“İstanbul Hatırası”na Dair – Ümit Cingöz

Ahmet Ümit?in son romanı, İstanbul?un, pek çoğumuzun bildiği, yaşadığı, gördüğü; ama bilip, yaşayıp, görürken de yanından yöresinden geçerken de nerede yaşadığının farkına varmadan geçip gittiği bir kentin romanı?

? Oysa şehirler de insanlar gibidir, geçmişlerini unuturlarsa, tarihlerinden koparılırlarsa kişiliklerinden den koparılırlar. Hiçbir özellikleri kalmaz. Birbirine benzeyen sıradan insanlar gibi olurlar. Oysa İstanbul sıradan bir şehir değil.? ( s.90 )

Yazar, Türk edebiyatında polisiye roman türünde tanınsa da son dönem romanlarında polisiye türünü, tarihle harmanlamayı sürdürüyor. Bâb- Esrar?daki, Ninatta?nın Bileziği?ndeki, Patasana?daki, Kavim?deki tarihsel arka planı, İstanbul Hatırası ile daha derinlikli hale getirerek tarihi kitapların asık yüzünü güldürüyor ve tarihin, okuru sıkmadan, merakla okunmasını sağlıyor. Tarihselden polisiyeye gidip gelen romanlarında, polisiye romanların çekiciliğini veya kolay okunurluğunu, tarihi, tarihsel bir kimliği( Şems, Mevlana, Bâb-ı Esrar ) veya bir kenti anlatırken de ( İstanbul, İstanbul Hatırası ) kullanıyor.

Tarihi bilgiler, belge oldukları; yaşananlar da, tarih biliminin alanına girdiği zaman, insan-tarih ( Tarih müptelaları bu tanımın dışındadır!) arasında uzak bir mesafe oluşuyor. Orada yaşananlar ?insan?dan sıyrılıp ?nesne ya da veri? oluyor. Bu da insan ile yaşanan gerçekliğin arasındaki mesafenin iyice açılmasına, tarihin yeterince anlaşılamamasına veya bir kentin tarihine, kültürüne, insanına sahip çıkılamamasına neden oluyor. Tarih, doğası gereği nesnel olmak zorunda ama bu özellik onu özneden uzaklaştırıyor. Nesnelleşen tarih, içine öznesini ve öznelliğini almadığı için orada yaşanan acılar da özneye ( dolaylı yönlerden de okura ) bulaşamıyor. Tarihsel romanlar ise aradaki bu kopukluğu yazarına göre değişse de gidermeye çalışıyor.

? İstanbul, M.Ö. 660 yılında Kral Byzas tarafından kurulmuştur.
İustinianus döneminde çıkan Nika İsyanında 30.000 kişi öldürülmüştür.
Çemberlitaş sütunu M.S. 330 yılında diktirilmiştir.
Şems?in 1247 yılında Mevlana?nın küçük oğlu Alâaddin tarafından öldürüldüğü sanılmaktadır.?

Ahmet Ümit ise, son romanı İstanbul Hatırası?nda tarih- insan arasına örülen duvarı yıkmayı başararak bir kentin tarihinin, yıkılışı ve yeniden kuruluşunun şölenini, buruk bir aşkla, arkadaşlıkla, gizem ve merakla yeniden yaşatıyor. Tarihi yapılar, tarihi bilgiler içine insanı, insanın acısını, sevincini, ihanetini alarak yeniden kuruluyor. Roman, dokusuna, polisiyenin, efsanelerin, farklı kitaplara yapılan göndermelerin, ( Agahta Christie, Şark Ekspresi?nde Cinayet, Kavafis ve Yahya Kemal?in şiirleri, Necip Fazıl?ın bir sözü, Kuran?dan ayet ve sureler, Münir Nurettin besteleri? ) şiirin olanaklarını da alarak iki bin yedi yüz yıllık koca kentin tarihini günümüz dünyasına taşıyor. Çok boyutlu olan roman, kâh Komiser Nevzat?ın eniştesinden ya da annesinden duyduklarıyla, kâh roman kahramanı Leyla Barkın?ın bilgilendirmesiyle, kâh Kriminolog Zeynep?in araştırmalarıyla tarihe, efsanelere doğru yol alıyor. Tarihi bilgiler, efsaneler yalnızca kentin tarihini anlatmaya değil; cinayetleri çözmede de ipucu olarak kullanılıyor. Bu ipuçları da kahramanlarımızla birlikte okuru, tarihi ve gizemli bir yolculuğa çıkartıyor.

