Zapt-u-Rapt / Tabu / Mühürlü Panzehir ? Nejdet Evren

?Tabu koymak? çok eskilerden günümüze kadar gelen bir olgudur. Kaybolmasından korkulan şeyi/olguyu büyü yaparak zapt-u-rapt altına alan insan, zamanla büyüyü yitirince ?tabu? ile baş-başa kaldı. Bir zamanlar ateşi denetim altına almış olsa da, ateş bir top gibi avuçlarında dönmeye başladığında yarattığı eseri, ateş topunun içinden çıkartmak zorunda kalacaktı. Büyüsü bozulan tabu, killi mühür içindeki şeyi/olguyu koruyamaz olmuştu; o, saklı-kutusunda ebediyen çürümeye başlamıştı. İnsan bunu fark ettiğinde çok yara almış, müthiş kayıplar vermiş ve irdeleme zamanı geldi demişti. Mühür kırılıp tabu bozulacak ve saklı-kutudaki olgu gözlemlenerek tartışılacak ve didiklenip çözümlenecekti. Çürümeye karşı bir panzehir aranmaktaydı; tabulaştırmamak!

Tabulaştırmak, olguyu saklı-kutusunda sonsuza kadar çürümeye terk etmektir; ona değer vermek ve önemsemek değildir. Panzehiri mühürdedir.

?…: kar toprağa bembeyaz bir örtü serdi, ama gelip geçenlerin ayak izleri onu kirletti? (1)

Yaşanmışlıklar vardır; toprak altında saklı ve asla yok edilemezler; bir zaman diliminde yok sayılsalar bile…Yeniyi yaratma çabası eskinin çelişkisi olarak diyalektik bir süreçten geçirilemiyor ise, geçmişin tümden yok sayılması kaçınılmaz bir tabudur. Geçmişi incitmeden ele alıp, ona tanıklık yapmak olanaklı mıdır? Bazı olgular vardır sözcükler ile anlatılamazlar; sözcüklerin tükenişinden değil, sözcüklere sığdırılamadıklarından olsa gerek…?…olup bitenleri sadece dilin yardımıyla anlamak mümkün değildir? (2)

?Özgürlük, Tanrı?nın insana bahşettiği bir hak değildir, hayal kurma özgürlüğü de insanın doğumundan itibaren elde ettiği bir şey değildir: o, özenle korunması gereken bir yetenek, bir bilinçtir ve bazen karabasanlarla sarsıldığı olur.? (3) Sen ne isen öyle kal, başkalaşma, çoğalma; tek-düzeliğin sana yeter demek insanı köleleştirmektir; sözcüklerle nasıl anlatılabilir? özgürlük, var-olma biçimi ile ilgili bir tercihtir ve bu tercih, üretime katılan tüm bireylerin -katılamayanları da gözeterek – kendilerine yabancılaşmadan kullanım değeri/yeniden üretim için tüketim değerini yaratmaları ile mümkün gördükleri bir tercihtir. Bu tercih, köleliğin tüm biçimlerine/gizlenmiş yapılarına karşı durma tercihidir. Bu tercihi, daha fazla düşünen/yaratan canlı türü olarak ?insan? ın yapması hem gerekli hem de kaçınılmazdır. Özgürlük sonuç itibariyle, bireyin kendisini gerçekleştirmesi/gerçekleştirememesi/gerçekleştirmemesi ile ilgili bilinçli bir tercih olduğu için önemlidir. Özgürlük tercihi bir değerdir ve var-olma hakkından ayrıdır.

Kendine ait olduğunu düşündüğü yerde insan bir yabancı olarak algılanıyorsa, o yere ait değil demektir. Koşullara ayak uydurmakta diğer canlıları geride bırakan insanın yek-diğerini çiğnemekteki tereddütsüzlüğü ürperticidir. ?insanoğlu ne kadar kaypak, bir pazı hamur gibi kolay yoğrulan bir yaratık; kendini kurtarma uğruna başkasını suçlarken nasıl acımasız ve vicdansız…?(4) olabilir/mi?!

Gao Xingjian henüz çocuk sayılacak 17 yaşındaki genç beyinlerin yok sayılmalarının ve yaptırıma tabi tutulmalarının tüm toplumlarda geleceğin tüketilmişliği ile sonuçlanacağına temas ederken oldukça insancıl bir düşünceyi sergilemektedir. ?Kim boyun eğerse kurtulur, karşı çıkan ölür!? (5) Aşırı tedbir gibi vurdum-duymazlığın/unutulmuşluğun da aynı sefaletle sonuçlanacağını karşılaştırmalı olarak belirtirken der ki; ?…onlar gene onlar değil miydi,…?(6) karabasanlar gibi dolaşan, donuk suratlı ve gizemli elbiselerinin içinde birer bey-efendi, hanım-efendi görünenler; ?onlar gene onlar değil miydi,…?

Tabular varlıklarını sürdürmek için hep bir öteki/lerine gereksinim duymuşlardır. Acı çekenler de hep öteki/ler olmuşlardır; ancak unutmayanlar da onlardır aslında…?acıları yüreğinden silemezsin, unutamazsın? (7) Bazı acılar vardır ki dayanılır gibi değillerdir; ancak ?iç yalnızlık? denilen/belirlenen olgunun bir panzehir gibi acıya merhem olduğu görülebilmektedir. Ya da, sen buraya hiç gelmedin, dün hiç yaşanmadı; o zaman bu gün yaşanmakta mıdır? Yarın ise bu gün olmayacak; ilmeksiz bir halı gibi; iplerin kıymet-i harbiyesi yok dercesine yaşamak….Yalnız adam bir şey söylemek istiyor buna dair, diyor ki; ?Artık kendini toplaman, dünyaya ve kendine serinkanlılıkla bakman gerek! Dünya yaratılalı beri böyle ve böyle devam edecek. Yalnız bir adam, yapayalnız, o kadar küçük bir zerre ki, yapabileceği tek şey, sadece kendini ifade edebilmek, o kadar! Hepsi o kadar!? (8) ve kendini ifade etmek isterken göründüğü mütevazı tarz aslında onun her şeyin geldiği gibi gitmeyeceğine olan inancına vurgu yapmaktadır. Çöl bile bir kum tanesine gereksinim duyacaktır.

