Hüseyin Peker’den bir imgelem zeybeği – Ömer Turan

savaş başladı dostum
eşyalarım hazır: bir çift ayakkabı
evde neden bağcık beslenmez?
ağrıdan kurtulsun diye bilekler
üç günlük sakalımla ölüyorum
şehre bundan küstü bendeki cansızlığın resmi
ve ben nefret ediyorum zor kadınlardan
değerli taşlarla anmışken kendimi
damat edindiler evlerine
ruh süpürgesi oldum her birine…

Bir kente küsmek, ömre verilmiş ceza mıdır?

Kalp çarpıntıları, sıkışmışlık sancıları ve ardından gelen patlamalar, yani bir dengesizlik hali ya da içe dönüş yolculuğu. Sonra savrulmalar ve kendini bir sipere atma düşüncesi; hayatla yüz yüze bir riya savaşında ilk silahı çekenin kazandığı mevziler…

Mutluluğun tek seferlik bir kullanım şekline dönüştürüldüğü, yaşam alanlarının cinnet geçiren soğuk ve soluksuz mekânlar haline çevrildiği bu omurgasız yaşamda, kentler ne kadar korunaklıdır ki? İnsanın özü, kendi kentidir. İnsandan başlamışsa çürüme, kale içten, içeriden ele geçirilmiş demektir. Keskin bir dille söylemek gerekirse; büyük ve görkemli bir mücadele için insan kendi özüne kadar inmeli ve savaşı oradan başlatmalı. Buna insanın kendine yeni bir rol edinme arayışı da denebilir. Çünkü var ile yok olma arasındaki bu ince çizgide insan, ya kendine biçilmiş cezayı çekecek ya da isyan edecek.

beni-oyuna-kaldir.jpgHüseyin Peker’in “Beni Oyuna Kaldır”daki şiirlerin ana izleğinden gidersek, üstümüze başımıza bulaşan mutsuzluğun kaynağına kadar inebiliriz. “mutlu olan yoktu, yürüyen kalmamıştı değişik ritimlerde” dizesindeki serzenişi yaşamla buluşturduğumuz zaman, acılı bir yüzleşmeden kaçamıyoruz. Ateşin içinden geçerken yangını göremeyenlere, sular yükselirken derinliği algılayamayanlara ya da kabına çekilenlere karşı bir “öfkenin” ilk ayak seslerini duyuyoruz bu dizeyle. Her ne kadar şair; “bu bir sitem değil” dese de, omuzlarında hissettiği sorumluluk yükünü bölüşmek istiyor. Toplumsal dayanışmanın, birlikte isyan etmenin eşsiz güzelliğine varmak ve oradan yüzde yüz bir yaşam çıkarmak peşinde. Okları önce kendi içine doğrultmasının bir nedeni var. İçsel çatışmalarıyla yüzleşmemiş bir bireyin dışa dönük söylemlerinde bir tutarsızlık olabileceğini seziyor şair. Bu yüzdendir ki; “kesici darbeler yemişim dava kapısında” demekten de hiç gocunmuyor.

Hüseyin Peker’in “Beni Oyuna Kaldır” kitabı üç bölümden oluşuyor. İlk bölüm “Afili Külhan”da şair, yalnızlık, kaçış ve kendine sığınma hallerinin tam ortasındadır. Bu sürekli bir çatışma halidir aynı zamanda. Zamanı ve hayatı anlamaya, çözmeye uğraşır. Savaşlar ilan eder, yenilgilerini de işler dizelerinde, zaferlerini de. “el fenerinin ışığına kaldık” dizesi, olgun bir yaşa erişmenin yorgunluğuna, çekilen sıkıntıların katmerli sızılar bıraktığına dair bir atıftır sanki. Nihayetinde, “İstemediğimiz köşe taşlarından birine oturtulduk. Hiçbirimiz mutlu olamadık aslında” demekten de kendini alamaz. Oysa “üçer dikiş attılar dizime çok koştuğum için / şimdi teknemle, denizle kavgaya başladım” diyerek yeniden kavganın ve mücadelenin içine bırakır bedenini. Belli ki bu savaş, bir ömür sürecek böyle, mutluluğu tamamlamak uğruna…

şemsiyemin ucu karanlık, yağmura tutunuyorum
adına kokteyller hazırlanan birliktelik bizimkisi
öfke nöbetinde kim kimin nesi?
sarhoş vokalle söylediğimiz şarkı:
bir eşkıyanın mimikleri
o şarkı ki, düşmanın yüz hatlarından
tuz, zehir, arsenik basıyor üstüme
iyi ve kötü arası biriyim
kanat çırpmayan arının kendisi…

