İşte Rekabet (!) – Osman Bulugil

Kapitalist sistemde futbolun en büyük pastası olarak öne çıkan organizasyonlarda (UEFA ve FİFA?nın düzenlediği turnuvalar) yapılan değişiklere baktığımızda futbolun bir rekabet ortamının olmadığını ve ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin tekelleştiğini vurgulamak gerekiyor.
İleri kapitalistleşmiş ülke kulüplerinin tekelleşme sürecinde, öteki kulüplerle aralarındaki uçurum derinleşiyor ve UEFA ve FİFA?nın düzenlediği organizasyonlar da buna göre şekilleniyor. Bugün endüstriyel futbolda, en öndeki organizasyon olan ve futbol pastasının büyük kısmının üretilmesini sağlayan Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi?ni ele aldığımızda, var olan eleme ve grup sisteminin ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin tekelleşmesini ürettiği görüyoruz. UEFA Kupası?nın UEFA Avrupa Ligi olarak dönüştürülmesi bir tarafıyla da futbol pastasının genişletilmesi yani ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin tekelleşmesinde sömürünün daha da kapsamlaştırılması. Bunu özellikle Doğu ve Kuzey Avrupa ülkelerinin kulüplerini sömürü sistemine dahil etmenin bir yolu olduğunu söyleyebiliriz. TV yayınları, sponsorluk anlaşmaları vb. bu formatta en çok büyüyen ve aynı zamanda futbolun pastasının tekelleşmesini sağlayan bir yapıya işaret ediyor.
Futbolun en büyük rekabetinin olduğunu ileri sürdükleri Şampiyonlar Ligi ve UEFA Avrupa Ligi öteki kulüpleri, İleri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüpleriyle rekabet şansı tanımak bir yana, ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin başarısı ve daha da zenginleşmesi yolunda kullanılan birer araç haline dönüştürüyor. Örneğin Doğu Avrupa?dan gelen bir takımınız var ve Şampiyonlar Ligi?ne katılmak adına birkaç ön eleme turu oynadıktan sonra, grup aşamasına katılmak için son tura geldiğinizde, İngiltere Premier Ligi ya da La Liga?nın dördüncüsüyle karşılaşabiliyorsunuz. Torba sistemi zaten bu tekelleşmeyi üreten bir yapıya sahip. Örneğin İngiltere ve İspanya?da ligi ilk üç sırada bitiren takımlar Şampiyonlar Ligi?ne direk katılıyor. Dördüncü sırada bitiren takım da Şampiyonlar Ligi?ne girmek için tek ön eleme oynuyor. Sizin Doğu Avrupa?dan gelen ?mütevazi? takımınızın gruplara kalma şansı neredeyse yok. Hadi kaldı diyelim, o zamdan da dördüncü torbadan girdiği grupta iki işleve bürünüyor: ilki ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin saha içi sömürüsüne maruz kalmak. Diğeri de bulunduğu ülkenin futbol pastasına eklemlenmesine ve sömürüye dahil olmasını sağlamak.
Bu noktada ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerinin liglerindeki durumlarına baktığımızda, örneğin İngiltere?de son beş yılda Manchester United, Chelsea, Arsenal ve Liverpool dışında ilk üçe girebilen bir kulübe rastlamıyoruz. Dördüncü sırada bitiren takım da Şampiyonlar Ligi?ne girmek için tek ön eleme oynuyor.
Bu örneklerin yanı sıra 1999 yılından itibaren kupayı kazanan takımlara baktığımızda sırasıyla Manchester United, Real Madrid, FC Bayern, Real Madrid, Milan, Porto, Liverpool, Barcelona, Milan, Manchester United, Barcelona ve İnter olduğunu görmekteyiz. Bu durum bile aslında Şampiyonlar Ligi?ndeki durumu yansıtıyor. Turnuvada gelirlerin en yüksek olduğu çeyrek final ve sonrasına tekelleşen ileri kapitalistleşmiş ülkelerin kulüplerin ambargosundan söz edebiliriz.
Yazan: Osman Bulugil

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Yüz Yıl Sonra Bir Lenin Eleştirisi! – Suat Kamil Aksoy

Narodniklere Karşı Lenin, Lenin'e karşı Marks Öncelikle okuyacağınız eleştirinin Lenin için bir Marks?a uygunluk araştırması olmadığını belirtmeliyiz. Daha önemlisi Lenin?in...

Kapat