Işıl Kızılırmak tanıttı: ‘Miguel’

Kitabımızın da kahramanının da adı “Miguel”. Miguel’in yaşının ya da nerede yaşadığının ise bir önemi yok bu öyküde. Karşı komşunuz, sıra arkadaşınız, çocuğunuz ya da siz olabilirsiniz. Etrafında akıp giden hayata sadece bakmış, görmek için çok da çabalamamış bir insandı o, sadece. Ama günün birinde, bir market otoparkında işittiği şiirle kayıp bir hazine haritasına erişti; bu sayede kah en yakınındakilerin kah dünyanın bir ucundakilerin hayatına aniden konuk olabildi.

Miguel, dünyanın herhangi bir ülkesinde yaşayan herhangi bir çocuktur. Dilediğince yaşamaya, isteğini anında elde etmeye alışmış ve bu yüzdendir ki daha iyi bir hayatı düşlemeyi aklının ucundan bile geçirmemiştir. Sürekli yoğun bir çalışma temposu olan anne ve babası, o ne isterse ikiletmeden almıştır. Rahat bir evleri, arabaları, alelacele kahvaltı ettikleri mutfaklarını düzene sokmakla yükümlü bir yardımcıları; tüm kapıların girişe çıktığı dev marketler ve dükkanlarda geçen hafta sonları vardır. En doğru ürünün hangisi olduğunu tartışmalarının koca bir günü kapladığı, dükkanlar arasında mekik dokumanın, ihtiyaç olmasa da alışveriş yapmanın yeni haftaya hazırlanmanın ön koşulu sayıldığı hayatlardandır Miguel ve ailesininki. Okul saatinin, ödevin, gezmenin kısacası her şeyin şaşmaz bir düzeni vardır. Vardı demeliyiz belki de, çünkü Miguel’in devasa markette en sevdiği çikolatanın peşi sıra giderken, anne ve babasını kaybettiği o pazar gününden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmamıştır. Otoparkta ailesiyle buluşabileceğini umarken; yırtık giysileri, kokan saçlarıyla evsiz bir adamla kesişmiştir Miguel’in yolu. Steril hayatına ışık hızıyla dalan bu adam belli ki onu uyandırmaya kararlıdır, Miguel’in hayli yadırgamasına rağmen okumak için kitaplar çaldığından söz eder gururla.Ve bir şiir okur ona:

“Her gün dışarı çıkan bir çocuk vardı

Ve baktığı ilk şeyde

Dönüşüverdi o nesneye.”

Adam şiirini okuduktan sonra bir anda kaybolur, ailesi panik içinde oğullarına kavuşur ama şiiri işiten Miguel için taşlar yerinden oynamıştır artık.

