İsyanın Cinleri Üzerine – Haki Gürtaş

Harun Ahmet?in İsyanın Cinleri romanı, Kürt isyanlarını konu edinen Türkçe yazılmış ve şu ana kadar kaleme alınmış bütün Kürt romanlarından içerik ve anlatım tarzıyla farklılaşan bir başkaldırı romanı.

Roman, Kürdün sadece politik eylemini ve isyancıları konu edinmemiş, yaşamı bütün çelişkileriyle isyanın iç içeliğini işlemiş. İsyanın Cinleri başlığıyla Kürtler ?in yaradılış teorisindeki mitolojik geçmişleri ile başkaldırı doğasındaki çelişki, ikili bir okumayla okura sunulmuş. İsyanın Cinleri, Kürtlerden çalınmış özgürlüğün bir hayalet gibi Kürt coğrafyanın üzerine tünemesi olarak betimlenirken, toplumsal bellekten, var olan dini arka plana kadar yoğun izleklerle örülü. İsyan, bir şekliyle var olan kutsal otoriteye karşı çıkmanın özgürleştirici eylemi olarak sunulurken, diğer yönüyle de uğursuzluk ya da bilinmezlik hali olarak tartışmaya açılıyor. İsyanın Cinleri adıyla dini alegorik bir çağrışım uyandırılarak cinlerin toplumdaki algılanma biçimleriyle romanın edebi ve anlamsal boyutu zenginleştirilmiş. Yazar, çok bilinçlice toplumun korkularıyla dini arkaik ögeleri bir arada kullanarak olağandışı bir değişim olan isyanın önemini ve etkilerini çarpıcı bir kurguyla işlemiş.

Bu romanda, kimliği kendisinden gasp edilen Kürtlerin kimlikli gerçek normal bireylere dönüşene kadar cinlerin bu coğrafya üstünde eksilmeyeceği anlatılır. Romanın Kürt romanı oluşu ve Kürt isyanlarını konu edinmesi, onun Kürt sorunsallığıyla sınırlı kalması için bir gerekçe oluşturmuyor; Kürdü sadece politik bir figür olarak değil günlük yaşam içindeki bir birey olarak da etkili biçimde derinliğine işlemiş, Kürtlerin yalnızca politik varlığını değil, bütün yaşamsal gerçekliklerini sade ve abartısız bir dille anlatmış. Yazar oldukça konusuna hakim, dil gereksiz yerde zorlanmamış. Sade ve ince düşünülmüş kurgusuyla okurunu büyülemeyi başarmış. Klişe, değişmeyen ??İyi? ve ??Kötü? kahramanlardan, olağanüstü ve abartılı göze batan büyüleyici gerçekliklerden bilinçlice kaçınılmış. Yazar roman boyunca kendisini okura, olay ve karakterlerin çarpıcı anlatımlarıyla, ironisi ve düşündüren kurgusuyla hissettirir. Romanın akıcılığını sağlayan şeylerin en önemlisi, dilinin sadeliği ve kurgusundaki başarıdır. Harun Ahmet, İsyanın Cinlerinde Kürt isyanlarını konu edinerek, isyan dönemindeki insanların gündelik yaşamlarını bütün çıplaklığıyla bizlere sunar. Yazar, Emile Zola gibi sosyal olayları toplumsal gerçekçi ve Dostoyevski gibi insanların haleti ruhiyelerini estetik bir algıyla anlatırken, toplumsal isyanların çarpıcılıklarını; savaş gerçekliğini ve insanda yarattığı acımasız dönüşümleri, inatçılığı, otoritenin morali nasıl dışladığını, savaşın olağanüstü bir şey olmadığını, neden olağan oluşunu da Tolstoy?un ??Savaş ve Barış?? romanını aratmayacak kadar güzel işlemiş. Aşk, cinayet ve kıskançlığı işleme tarzı Kolombiyalı yazar Marquez?i anımsatır bize. Kısacası isyanın cinleri adlı roman klasik rus romancılığının latin amerika canlılığıyla harmanlanıp kürdistan coğrafyasında yeniden yeşermesidir diyebiliriz.

Yazar, cümlelerinde abartılı süslemelere ve romanın roman olduğunu okuyucunun gözüne sokan betimlemelere yer vermeden, insanı ve hayatı sade ama anlamlı bir kurguyla farklı bir boyutta ele almıştır. Yazar, İsyanın Cinleri romanıyla Kürt kişiliğini bir metafor olarak kullanarak evrensel anlamda ezilen insanların direniş ve yenilgi anlarındaki kişilik değişimlerini, ruh hallerini alışılagelmiş mazlumluğun o gözü yaşlı acılarına mahkum etmeden espirili ve ironik bir anlatımla farklılık yaratmasını bilmiş.

İsyanın Cinlerinde, yenilmiş geçmiş ile direnecek olan geleceği incelikle birbirine bağlayarak, hayatın içindeki isyanların sürekliliğini okura sunmakta. ??Mesele gece değil gündüz, gündüzü kazanamayan cinler gecenin delisi olur? vurgusuyla Kürtlere gecenin mi yoksa gündüzün mü sahibi olmak istiyorsunuz diye sorarak ??delilik?? ve ??özgür olma?? seçenekleriyle okura da sorumluluk yüklüyor.