?? Ne diyebilirdim ki, kentin tarihi konusunda tam bir cahildik. Bırakın Yunan, roma dönemini Osmanlı dönemi hakkında bile hiçbir şey bilmiyorduk. Bütün bu bilgisizliğimize rağmen, lafa geldi mi, utanıp sıkılmadan, şanlı ceddimiz diye nutuk atmaya bayılıyorduk.? ( s. 49 )

Roman, hem kahramanları hem de olaylarıyla bir hayli zengin. Kişi sayısının çokluğu ( yetmişin üzerinde) romanın hacimli olması, romanın kesintiye uğrayarak veya heyecansız okunmasına neden olmuyor. Aksine aralarda verilen tarihi bilgilendirmeler, aşk, dostluk, geçmişe yolculuk, polisiye şüphelerin çekiciliği ve gizemi gibi unsurlar, okurun romanı elinden düşürmemesini sağlıyor. Roman temelde yedi ana olay ve altmış üç bölümden oluşuyor. Yedi ana bölümün başındaki şiirsel anlatımlar, hem anlatımı hem de efsaneleri renklendiriyor. Yedi cinayet, yedi şiirsel bölüm, yedi tarihi yapı, romanın (63+7) yetmişi bulan bölümüyle de ilişkilendiriliyor. Roman bittiğinde polisiye özelliklerinin yanında; yağmaya ve ranta açılmış, hor kullanılan, üç imparatorluk görmüş bir kentin tarihini yüzümüze çarpan bir anlatıya da dönüşüyor:

? ? Hayır, sanat fotoğrafları değildi bunlar; Büyük Bizans Sarayı?nı üzerine yapılan beş yıldızlı otelin oluşturduğu tahribatı, Süleymaniye Cami?nin duvarlarını süsleyen eşsiz hat yazılarının bozulmaya yüz tutmuş halini, Bizans döneminden kalma Bukeleon Sarayı?nın çöplüğe dönmüş görünümünü, Kadırga?da yıkılmaya yüz tutmuş eski, ahşap; İstanbul evlerini, Beyazıt?ta Roma sütunlarının üzerinde kadın iç çamaşırı sergileyen seyyar satıcıyı, Marmaray kazısında alelacele kazılan antik limanın içler acısı durumunu, nakışlı mermerine siyah yağlı boyayla, ? En büyük asker bizim asker! ? yazılmış Osmanlı çeşmesinin trajikomik halini, Topkapı Sarayı?nda paslanan antika silahları, çürüyen resimleri gösteriyordu. Yani tarihi nasıl katlettiğimizi yüzümüze çarpan fotoğraflardı bunlar.? ( s.55 )

İlk şiirsel bölüm Kral Byzas efsanesi ile başlıyor. Bu bölümde yazar, Kral Byzas?ı tanrılaştırarak, Tanrı?yı da insanlaştırarak anlatının içselleşmesini kolaylaştırıyor ve ? boğanın yaşadığı öfkeyi, acıyı?, roman kahramanı gibi anlatarak boğanın öfkesini, acısını okura da bulaştırıyor. Diğer bölümlerdeki hayvan kahramanlar Bahtiyar, Bulut, Necdet Denizel ve Âdem Yezdan?ın papağanları, hatta ihtiyar Renault
( Nevzat?la birlikte ihtiyarlamıştır, derin derin öksürür ) da yine bu duyarlıkla veriliyor. Hatta kimi mekânlar da kişileştirilerek kahramanın ( Nevzat?ın evi ve eşyaları ) dert ortağı oluyor. Nevzat?ın evinin merdivenleri mızmız, avizesi mütebessim, resmi filozoftur:

? Karımla kızımın ölümünden sonra ben ilk olarak bu evdeki eşyalara dökmüştüm içimi. Derdimi, acımı, öfkemi ilke kez onlarla paylaşmıştım. Bir tek onlar dinlemişti beni ses çıkarmadan, bir tek onlar ortak olmuştu çaresizliğime. O ağır, karanlık günler boyunca bu basamakların, ahşap pencerelerin, nakışlı perdelerin? yani bu evde ne varsa benimle birlikte kahrolduğunu, benimle aynı öfkeyi duyduğunu, benimle birlikte ağladığını hissetmiştim.? ( s. 72 )

Olaylar, tarihi yapıların yanına bırakılan elleri birbirine kavuşturulmuş ve ok haline getirilmiş cesetlerin bulunmasıyla başlar. İlk ceset, Sarayburnu?nda Atatürk heykelinin yanına bırakılmıştır. Kurbanın avucuna sikke sıkıştırılmıştır. Sikkeler ve cesetlerin ellerinin yönü, bir sonraki cinayetin işleneceği yer için ipucu olur. İlk şüpheli, ilk kurbanın eski karısıdır. Romanın sonuna kadar da zanlı olarak kalır. İlk bölümde Nevzat, yardımcısı Ali ve Zeynep, ilk kurbanın evinde arama yaparlar. Kurban bir arkeologtur ve kimi davalarda bilirkişi olarak görev yapmıştır. Aslında evinin duvarlarındaki yedi gravür cinayetlerin işleneceği yerle ilgili ipucu verir ( s. 23 ) ama Nevzat ve Zeynep bunları romanın sonlarına doğru fark edecektir. Cinayetler işlendikçe kurbanların birbirlerini tanıdıkları ortaya çıkar. Hepsi bir şekilde kirli işlere bulaşmış kötü kişilerdir. Nevzat, Ali ve Zeynep?in kafası ara ara karışır, kimi zaman ümitsizliğe bile kapılırlar.

