Hiç Bir Yol Çatalsız Ve Yönsüz Değildir ? Nejdet Evren

?Binlerce kilometrelik bir yolculuk bile, tek bir adımla başlamak zorundadır.? diyor Lao Tzu. Hangi yolun bir başlangıcı vardır ki, sonu olsun!? Ve başlangıcı yok diye hangi yola çıkılmamış, hangisi aşılmamıştır ki?! Ve hiçbir yol çatalsız ve yönsüz değildir; hiç biri yek-diğerine benzemez; her birinin kendine has bir dokusu, genişliği, derinliği, çalı-çırpısı, bir kokusu ve geçmişi vardır. Tüm yollar yıpranmışlık ölçüsüne göre yaşlanır, yaşlandıkça ta tarihe tanıklık yaparlar; yollar yaşlandıkça daha çok tanık olurlar üzerlerine dökülenlere ve tarihi yaratan öznenin ayak seslerini, çığlıklarını, nidalarını öyle biriktirirler ki, dokunsan dökülürler…

Çıkılan yol öz-geçmişe yapılan bir yolculuk ise, ayak seslerinin hem çokluğu, hem karmaşıklığı, hem de öznelliği karışır işin içine; bir labirentin içinde her başlangıç bir sona, her son bir başlangıca dönüşür. Çıkılmaz sanılan yolların kesişmeleri bir zaman gelecek bıkkınlık yaratacak ve ?artık yeter? denildiğinde yeniden çatallanacaktır; işte bu çatal yol başlangıçlarıdır ki yeni bir güç ve heyecan ile adım alınmasını sağlar. Umudunu yitirdiği anda Amin Maalouf valizler dolusu belgeler ile karşılaşır. Geçmişte aradığı yol ayrımları katlıdır içlerinde; hassaslaşmışlardır ve dokundukça kırılmaya yüz tutmak üzeredirler. O, kendi ruhunda gizlenen geçmişinin izlerini, kalıntılarını, duyumsamaları, özlem ve heyecanları, umut ve beklentileri, yalnızlık, direnç ve teslimiyetler ile karşı duruşları/yaşam mücadelelerini aramak ister. Her sayfanın üzerindeki harf yığınları anlamlı bir biçime bürünürler. Ve o sayfalara dokunan eller yeniden canlanırlar.

Der ki,

? Başka biri olsaydı, -kökler-den söz ederdi… Benim sık kullandığım bir sözcük değil bu. ?Kök- sözcüğünü sevmem, imgesinden daha da az hoşlanırım. Kökler toprağa gömülür, çamurun içinde kıvrılıp bükülür, karanlıklarda dal budak salar; daha doğumundan başlayarak ağacı tutsak eder ve gözünü korkutarak besler: -özgür kalırsan ölürsün!-

Ağaçlar, boyun eğmek zorundadır; kökleri onlara gereklidir; insanlara değildir oysa. Bir ışığı soluruz, gözümüz göklerdedir ve toprağın altına girdiğimizde, çürüyüp gitmek içindir bu. Doğduğumuz toprağın cansuyu , ayaklarımızdan başımıza doğru yükselmez; ayaklar yalnızca yürümeye yarar. Bizim için, yalnızca yollar önemlidir. Bize göz diken, bizi isteyen onlardır ?yoksulluktan zenginliğe ya da başka bir yoksulluğa, kölelikten özgürlüğe ya da kanlı bir ölüme giderken. Bize sözler verir, bizi taşır, itekler, sonra da terkeder. Ve o zaman , tıpkı doğduğumuz gibi, kendi seçmediğimiz bir yolun kıyısında ölüp gideriz.

Ağaçların tersine, yollar rastgele atılmış tohumlarla topraktan fışkırmaz. Bizim gibi onların da bir başlangıcı vardır. Aldatıcı bir başlangıçtır bu, çünkü hiçbir zaman bir yolun gerçek bir başlama noktası yoktur; birinci dönemeçten önce, orada, hemen arkasında başka bir dönemeç daha vardır ve ondan önce bir tane daha….?(1)

Ve sorgulamak gerek, ağaçsız toprakta ?kök? bulunur mu? Bardağın boş kısmını göremeyen, onu doldurabilir mi? Ne ?kök?ün besleyiciliğinden ne de ağacın özgürlüğünden yoksun olmaması ne kadar olanaklıdır? Ağaç ?kök? saldığında onu kökünden söküp savurmak olanaklı olsa da, bir milim dahi yerinden kıpırdatmak mümkün değildir. Su bardaktan bağsızdır; doldurulması bir tercihtir ve özgürlük gerektirir. Damla su, ağaç kökünde hayat bulur; bir bardaktan boşalırcasına hem de!…Özgür tercihleri yaratabilmek ve ?kök?lerin karanlığında yitip-gitmemek için yollar yürünmeyi bekler…

Cebrail ve Butros, biri düşsel özgürlüğüne diğeri eylemsel özgürlüğüne düşkün iki kardeş; biri ülkelere ve sınırlara sığmayan diğeri ülkeleri ve sınırları zorlayan; biri yaşam pratiğinden düşünceye diğeri düşünceden pratiğe yansıyan ve Amin Maaoluf?a inat ikisi de kök salmışlar içine…

