dan sonra Fatih Özgüven oluyor.

Tezer Özlü?nün asıl takipçilerinin yaşam ve yazın serüvenin yakın tanıdıkları olan yazar arkadaşları olması bir raslantı mı? Bu açıdan Leylâ Erbil?in, Ahmet Cemal?in kaleme aldıkları yazıların ayrıcalıklı bir önemi var. Erbil, daha 1981?de kaleme aldığı bir yazısında Özlü için geçerliliğini günümüzde de koruyan şu cümleleri yazmış: ?Sanırım, bu yüzden çok az yazarda tadılan, sıradan insanın; ama, sınıflı toplumun çağdaş çileli insanının sıkıntılarına tüm içtenliğiyle yaslanmaktadır. Bilmem ama, belki başarısı da sımsıkı bağlı kaldığı o içtenlikten kaynaklanmaktadır?.

Ahmet Cemal ise çok değil, üç ay önce Tezer Özlü?ye yolladığı mektubunda şu satırları kaleme almış: ?Çünkü biz seninle seksen öncesinin insanlarıydık. O yüzden ?sabit? bir adresimizin bulunmasını hayatlarımız için bir güvence ya da sığınak liman sayamayacak kadar gerçekçiydik?.

İçtenlik ve adresiz olmak halleri Özlü?yü kuşatan en önemli metaforlardan ikisi. Onun iki yazar arkadaşının farklı zamanlarda âdeta bir parantezi açıp kaparcasına gündeme getirdikleri bu kavramları önemsememiz gerekiyor. Çünkü ?tanık? konumundaki Erbil ve Cemal, her okuduğumuzda bizi etkileyen Tezer Özlü?nün dünyasına pencere açmakla sınırlı kalmıyorlar. Onların ve kitabın diğer yazıları, tıpkı bir Chopin müziğinde duyulan heyecanla, Özlü?nün yaratı dünyasının dar sokaklarına doğru ilerliyorlar. Görünen o ki, hem bu satırların yazarının ait olduğu 1980 sonrası, hem de 2000 sonrası kuşağı Özlü?nün yazdıklarıyla kendi özgürleşmelerinin kapılarını araladılar.

Albert Bitran çok tartışmalı geçen günlerimizin birinde, ?Her ressamın bir annesi, bir babası vardır, bunu görmüyor musunuz?? diyerek bana güzel bir ders vermişti. Bir yaratının özgün olup olmadığına karar vermek için gerçekten de anne ve babasını aramak gerekiyor mu? Tezer Özlü?yü bu kadar kişinin bir anne, özgürlük arayışının çıkış noktası olarak görmesi bir raslantı olabilir mi? Türkçede armağan kitapların ikinci baskısının yapılması hiç alışılmadık bir durumdur. Bu kitap, tıpkı yeni bir etik anlayışın ilk sözcüsü olan Özlü gibi, arayış içindeki diğer yaratıcıların Özlü için kaleme aldıkları anaforlu metinleri içeriyor.

NECMİ SÖNMEZ
(01.06.2014,http://kitap.radikal.com.tr/)

TEZER ÖZLÜ?YE ARMAĞAN
Hazırlayan: Sezer Duru
Yapı Kredi Yayınları
2014, 196 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
William Shakespeare ve sonelerin özellikleri

Ne yaldızlı hükümdar anıtları, ne mermer Ömür süremez benim güçlü şiirim kadar; Seni pasaklı Zaman pis bir mezara gömer. Ama...

Kapat