Romanda bazen isyan öne çıkarken, bir başka bölümde sürüp giden günlük yaşam ve bitip tükenmeyen sorunların içinde buluveriyorsunuz kendinizi. Kürtlerin aşkları, kıskançlıkları, mülk düşkünlükleri, ihanetleri, acılarıyla sevinçlerini buluyor okuyucu.Yalnız Kürtlerin değil bütün kesimlerin acı ve sevinçleri var; Ermeni ve Asuri soykırımları, çingenelerin dışlanmaları, kadınlara dönük tecavüzler, ataerkil İslam ve Kürt egemen değer ve normlar, din ile egemenlik ilişkisi, toplumsal vicdan ve mülk düşkünlüğü de bir o kadar yer bulmuş. O kadar çelişkinin tuzaklara düşmeden ve boğuntuya getirilmeden bu kadar hakim şekilde işlenmesi bu roman formatı için büyük başarı olsa gerek.

Ermeni kıza olan tecavüz romanın doruk noktasını oluşturmakta, ama Ermeni imgesiyle sürüp giden klişe anlatımları ötesinde büyüleyici ve bambaşka bir boyutta buluyor insan kendisini. Bir toplumun kendi dini değerlerine sahip olmayanlara yapılan haksızlıklara karşı nasıl da sus pus olduğunu; din, devlet ve ahali olgularının öteki karşısındaki şeytani ittifakını, toplumsal ?morali?, benzersiz olaylarla okura sunmuş. Korku, ihanet, yılgınlık, direniş ve insanların egemenlik kıskacında nasıl değişimler gösterdiği, suç işlemenin egemenliğin bir kodu olarak kendisini nasıl meşrulaştırdığını görüyoruz. İsyan etmenin delilikle özdeşleştirilmesi, buna rağmen çekiciliği tuhaf bir ironiyle karakter bulmuş. İsyanda ihanetin dayanılmaz kötülüğü çarpıcı bir dil kullanılarak ustaca bir kurguyla anlatılmış.

Her ne kadar Cinler, dini bir alegori olarak kullanılmışsa da, Cinlik daha çok bir özgürlük istemi, olağandışılık ya da egemenliği hiçe sayan bir başkaldırı cesareti olarak karşımıza çıkar. Bir şekliyle Erasmus?un ?deliliğe övgü??sü gibi bir şey İsyanın Cinleri. Bu cinler; yasayan , acı çeken, yerinden yurdundan olan, dağa çıkan, insan olmanın sınırlarını zorlayan koşullarda bir direnişi başlatan ama hep yenilen, yenildikçe de direnmekten vaz geçmeyen bir sosyal gerçeklik ve özgürleşme hali olarak sunuluyor. İktidarın bütün ahlakını sorgulayan bir direniş romanı. Her zaman olduğu gibi önce isyan küçümsenir, ciddiye alınmaz, tekil bir unsura indirgenerek görmezden gelinir. Ama isyanın sönmediği görüldükten sonra egemenliğin alt üst oluşlarını haber veren tehlike çanına dönüşür. Burada cin artık hafife alınan değil egemenliğin meşruiyetini alaşağı eden ve onun bedenine hastalığı bulaştıran bir illettir.

Isyanın Cinleri, insanın ruhunda tanımsız bir haz bırakırken düsündürebilen, kalbi acıtırken hemen akabinden güldürebilen bir isyan ve aşk romanı ya da Kürtlerin acımasız yaşam gerçekleriyle, kırılmış sevinçlerini bir arada işleyen bir deneme. Ele alınca bırakılmayan okuru kendisine hapseden ve bir solukta okunan bir roman.

Harun Ahmet, şu ana kadar basit ve dil süslemelerine kaçmayan, kendine özgü bir tarz ve teknikle yazma cesareti gösteren ve bu yönüyle diğer Kürt ve Türk yazarlarından farklılaşan, toplumsal gerçekliği postmodern bir denemeyle bizlere sunmayı başaran tek Kürt romancısı olduğunu söylesem abartı sayılmamalı. Dostoyevski?den, Tolstoy?a oradan Kolombiyalı Marquez?e çağdaş ve klasik romanın tatlarını harmanlayıp, Kürt isyanına yaşamın gizemli ruhunu katan bir direniş yazarı?Yaşamın ve isyanın bütün acımasız gerçekliğine karşın, karamsarlık, yılgınlık romana yansımamış. İsyan günlerindeki şiddete ve başkaldırıya rağmen yaşamın gürül gürül akışkanlığını anlatmayı başaran yaşama yüzü dönük optimist bir yazar Harun Ahmet.

Haki Gürtaş
guertashaki@hotmail.com

Kitabın Künyesi
İsyanın Cinleri
Harun Ahmet
Sınırsız Kitap / Roman Dizisi
Kapak : Leyla Çelik
Editör : Serkan Akkuş
Ankara, 2013, 1. Basım
198 s.

Yorum yapın

Daha fazla Kürt Edebiyatı, Makaleler, Politika, Romanlar, Yazarlarımızın son çalışmaları
Bu Recep Başka Recep – Çağlar Mirik

1953 yılında yazmaya başlayan Bülent Habora, o günden bugüne hayatını yazarlıkla idame ettiren ender yazarlarımızdan birisidir. Özellikle de 1990?lı yıllarda...

Kapat