Küçük yalanlarla çocukları avutmak büyümekte olan örgütlü yalanın temelini atar; yalan yamanmaz yalan ile, gerçekler gün gelir gün-yüzüne çıkacak zemini mutlaka bulur. Korkulardan uzak durulur, ne ki, uzak duruldukça onlar içselleşir ve hep var-olur. Korku bir yönüyle içselleştirilmiş karanlıktır. Bu karanlık, yollarda adım almaya başlamakla yavaş, yavaş yok olmaya başlar. Korkular bilinmeyenin büyütülen şişirilmiş gücüdür. Üzerine doğru yüründükçe bilinmeyen bilinene dönüşecek, korkunun yerini cesaret alacaktır. Cebrail düşsel özgürlüğüne tutkundur ve bilinmeyene yelken açtığında insanca bir korku taşır; ama, bunu göstermek istemez; kıt-aları aşar. Butros bildik korkularla onlarla mücadele ederek özgürleşmek ister. Özgürlük ateşi her iki yüreği bir kere yakmıştır; geriye dönemezler.

İnsan doğarken yaşayacağı sosyal çevreyi hazır bulur. Nasıl yaşayacağı, neler yapacağı, yasaklar ve sınırlar ile örülü bir davranış biçimlerini yüklenir. Kalıplar baskıcıdır ve bu nedenle kişi olgunlaştıkça öğrenme/özgürleşme istenci ile yanıp tutuşmakta ise yaşadığı sosyal çevre ile kıyasıya bir çatışmaya girer. Sosyal çevresi ona ayak-bağı oluşturduğunda ya bu yanlış gördüklerinin üzerine yürür ya da o çevreden uzaklaşır; hangisi daha kolaydır bilinmez ancak, Cebrail ve Burtos bu iki uçtaki kişilerdir. Yaşam öyküleri düşündürücü/sorgulayıcı ve zıtların çatışarak sentezlenmesi gibidir. Maalouf?un tanımıyla ise, ? İki kardeş arasında büyük bir sevgi vardı, ama açıkça görüldüğü gibi, birbirine hiç benzemiyorlardı. Hem de kanılardan çok, mizaçlarında ve izledikleri yollarda gözleniyordu bu farklılık; acaba geçtikleri yollar mı karakterlerini belirlemişti, yoksa karakterlerimi rotalarını çizmişti, bilemiyorum; besbelli biraz öyle, biraz böyle! İkisi de doğdukları topraklarda, o günkü durumda, onları nasıl bir geleceğin beklediği konusunda iyimser hayallere kapılmıyorlardı. Ama Cebrail?de bir fatih ruhu vardı; kendine bir yer açmak için Dünya?yı orta yerinden yarmak istiyordu; oysa Butros, bilgi denilen mucize sayesinde yurttaşlarının bir değişime uğramaları olasılığından umut kesmemişti henüz; ne derse desin, bir eğitmen ruhu vardı onda ve hiçbir zaman bundan yakasını sıyıramayacaktı.? (2)

Kesişen ve ayrışan yollarda, iki kişinin yaşam öykülerinden hareketle yüz-yılın başındaki ve içine altığı kaotik yapılar, entelektüel birikimle çözüm arayışları, umutlar, beklentiler, yıkımlar ve hepsinden önemlisi özgürlük fırtınasının insanları nasıl kasıp kavurduğu eserde dingin bir dille anlatılırken ?…çünkü sen özgür bir insansın ve özgür insan haksızlığı kabul etmez? (3) denilerek özgürlüğe vurgu yapılmaktadır. Emperyalist yayılmacılık ve dönemindeki doğu halklarının özgürlük arayışları bir yandan sorgulanırken diğer yandan Cebrail?in ilişkilerinden Josê Martî?nin yakmış olduğu özgürlük ateşine geniş bir yay içerisinde bir bakış açısı sergilenmektedir. Ayrıca dinsel/kültürel/ekonomik/politik yayılmacılığa karşı özgür birey yaratmak için hayatını vakfeden bir Butros kimliği tanıtılmaktadır.

Salt kendi için yola çıkan, ardına bakmaz; ego tatmin edilemeyen öyle bir dürtüdür ki, kendini de tüketir/yok eder.

Yazan: Nejdet Evren
20/27 Kasım 2009, Batı

Kaynak Kitabın Künyesi
Yolların Başlangıcı/Origines
Amin Maalouf
Çevirenler: Samih Rifat, Aykut Derman
Yapı Kredi Yayınları,
20 Basım, İstanbul, Eylül 2004
426 Sayfa

______________
(1) Age,Sy:9
(2) Age,Sy:80/81
(3) Age,Sy:103

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Kıskanmak – Nahid Sırrı Örik

Kıskanmak, Nahid Sırrı Örik'in ilk romanıdır. Roman kitap halinde basımından önce, 1937 yılında "Kıskançlık" adıyla Tan Gazetesinde tefrika edildi. Kitap...

Kapat