Karcı – Duran Aydın

Başlıktaki ?a? şapkasız. Yani sözcükte okuduğunuz biçimiyle; bildiğiniz, kış aylarında bizim Çukur?a değil belki sizin dağlarınıza, köylerinize, kentlerinize yağıp evinizin damını bile yutan cinsten ?kar?ı anlatıyor.
Birkaç ay öncesinin ?taze kar?ları?, Torosların doruklarında ya da ne bileyim adını bile işitmediğim başka başka dağlardaki ?kar kuyuları?ndan Haziran-Temmuz aylarında sökülüp kamyon kasalarında Adana?ya getirilerek ?satılır.?
Kar?ın belirli bir para karşılığında ciddi ciddi satın alındığını taa çocukluğumdan bu yana bilirim.
Bu yılın baharını da eskitip Haziran?ını eritmekte pek aceleci davrandığımız geçen günlerden birinde, kırmızı bir minibüsün içinde, sokağımızda satıcının bağıra çağıra alıcı aradığını görünce, zaten yazacak konu bulmakta zorlanan ?yazar? yanım devindi; ?Bir deneyeyim, belki bir şeyler çıkarabilirim. En azından böylesi ?özgün? bir konuyu sizlerin de bilmenizi sağlarım.? diye bi koşu sarıldım kâğıtla kaleme?
Özellikle; 1943?te Fransızların yaptığı, Eskibaraj?dan batıya uzanıp Çukurova?nın suya hasret tarlalarına ?kan veren? sulama kanalının geçtiği ?Kanalköprü? semtinde, kasası tahta kamyonlarda ?bıçkı? dediğimiz testereyle keserek, kaç liralık istiyorsanız o kadar veriyor size ?karcı?lar.
Bir saniye izin; şimdi aklıma geldi? ?Karcı?daki ?a?ya ben şapka koyarak yazar ve siz bu sözcüğü böyle okursanız, hiç de yanlış bir vurgu yapmış olmayacağım: ?Kârcı!?
Sonuçta, elbette ki geçim derdinden sıkıntılı bir adam, hastalıklı kamyonunun rampada ?hararet yapmasını? da göze alarak bu cehennem sıcağında Toroslara tırmanmış; üstelik mazot fiyatları da zaten benzini yakalamışken; para kazanıp ?kâr? etmesin mi? Bu nedenle ?karcı?, ?kârcı? olarak da yazılabilir, okunabilirmiş, yeni vardım farkına?
Şimdi bu yazı ?kazara?, bir yayın ya da sanat yönetmeninin beğenisini alır da bir edebiyat dergisinde yayımlanır ve okuyan çıkarsa, içinde sanat, edebiyat ve şiirden filan söz edilmediğini görüp kimse bana kızmasın lütfen?
Şunu söylemekte yarar görüyorum ve şaka değil; otuz-otuz beş yıldır ben şair filan olamadım, edebiyat dergilerini de izler ve oralarda yazarım; ama zaten böylesi dergileri okuyanlar da özellikle şiir, öykü, deneme yazarları değil mi? İstesin ?tekeden teleme çalar? öylesi duyarlı insanlar? Bir şiiri, öyküyü nasıl ve hangi ayrıntıdan süzeceklerini çok çok iyi bilir.
Bu nedenle, isteyen herkes, gerek duymazsa bana teşekkür etmeden, adımı filan da anmadan, okuyor olduğunuz yazıyı yazmamı tetikleyen; Adana?da yaz aylarında, kamyon kasasında kar satan adamın öyküsünü, şiirini yazabilir? Edebiyatımız adına bu materyal helâl olsun benden yana sizlere?
Ama, tamamlamam gereken bir şey var: Satın aldığımız bu kar?ı ne yaptığımız merak konusu olmuştur; kuşkum yok!
Kar, Allah?ın kar?ı işte! Bizim, hayatlarımızda kar görmüşlüğümüz çekimleri kışın dış mekânlarda zemheride gerçekleşen filmlerde izlediğimiz, televizyonda ?kışlık haberlerde? alışkın olduğumuz kadarınca! Erkeksek, belki de askerde (kar yağan bir yerde bulunmak koşuluyla) dokunabilmişizdir.
Haziran, Temmuz gibi öyle paralar verip kar satın alarak;
1) Karsambaç, (kar ya da buza pekmez ya da reçel karıştırarak elde ettiğimiz soğuk içecek/yiyecek.)
2) Bici bici (soğuk nişasta tatlısı) tabağının üzerini tepeleme doldurup boya, pudra şekeri ve gül suyuyla kaşıklarken tüketiyoruz.
Karsambaca ve biciye koyacak kar?ı bulamadığımızda, soğuk hava depolarında özel kalıplarda dondurulmuş buzu rendeleyip kendimizi kar yemiş varsayıyoruz, ne yapalım!
Torosların kıştan kalma bir tutam soğuğunu boncuk boncuk terleyerek Kanalköprü?de satan kar satıcısı adam; size bir öykü ya da şiir yazdırabilecek kadar ilginç, büyüleyici ya da kayda değer gelmediyse bir ?belgesel? ya da ?kısa film yönetmeni? arkadaş arayayım bari?

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Şiir Anayasaya Aykırıdır – Cemal Süreya

Tabiat ahlakı kovuyor. Nerde bir ahlak türemişse, orda tabiatla ahlak çatışma halinde. Sanatı doğuran mutlaka bu çatışmadır demiyoruz. Ama sanatı...

Kapat