Hesap Kitap ile Cennet Kurulur mu? Rakamların Sosyalizmi Üzerine Bir Kıssa
Yazan: Jungish
Azizim,
Bu ecnebilerin aklı fikri hep aynı yerde: Şu karmakarışık, her kafadan bir sesin çıktığı dünyamızı, bir mühendisin atölyesi gibi tıkır tıkır işleyen, nizamlı intizamlı bir makineye çevirmek! Geçen gün elime yine böyle bir “akıl verme” risalesi geçti. Paul Mattick isminde bir zat, bu yeni yetme “bilimsel sosyalistlerin” pek parlak bir fikrini tiye alıp duruyor.
Neymiş efendim bu fikir? Meğer diyorlar ki, bu kapitalizm denilen illetin bütün derdi hesapsızlık, kitapsızlıkmış. Biri çok üretir malı elinde kalır, öteki az üretir millet aç kalır… Krizler, iflaslar, hepsi bu plansızlıktanmış. Çaresi ne peki? Pek basit! Koca koca hesap makineleri (şimdilerde “kompüter” diyorlar), devasa istatistik defterleri alacakmışız elimize. Memleketin kaç fırına, kaç çift kunduraya, kaç ton pırasaya ihtiyacı var, hepsini kuruşu kuruşuna, gramı gramına hesaplayacakmışız. Sonra da üretim emrini verecekmişiz. Ne israf olacak, ne de kıtlık. Herkes mesut, herkes bahtiyar! Adeta rakamlarla kurulmuş bir cennet!
Bu lafı duyunca aklıma bizim pazarcı Kör Salih’in hesabı geldi. Adamcağız, akşam elinde kalan üç demet maydanozu hesap edemezken, bu beyefendiler bütün bir memleketin kaderini dört işlemle çözeceklerini iddia ediyorlar!
Lakin Unuttukları Bir Bit Yeniği Var…
Bu “hesap kitap sosyalistlerinin” fikri, kağıt üzerinde pek bir şık, pek bir akıllıca duruyor. Lakin bu pek zeki beylerin unuttuğu, gözden kaçırdığı mühim bir bit yeniği var.
Kapitalizm dedikleri şey, kötü idare edilen bir bakkal dükkânı değildir ki, başına daha akıllı birini getirince işler düzelsin! Bu sistemin amacı, sizin benim karnımı en verimli şekilde doyurmak, sırtımızı en ucuza giydirmek değildir. Bu sistemin tek bir derdi, tek bir dini, tek bir imanı vardır: Kâr etmek!
Düşünün bizim Boğaz’daki vapuru… Vapurun kaptanı, sizi en güzel manzaralı yoldan, en rahat şekilde karşıya geçirmeyi mi düşünür? Hayır! En az yakıtla, en çok yolcuyu, en çabuk nasıl taşırım da şirkete en çok parayı kazandırırım, onun hesabını yapar. Kapitalizm de işte bu vapur kaptanı gibidir. Onun istatistik defterinde “insanların mutluluğu” diye bir kalem yoktur; sadece “kâr ve zarar” haneleri vardır.
Hangi Rakamı Toplayacaksın, Bre Efendi?
Şimdi bu yeni yetme sosyalistler diyor ki, “Biz o defterleri alıp, hesabı halk için yapacağız.” İyi, hoş… Peki, hangi rakamları toplayacaksın?
Kapitalizmin bütün rakamları para ve kâr üzerine kuruludur. Bir şeyin “değeri”, onun insan hayatına ne kattığıyla değil, etiketinin üzerine kaç para yazdığıyla ölçülür. Sen şimdi aynı ölçü birimini alıp, aynı hesap yöntemini kullanırsan, ne yapmış olursun? Sadece patronun adını değiştirmiş olursun! O koltukta Ali Ağa yerine “Devlet Efendi” oturur, ama o koltuğun mantığı aynı kalır.
Yine birileri, “üretim verimliliği” adına senin terini ölçecek, “maliyet hesabı” diye senin maaşını kırpacak. Eskiden patronun kârı için çalışıyordun, şimdi de “toplumun genel hesabı” için bir rakama, bir istatistik verisine dönüşeceksin. Değişen ne oldu? Hiç! Sadece kırbacın sahibi değişti.
Velhasıl Kelam: Mesele Defteri Düzeltmek Değil, Yırtıp Atmaktır!
Asıl komünistlik, asıl devrimcilik, bu kâr-zarar defterini daha iyi tutmak değildir. Asıl mesele, o defterin kendisini ve o defterdeki bütün o para, kâr, ücret, maliyet denilen illetleri yırtıp atmaktır!
Mesele, insanları birer rakam, birer veri olarak gören o soğuk, o acımasız mantığın kendisinden kurtulmaktır. Amaç, insanların birbirleri için, komşulukla, ahbaplıkla, ihtiyaç neyse ona göre, hesapsız kitapsız üretim yaptığı bir dünya kurmaktır.
Yoksa bu “istatistik sosyalizmi”, bize cenneti değil, olsa olsa bütün hayatımızın bir muhasebe müdürü tarafından en ince detayına kadar planlandığı, ruhsuz, sıkıcı bir kışladan başka bir şey vaat etmez.
Bırakalım efendim o rakamları, o istatistikleri… Onlar soğuk adamlardır, insanın halinden anlamazlar. Bizim ihtiyacımız olan şey, daha iyi bir hesap makinesi değil, birbirimizin yüzüne bakacak daha fazla vicdan ve daha fazla yürektir. Gerisi, inanın bana, laf-ı güzaftır!