Bastırılmış kadınlık ve kışkırtılmış erkekliğin temelde toplumsal statükolara/tabulara yaradığı ve insanın ilkel dönemlerdeki hayvansı iç-güdülerine seslenerek onu kendisi ile yabancılaştırdığı çoğu kez görülememektedir. Ne olursa olsun, nereden gelirse gelsin mühürlenmiş bir tabu tüm yer/zaman diliminde insanı yok eden, yıkıcı bir güçtür; tabuların güçlerini insandan aldığı unutur/unutulmayı başarırsa, insan ona yabancılaşır ve lakin, insan bir köle olmadığını hatırladığı sürece hiçbir tabu sonsuza dek yaşayamaz. Bunu anlamak için belki de yaşamak gerekiyordu, kim bilir?! ?Başkalarının deneyimlerini, ancak siz de aynı şeyleri yaşarsanız anlayabilirdiniz, yani aynı acıları yaşadığınızda. Aksi halde, başkalarının deneyimleri ne olursa olsun, onlardan ders almanız imkansızdır.? (9) ve ?…köleliğin acısını çekmeyenler başkalarına o acıyı çektirecek ya da kendileri köle olacak ve doğuştan deli olan insanoğlu bütün bunları, kıyametten sonra anlayacaktır.? (10)

Birey/insan ile kitlesel güç karşı-karşıya geldiklerinde, bireyden benimseyerek boyun eğmesi beklenecek ve gücün karşısında diz çökmesi istenecektir ondan; o, önce düşünecek, tartacak ve sonra kendince olsa da bir yargıya varacaktır; insanın bileşkesi ?güç? ona egemen olmak isterken, o, buna ?hayır? diyerek başını-kaldırıp, secde ?kabul etmiyorum? diyecektir; milat gibi, Spartaküs! Ancak, öyle anlar vardır ki, kararsızlığa/beklemeye zaman kalmaz/yoktur; öylesi anlarda doğru-yanlış iç-içedirler; ne yapılacaksa o an yapılmalıdır; seçenekler sınırlı ve zorlayıcı olurlar.

Öğrenmek çok şeydir aslında; ancak, öyle anlar vardır ki, hiç-bir-şey?e yaramayabilir. Çocukluğun gökteki yıldızlardan daha uzak/erişilmez olmaları gibi. ?Bu çocukluk anıları, gökte parlayan yıldızlardan bile daha uzakta şimdi.?(11)

?insanlık onuru, var olma bilincidir, ezilmiş insandaki kişisel güç budur, var olma bilinci yok olduğu zaman, kişi, yaşayan bir ölüye dönüşür.? (12) ve aykırı olmak, özerk insan olmak temelde, bar-bar-lığa karşı durmaktır!…

Yazan: Nejdet Evren
1/13 Aralık 2009,Batı

Kaynak Kitabın Künyesi
Yalnız Bir Adamın Kitabı/Yige ren de shengjing
Gao Xingjian,Paris, 2000
Çeviren: Gülseren Devrim
Doğan Kitapçılık
2.Baskı, Ekim 2003
429 Sayfa

(1) Age, Sy: 15
(2) Age, Sy: 38
(3) Age, Sy: 44
(4) Age, Sy: 59
(5) Age, Sy: 63
(6) Age, Sy: 74
(7) Age, Sy: 101
(8) Age, Sy: 143
(9) Age, Sy: 147
(10) Age, Sy: 197
(11) Age, Sy: 233
(12) Age, Sy: 387

Zapt-u-Rapt / Tabu / Mühürlü Panzehir ? Nejdet Evren” üzerine bir yorum

  1. “Yalnız Bir Adamın Kitabı”na ilişkin bu tahliller, düşünce enflasyonundaki beyinlere derlenip toplanma fırsatı veren bir sentezdir.
    Tarihsel belleğin duyulan en uzak çığlıklarından bu yana insanlığın utanç içinde çürütüldüğü asırlık savaşlar,zulümler, yalanlar,sömürüler,katliamlar ve aldanışlar, dilsiz ve sessiz yakarışlar,isyanlar,başkaldırışlar hep insanlığı körleştiren duvarlar-tabular nedeni ile değil midir?
    Yıkılmalı duvarlar
    tabuların kızıl mühründen dökülmeli
    cehaletin beslediği önyargılar, peşin hükümler
    boynuna geçirirken yağlı urganı
    son sözü aydınlık olmalı
    insanlığın
    özgürlüğe tutunmalı
    hayallerin peşine takılıp
    yarın için
    başka bir dünya için
    yıkılmalı duvarlar…
    Sonsuz özlem ve sevgilerimle sevgili yoldaş.

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
Ecinniler – Fyodor Mihayloviç Dostoyevski

Duygu ve ideolojinin büyük bir ustalıkla bağdaştırıldığı bir yapıt olan Ecinniler, Fyodor Mihayloviç Dostoyevski'nin 1872 yılında yayımlanmış romanıdır. Türkçeye Cinler...

Kapat