İkinci bölüm “Kalbi Kırık Aşk Şarkıları”nda ise şair daha dingindir daha rahatlamıştır artık. Psikolojik geçişlerle ve aşk sonrası insani duygularla ifade yolunu seçer. Kavgayı ve savaşı kafasında halletmiş olmanın huzuru imgelere yansır bu sefer. Bambaşka etkileri olan tutkular ve varoluşsal nedenler üzerinden ipuçları verir okura. Gündelik halleri eşeleyici ve sorgulayıcılık süzgecinden geçirerek daha bir yorumcu gözüyle bakar etrafına. Bu durum belki de bir anlam aramadır ya da anlamsızlık üstüne yeni söylemler geliştirmektir. Sonuçta insan, giderek yaşlanan/olgunlaşan bir varlık, geride felsefesini bırakmak ister. “ayağı tökezlemiş / ata topraklarında beceriksiz” anılmamak için…

Şair, çok da zamana dayamak istemez sırtını. Bu yüzden keskin ve net çizgileri vardır. Babasız evlerdeki yalnızlık ve keder onun hayat dersinden aldığı en önemli kazanımdır aslında. Geçmişle değil, geleceğin bahçesine diktiği çiçeklerin derdindedir. O hep sevdalı akacak nehirlere yüzünü dönmüş bir şair olarak anımsanmanın peşindedir. Ürpertili yalnızlığı bunun için seçmiştir, bunun için hep kaskatı kavramların şiirini yazar, durmadan. Çünkü mutsuzluğu tersinden okumayı iyi biliyor şair…

o yokuş çömlekçi ismini değiştirdi ama izi kaldı
yanımdaki kadın tiflis’e döndüğünde…

Son bölümdeki şiirlerini “Topraktepe” başlığı altında toplamış Hüseyin Peker.

Kendi içine yolculuk ederken şair, uğradığı coğrafyaları da katar yalnızlığına ve kalabalığına. Çarşıları boydan boya geçerken, bir dağa tırmanırken ya da bir manastıra bakarken; kırıla kırıla akıp giden bir yaşamla öz sesini buluşturuyor. Biraz da kendine yüklenir aslında, iç coğrafyasına yaklaşmak için. Bu bölümdeki şiirleri bir arayışın imgeleri olarak yorumlarsak, yazının başındaki soruyu da cevaplamış oluruz. Çünkü insanla birlikte kentler de değişiyor. Tarihin izlekleri kayboluyor, yerini çağdaşlık adına ucube şekiller alıyor. Sokak kültürü yok oluyor. Pazar yerleri alışveriş merkezlerine dönüşüyor. Derken insan sıcaklığı ve insana dokunma arayışı başlıyor içten içe. Gene bakıyor şair, eskiye ve eskinin güzel kalıntılarına. Bir ömür uzunluğunu yeniden ölçmek için, küskün kentlerle barışmak için. Yaşamı huzursuz kılan bütün olumsuzluklara inat…

Hüseyin Peker’in “Beni Oyuna Kaldır” kitabındaki şiirler bir bütün olarak düşünüldüğünde upuzun bir senfoni aslında. Sürekli bir dinginlikte değil, aniden yer değiştiren duygular, alçalıp yükselen sesler, değişen zamanlar, kalıba girmeyen düşünceler ve çekilen kılıçlar. Sona doğru ezgiler susar, sesler çekilir yavaş yavaş bir huzur arayışı ve derin sessizlik. Sonra birdenbire “Ben kalabalık Yalnız Efe’yim” der gibi yeniden oyuna kalkma isteği. Kuşlar havalanır, herkes bir adım geri çekilir, meydan şairindir.

İşte size Hüseyin Peker’den bir imgelem zeybeği, oynamayı bilenlere…

Beni Oyuna Kaldır / Hüseyin Peker / Noktürn Yayınları / 144 s.

Ömer Turan
omerturan@yandex. com

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Kazıcılar Bildirisi: Toprak ve Özgürlük (Yıl: 1649)

Kazıcılar (17. yüzyıl İngiliz halk şiiri) Siz soylu kazıcılar hepiniz Ayağa kalkın, ayağa kalkın, ayağa kalkın şimdi İşlemek için çorak...

Kapat