Pazartesi sabahı, arabaların camları silmek için trafik ışıklarında koşturan bir çocuğun tişörtünde bulur kendini. Şiir gerçek olmuş, dikkatle baktığı ilk şeye dönüşüvermiştir. Yaşıtı sayılabilecek Loren ve Chiqui ile cam silmek, selpak satmak için didinir; insanların kaba tavırlarına şahitlik eder. Loren’in günün birinde daha güzel şeylerin olduğu bir yerlere gidebilme hayali Miguel’i hayli şaşırtır. Çünkü o keyifle yaşadığı şehirde yolunda gitmeyen bir şeyle karşılaşmamıştır. O hep arabanın içinden dışarıyı izleyendir ve etrafındaki tüm bu kibar insanların yardıma ihtiyacı olan küçük çocuklar rahatlarını bozduğunda nasıl da değişip, tükürükler saçarak hakaretler edebildiğini görmemiştir daha önce. Hayat Miguel’in sandığından çok, çok daha karmaşıktır. Salı günü henüz önceki gün yaşadıklarının etkisinden kurtulamamışken Perulu yardımcıları Casilda’nın tükenmez kalemine dönüşür. Onun ailesine yazdığı mektuba eşlik eder; oyun oynarken konu ailesine geldiğinde susan Casilda’nın çocuklarına duyduğu özlemi yazar beyaz kağıda. Miguel o güne dek ne Ant Dağları’nın yüceliğinden haberdardır, ne o dağlar kadar büyük özlemler çekmiştir; ne de yeni bir giysi edinmek zorunda olduğu için yakınlarına karşı mahcubiyet hissetmiştir. Öğrendikleri Miguel’i bir hayli sarsmış, bir kez daha dikkatle baktığı ilk nesneye dönüşmekse içine korku salmıştır. Bu ihtimali bertaraf etmek için uyguladığı yöntemler ailesi tarafından endişeyle karşılanmaya başlamıştır. Sakınmanın çare olmadığını, ertesi sabah sınıf arkadaşının cebindeki bir futbol oyun kartına dönşünce anlar Miguel. Arkadaşı babasının baskısıyla istemediği işler yapmakta ve bundan dolayı mutsuzluk yaşamaktadır. Aynı sıraları paylaşıp, aynı dersleri dinlediği arkadaşının hayatı onunkine hiç benzememektedir. Hayat, Miguel’in sandığından çok ama çok hüzünlüdür. Bir yandan yardımına ihtiyacı olan insanlar için neler yapabileceğini bir yandan da bu tuhaf durumdan nasıl sıyrılabileceğini düşünen Miguel’e perşembe gününün sürprizi hazırdır: Her gün geçip gittiği meydanda rastladığı Afrikalı kız çocuğuna dönüşmek, o kızın gözünden bir savaşa ve ailesini yitirişine tanıklık etmek. Yaşadığı şehirle, hergün konuştuğu insanların hayatlarıyla tanışan, derin refah uykusundan uyanmaya başlayan Miguel bu kez kendini dünyanın bir ucunda, küçük kızın söyleyemediği sözcüklerin gürültüsünde bulur. Cuma günüyse yaşlı bir öğretmenin evine konuk olur; baston olarak. Okuldaki arkadşlarıyla birlikte, yaşlılığıyla durmadan alay ettikleri Bay Akerdeon’un hayatta kalmak için ona ve arkadaşlarına nasıl ihtiyaç duyduğunu, tüm hastalıklarının ilacını okulda bulduğunu öğrenir. Cumartesi ise ailesinin isteğiyle çıktığı sokakta, macerasını başlatan adamla karşılaşır yeniden. Adam aynı adamdır; kılığı kıyafeti, elinden düşürmediği kitabıyla… Ya Miguel, bir hafta önce market otoparkında ailesini arayan çocuk mudur? Asla. Miguel bir haftada bakmayı değil görmeyi öğrenmiştir artık. Evet, o haftaya dek kimseye kabalık etmemiş, kimseyi dışlamamıştır ama belli ki yeterince anlamaya da çalışmamıştır. Kulağına çalınan şiir hayatını baştan aşağı değiştirmiş, yanı başında ya da dünyanın bilmediği bir ucunda akıp giden hayatlara konuk etmiştir onu. O şiir Miguel’in aynası, hazine haritası olmuştur. Uyandırmış, göstermiş, dinletmiştir. Kendisine benzemeyenlerle birlikte kendisiyle de tanışmıştır.

Miguel, 10 yaş üstü okurlara; içinde yaşadığı dünyanın kabuğunu kırma, diğer insanların hayatlarına tanıklık etme, yardımına ihtiyacı olanlar için çabalamayı öğrenme; gören ve anlayan bir birey olmak için adımlamayı öğretiyor. Kitabın kahramanının ya da okurunun o güne dek karşılaşmadığı hayatlardan söz ederken dengeyi hiç yitirmiyor kitap, melodram bir “dünyayla tanışma hikayesi” değil; gerçekçi tahlil ve tasvirleriyle başarılı bir çocuk/gençlik kitabı okuyorsunuz. Varlığını dünyanın merkezine oturtan, sıradan kaygıları büyük dertler olarak yorumlayan, en doğruyu en güzeli kendinde arayan, durmadan tüketen, rutinden şaşmayan; suratının ortasına çarpmadıkça görmemekte ısrar eden ya da her şeyi sadece gören, anlamak hiç de çabalamayan insanların; hepimizin kıyasıya eleştirdiği (aslında hepimiz olan) benmerkezci insanların hikayesi biraz da Miguel. Okuruna onlardan biri olmaması için ta yolun başından “hayat burada” diye el sallıyor. Diğer insanları anlamaya, duymaya çalışmanın; bir derdi birlikte omuzlamanın, olağanüstü şeyler yaptığında dahi mütevazı kalabilmenin erdeminden söz ediyor. İyi bir insan olabilmek için “merhaba”lar fısıldıyor genç okuruna.

Işıl Kızılırmak
http://ilerihaber.org/ 26-01-2015

KÜNYE: Miguel, Yazan: Alfredo Gômez Cerdâ,, Resimleyen: Javier Zabala, Çeviren: Saliha Nilüfer, İletişim Yayınları,, 2013, 128 sayfa, Yaş grubu: 10+

Yorum yapın

Daha fazla Çocuk Kitapları, Makaleler
Gogol’ün Palto’sundan Kafka’ya bakmak

Dostoyevski, "Tüm Rus gerçekçileri Gogol'ün "Palto'sunun altından çıkmıştır" diyerek Gogol'ü gerçekçilik akımının başladığı yere oturtur. Oysa tam anlamıyla doğru değildir...

Kapat