Hoşgör Köftecisi – Orhan Veli Kanık

Orhan Veli’nin hikâyeleri, 1947-50 yılları arasında Tanin gazetesi ile Seçilmiş Hikâyeler ve Yaprak dergilerinde yazarın sağlığında, William Saroyan’dan “serbest” olarak çevirdiği hikâyesi ise ölümünden sonra Vatan gazetesinde (1952) yayımlanmıştı.

Hikâyeler ilk kez ayrı bir kitapta toplanmış ve kitaba yazarın edebiyat hakkındaki küçük ama ilginç bir konuşması da eklenmiştir.

Hoşgör Köftecisi okurlarının, “keşke genç yaşta kaybetmeseydik de, o güzel şiirler gibi bu güzel hikâyelerden de daha çok yazsaydı” diyeceğini düşünüyoruz. (Tanıtım Bülteninden)

‘Yuvarlanıp gidiyoruz…’ – Sennur Sezer
(15/06/2012 tarihli Radikal Kitap Eki)
Şairlerin öykü yazması ilginizi çeker mi? Ben şiirinin havasını öyküsünde de koruyor mu diye ilgilenirim. Kimi zaman öyküler şiirlere yakınlaşmamı, onları kavramamı kolaylaştırır. Kemal Özer?in, Ercüment Uçarı?nın, Metin Eloğlu?nun öykülerini okumanın bana yol gösterdiğini yadsıyamam. Cahit Sıtkı ve Ziya Osman Saba?nın, Necati Cumalı?nın öykü yazmasını, neden olduğunu pek açıklayamıyorum, hep doğal bulmuşumdur. (Sait Faik?in şiirleri de öykülerini açıklayabilir.)
Orhan Veli?nin öyküleri içinse Orhan Veli?ye danışmak gerekir. O kendisiyle yapılan ve öykülerinin toplandığı ?Hoşgör Köftecisi?nde yer alan bir söyleşide sanatla edebiyatı birbirinden ayırdığını söyler. Şiiri sanata sokar, öyküyü ise roman ve tiyatro ile birlikte edebiyata. Orhan Veli, ?Fikir sanatta yer alamıyor. Ama edebiyat fikre dayanıyor? diye açıklar edebiyatla sanatın farkını. ?Bu itibarla edebiyatın halk kitlelerine bir şeyler söylemesi lazım. Okur- yazarları halka doğru götüren bir edebiyat isterim. Yani edebiyatın çoğunluğa hitap etmesini istiyorum. Çoğunluk okuyup anlamalıdır. Anlayabilmesi için de edebiyatta kendi meselelerinden bahsedilmesi lazım. Bugünkü dünyada, çoğunluğu fakir halk teşkil ediyor. Demek ki edebiyat da onların edebiyatı olacaktır.? Bu tanımı burada bırakmaz Orhan Veli, öykü yazarının neler yapması gerektiğini de açıklar: ?Kahramanını onun içinden seçecek, hayatını o hayatın içinden alacak ve ara sıra onun meselesinden bahsedecektir. Biz de bu telakkide (anlayışta) bir edebiyat üzerinde çalışanlar var.? Orhan Veli bu konuşmayı 1947 yılında yapmış. Ve bizim sonradan toplumsal gerçekçi ve toplumcu dediğimiz öyküleri yeterli bulmuyor. Bu konuda yazmaya başlayacakların daha iyi şeyler yazacağı inancında. Bunun ilk koşulununsa, dilin, konuşma dilinden yararlanarak zenginleşmesi olduğunu dile getiriyor. (Dili, kurumların değil yazarların ve şairlerin zenginleştirebileceğine inanıyor.)

Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor
Orhan Veli?nin ?Baharın Ettikleri? öyküsü de, yazarın öykü konusundaki düşüncelerini yansıtır. ? Hikâyede konunun pek o kadar mühim olmadığını söyleyenler de çıktı. Ama ne olursa olsun, bir vaka lazım. O vakanın bir başı bir sonu olması lazım. Üstelik vaka da, alışılmış bıkılmış vakalardan olmamalı. Küçük burjuvanın hayatını anlatan, onun zaaflarını, onun adiliklerini dünyanın en büyük kahramanlıkları, en asil heyecanları gibi gösteren hikâyelerden illallah dedik artık. Bütün ıstıraplar aşktan doğuyor. Oysaki öte yandan milyonların, milyarların ıstırabı var. Ama ne yazık ki biz o insanı tanımıyoruz. Girmişiz küçük burjuvanın içine yuvarlanıp gidiyoruz.?
Yazarın bu tür düşünce açıklamaları yanında öyküsünün de ilk satırları yazılmaya başlıyor, bahar, baharın kedilere etkileri. Küfeci (yani küfe ile yük taşıyan) çocuklar, köşklerin bahçesine ev sahiplerinin kunduraları çamur olmasın diye dökülen kömürler. Bu kömürleri toplamaya gelen yoksul çocuklar. Bunlara küçük dokunuşlarla değinip geçiverirken realisme/gerçekçilik konusunu da açıklıyor. ?Bir eser, içine dünyanın en çirkin realitelerini doldurmakla realiste olmaz. Sefaletleri, ıstırapları, sınıf tezatlarını en keskin hatlarıyla canlandırmak isteyen çok kere mübalağa düşer. Dünyayı hep kara gözlükle görmek, pertavsızı sadece pisliklerin üstünde dolaştırmak, bence romantisme?nin ta kendisidir. Yirminci Yüzyıl adamınınsa romantique olmaya hakkı yok artık. Cemiyete faydalı olabilmek, insanları, söylediklerimize inandırmakla mümkün.?
Orhan Veli romantik yazarla realist yazarın konu olarak ayrılamayacağının altını çizer. ?Çünkü yeryüzünde realist olay yahut romantique olay diye bir şey yoktur. Bir yazarın edebi hüviyetini sadece işçiliği tayin eder.?
Büyük dünya
Orhan Veli?nin öykü üstüne söyledikleri, bir anda tatsız tuzsuz , kuru bir anlatım ya da sert, saldırgan savaş sonu görüntüleri getirmesin aklınıza. Kitaba adını veren öykü, (?Hoşgör Köftecisi?) bir dükkân öyküsü. Bir köfteci ya da balıkçı meyhanesi. Ama önceden öylesine acıkmışsınız ki hiç fark etmiyor. Zaten epi topu üç masası var. Bulunduğu semtteki dükkânların camekânlarından musluklar, sicimler, testereler, tahlisiye simitleri görünüyor hep. (Benim aklıma Perşembe Pazarı geldi.) Bir anda bir kapıdan gelen enfes bir koku. Ve hoop, o mucize gibi dükkândasınız. İçerde üç kadın var. Şair o dükkânda üç dört saat kalacaktır. Sonra yeniden, yeniden gidecektir. Dükkânın patronuyla dertleşecek, kadınlardan abla dediği biriyle Fosforlu Cevriye?nin türküsünü söyleyecektir. Takacı, mavnacı, motorcu müşterilerle ahbap olacak onların yurt içi yurtdışı serüvenlerini paylaşacaktır: ?O şarkılarda, o seslerde, o hikâyelerde büyük bir dünya vardı. O daracık dükkâna giderken kendimi seyahate hem de büyük bir seyahate çıkan bir adam sanıyordum.? Giresun ?dan yola çıkıp Novorosisk limanında balalayka dinlemek, ya da bir başka limana gidecek bir gemiye tütün satmak. ?Çalışan insanlar, namuslu insanlar, kardeş insanlar?la yan yana olmak… Onların yemeklerini paylaşır gibi yaşantılarını, serüvenlerini paylaşmak.
Eğer güzel bir dünyada yaşamak istiyorsanız böyle insanların bulunduğu yerlere gitmenizi öğütlüyor size Orhan Veli Kanık. Bu semtleri aramayın. Şimdilik Orhan Veli?nin öyküleriyle yetineceksiniz. İstanbul ?un biten kıyılarında boyaları atmış, tahtalarının macunları gevşemiş bir balıkçı kayığı bulamazsınız ki balık yasağında balıkçılarla birlikte içki içesiniz. ( Hem şimdilerde öyle açıkta içki içmek pek kolay da değil. Sahil, sandalları kaydıracak üstü renk renk sandallarla dolu çekekler, felekler/filenklerle dolu olsa bile ne fayda…)
Balıkçı meyhanesinde çalışan kambur kızın fark edilmeyen güzelliğini sezmek, onunla evlenirse çocuklarının kambur olup olmayacağını merak etmek, balıkçıların aralarında çalışan kadınlara, kadın gözüyle bakmamalarının dürüstlüğünü anlamak, çalışanların güzel kurallarını öğrenmek… (Burada kötü gözle bakmanın ne olduğunu tartışıp şu karara varıyor: ?…ben bu kambur kızdan hoşlanmışsam, onu sevmişsem neden ona kötü gözle bakmış olayım? Büsbütün tersine, iyi gözle bakmışım ki sevmişim. ?Sevme? sözü de geniş bir söz. İnsan bir yemeği seviyor, bir rengi seviyor, bir kadını seviyor. Hele kadını sevmenin türlü bin çeşidi var. Onu da kendimizi de, sadece hayvan olarak gördüğümüz zaman, belki kötü gözle bakmış sayılabiliriz.?)
Orhan Veli?nin öykülerini şiirlerine ipucu yapmamak kararıyla başladım yazıya ama balıkçı öykülerinden sonra?Deniz Kızı? takılıveriyor dilime:
Neler görmüş, neler öğrenmişti kim bilir./ Denizle boğaz boğaza geçen hayatında!/ Ağ yamamak, ağ atmak, ağ toplamak,/
Olta yapmak, yem çıkarmak, kayık temizlemek…/ Dikenli balıkları hatırlatmak için/ Elleri ellerime değdi.
Orhan Veli kısacık ömrüne neler sığdırmış görmek için bile okunmalı ?Hoşgör Köftecisi?.

Kitabın Künyesi
Hoşgör Köftecisi
Orhan Veli Kanık
Yapı Kredi Yayınları / EDEBİYAT / Öykü
İstanbul, Mayıs 2012, 1. Basım
64 s

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Yılmaz Güney’in Selimiye günlerinden: ?Sanık? – Süleyman Deveci

?Sanık? 1974 yılında Selimiye'de yazılmış ve hemen ertesi yıl ilk baskısını yapmış. Uzun bir öykü dahası novel olarak adlandırılabilecek bir...

Kapat