Onları yaşayan insanlar değil; öldürdükleri insanların hayaletleri katletmiştir?

Roman boyunca katil olması en kuvvetli kişiler, ilk kurbanın eski karısı, onun, eski solcu-yeni çevreci sevgilisi ve cesetlerin bırakıldığı yerlerde büyük oteller yapan turizmci aşiret reisidir. Olaylar, işlenen cinayetlerin izinde ilerler. Kurbanların bırakıldığı mekânları, bu mekânlarla ilgili tarihi bilgileri ve efsaneleri, olası cinayetlerle ilgili ipuçlarını buradaki tarihsel mekânlardan veya sikkelerden hareketle öğreniriz. Olaylar her ne kadar polisiye ipuçlarıyla ilerlese de romana buruk aşklar da eşlik eder. Nevzat?la Evgenia?nın, karısı ve kızını kaybettikten sonra onların anısına rağmen yeşertmeye çalıştıkları aşkları, Ali ile Zeynep?in dillendirilemeyen yakınlaşmaları, Demir, Yekta ve Nevzat?ın Handan?a duydukları sevgileri olaylarla birlikte verilir. Cinayetler birbiri ardına geldiğinde olaylar iyice karmaşıklaşır. Nevzat?ın Leyla Barkın?ı ziyaretinde odaya kargo ile beşinci kurbanın kafasının gelmesi olayları içinden çıkılamaz bir hale getirmiştir. ( Polisiye okurları da bu olaydaki gerekçeyi cinayetlerdeki ana sebeple çok bağdaştıramaz. Katil, ya da katiller, Leyla?yı neden korkutmak istesinler? Kurbanlar söylediği yerlere bırakılmamıştır. Eğer mesaj Nevzat?a ise; Nevzat?ın o saatte orada olacağını nasıl öğrenmişlerdir? ) Roman yine Agahta Christievari şaşırtıcı bir sonla bitmiştir. Katil, romanın başında sezilse de ( iri yarı, neşter kullanmasını bilen, insani özelliklerini yitirmemiş, kurbanlarını acı çektirmeden öldüren ) ana olayların dışında, Nevzat?ın özel hayatı ile ve geçmişiyle ilintili olarak yer aldığı için pek düşünülemiyor. Cinayetlerin haklı bir sebebi vardır. Ama asıl kurban İstanbul ve ince ruhlu katillerdir. Kurbanlar, hem İstanbul?u yağma etmişler hem de katillerin hayatlarını ellerinden almışlardır. Olaylar, polisiye romanlarda pek alışık olmadığımız bir sona bağlanıyor. Kurbanlar, fail; katiller de maktul oluyorlar. (İstanbul?a hatıra diye kendi kanlarını sunmuşlar, onları yaşayan insanlar değil; öldürdükleri insanların hayaletleri katletmiştir.)

Sisler içinde kalan İstanbul?dan betonlar içindeki İstanbul?a?

İstanbul Hatırası, Tahsin Yücel?in 2006?da yayınlamış olduğu ?Gökdelen?le de benzer bir kentsel duyarlık gösteriyor. Tahsin Yücel, 2073?ün İstanbul?unu anlatırken, Ahmet Ümit kentin 2700 yıllık geçmişini anlatıyor. Gökdelen?deki Niyorklu Temel, sanki İstanbul Hatırası?ndaki Âdem Yezdan?ın torunudur. İstanbul Hatırası?nda sisler içerisinde kalan İstanbul; 2073?te beton yapılara boğulmuştur. İstanbul artık yağmalanmış, kenti, ülkeyi müteahhitler ve inşaat firmaları ele geçirmiştir. Hatta Sarayburnu?na ( Atatürk heykelinin bulunduğu yere ) Amerikalılara olan sevgimizi göstermek için ABD?deki Özgürlük Anıtı?nın üç katı büyüklüğünde bir anıt da dikilmiştir.

Her iki eser, birlikte okunduğunda-anımsandığında, İstanbul?un geçmişteki ve gelecekteki izdüşümlerini bir arada görmek mümkün olacaktır. Gökdelen?in okunmuşsa anımsanması; okunmamışsa; İstanbul?u ve ülkeyi nasıl bir geleceğin bekleyebileceğini İstanbul Hatırası sonrasında okumak kent için okura farklı bir bakış açısı katacaktır.
Ümit Cingöz

Kitabın Künyesi
İstanbul Hatırası
Ahmet Ümit
Yayın Yönetmeni : Sırma Köksal
Kapak : Utku Lomlu
Everest Yayınları / Roman Dizisi
İstanbul, 2010, 2. Basım
590 sayfa

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar
Merhaba Umut – J. Mario Simmel

Casus edebiyatının en etkin isimlerinden biri olan J. Mario Simmel, 12 Eylül Darbesi sonrasında kitaplarının Türkiye'de yayımlanmasına uzun süre izin...

Kapat