Kafka’nın Suç ve Ceza’ya, Hamlet’e ve gerçeğe ilişkin görüşü

kafkaKafka bir gün çantamdaki kitaplar arasında polisiye bir roman görerek dedi ki: «Böyle bir şey okuduğunuz için utanıp sıkılmanıza gerek yok. Nihayet Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sı da doğrusu polisiye bir romandan başka şey değil. Ya Shakespeare’iıı Hamlet’i? Bir dedektif yapıtı. Olayın orta noktasında bir giz vardır, yavaş yavaş aralanır üzerindeki örtü. Gel gelelim, gerçek’in kendisinden büyük bir giz var mıdır? Edebiyat her zaman gerçek’i ele geçirmek için düzenlenmiş bir seferdir.»

«Peki ama, gerçek nedir?»

Kafka bir an sustu, ardından muzip bir ifadeyle gülümsedi.
«Beni boş bir söz konuşurken suçüstü yakalamışsınız gibi görünüyor. Ama aslında öyle değil durum. Gerçek dediğimiz şey, her insanın yaşamak için onsuz olamayacağı, ne var ki kimsenin kendisine buyur edip veremeyeceği ya da kimseden satın alamayacağı bir nesnedir. Her insan onu kendi içinde sürekli yeniden üretmek zorundadır, yoksa solup gider. Gerçek’ten yoksun bir yaşam düşünülemez. Kim bilir, belki de yaşamın kendisidir gerçek.

*

Kafka’ya Oskar Wilde’ın Almancaya çevrilmiş Amaçlar ismindeki kitabını gösterdim; çeşitli konulara ilişkin düzyazıları içeren kitabı bana dostum Leo Lederer armağan etmişti.
Kitabın yapraklarını karıştıran Kafka şöyle söyledi: «Bir zehir nasıl ışıldar, insanı kendine çekerse, bu kitap da öyle.»
«Beğenmediniz mi?»
«Böyle bir şey demedim. Tersine, kendisini insana çok kolay beğendirebilecek bir kitap. Böyle oluşu da içinde saklı yatan tehlikelerden biri. Sakıncalı bir kitap, gerçek’le oynuyor çünkü. Gerçek’le oyun her zaman yaşamla bir oyundur.»
«Yani size göre, gerçek olmadan gerçek bir yaşam da düşünülemez?»
Kafka, sözlerimi onaylar gibi sesini çıkarmayarak başını salladı.
Kısa bir aradan sonra şöyle dedi: «Yalan, çokluk gerçek’in altında ezilme korkusunun dışavurumundan başka bir şey değildir. İnsanın kendi küçüklüğünün, içine korku salan kendi suçunun dışa yansıtılmasıdır.»

Gustav Janouch
Kafka ile Söyleşiler, Cem Yayınevi, Türkçesi: Kamuran Şipal, 2.basım, Haziran 2000, sayfa: 111,112

Yorum yapın

Daha fazla Anlatı
Edip Cansever’in kendi kaleminden otobiyografisi “Bir renk, bir koku gibi kalsın sende”

8/8/1928. Babam Kur’an’ın arkasına yazmış doğduğum tarihi. Sonra da nüfusa kaydettirmiş. Pek sevinmiş erkek olmama. Benden önce iki kız, benden...

Kapat