Alternatif Yok Mu? Elif Kutlu

Ursula K. Le Guin?in Rüzgârgülü adlı kitabı ?Akasya Tohumlarının Yazarı? başlıklı enteresan bir yazı ile başlar. Le Guin yine yapacağını yapar: ?Hayvan dilbilimi?nden bahseder. Burada en ilgi çekici kısım karıncaların yazdıklarıdır. ?Yumurtaları ye! Yükseklere çıksın Kraliçe!? Karıncanın yazdıkları bir yandan, bir ütopyayı andırır biçimde, yeni bir koloni arzulaması olarak düşünülür. Öte yandan yazılanların bir isyanın habercisi olarak, iktidarın yerilmesi olarak da görülebileceği belirtilir. Çünkü karıncalar için yukarısı yiyeceğin geldiği yer olsa da ölümdür, aşağısı ise güvenlik ve huzurun simgesidir. Buradan yola çıkarak karıncanın yeni bir düzen arayışı içinde olduğunu söylemek zor olmaz. İşçi karıncanın yazdıklarının yanında ezilmiş vücudunun bulunması da önceki cümlede söyleneni doğrular niteliktedir.

Le Guin?in karıncalarla ilgili oluşturduğu bu kurgu ütopyalarla bağdaştırılabilir mi? Bunun nedeni de ütopyaların arı/karınca kolonilerine benzetilmesinde aranabilir mi? Hatta buradan yola çıkarak (kurgusal da olsa) karıncaların da kurdukları mutlak düzen ile ütopyaların sorunu bir ilişki içinde yeniden düşünülebilir mi?

Bilindiği gibi ütopyalar yazıldıkları dönemin sorunlarına ışık tutmakla kalmayıp, bu sorunlara çözüm önerileri üreten ve daha iyiyi amaçlayan toplum tasarımlarıdır. Genel olarak ütopyaların sorunu özgürlüğü vaat ediyormuş gibi göründüğü halde kendi içinde seçeneksiz/statik/muhafazakâr olmalarıdır. Bu nedenle ütopyalar asıl amaçlarının dışına taşarlar. Dostoyevski?nin Ecinniler?de dile getirdiği gibi: ?Sınırsız özgürlükten yola çıktım, sınırsız despotluğa ulaştım.? Oysa işçi karıncanın da Şigalov?un da arzuladığı şey aynıdır: Özgürlük. Ütopyaların sundukları ise mutlak düzen gibi görünür. Arı/karınca kolonilerinde olduğu gibi her şey ancak mutlak düzen içinde olduğu zaman toplum için mutlak iyilik sağlanacak zannedilir. Peki, ütopyaların sunduğu bu mudur?

Bunun için ütopyanın anlamı üzerine bir ayrım yapmak gerekir. Ütopya etimolojik olarak iki anlam taşır: ?Olmayan yer? ve ?iyi yer?. Bu iki anlam arasında yapılacak ayrım ütopyanın sorunlarının aşılmasında yardımcı olabilir. Çünkü olmayan yer gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayalden ibarettir. Tıpkı mutlak düzenin amaçlanmasında olduğu gibi mutlak köleliği getirmeye meyillidir. Fasit bir döngüdür; yeniliğe kapalıdır. Toplumu düşünür gibi yapsa da düzeni korumak için yapmayacağı şey yoktur. İyi yer ise birinciden farklı olarak toplum için daha iyiyi amaçlar. Dolayısıyla toplumu düşünür ve özgürlüğün savunucusudur. Klasik ütopyalara bakıldığında Francis Bacon ve Tommaso Campanella?nın ütopyayı ?olmayan yer? olarak, Thomas More?un ise ?iyi yer? olarak ele aldığı düşünülebilir. Çünkü Bacon ve Campanella mutlak düzen oluşturma çabasıyla muhafazakâr bir sistem oluşturma hatasına düşmüşlerdir. More ise diğerlerine nazaran daha çok umut vaat eder. Yine de More?un ütopyasının bir ada olarak tasarlanması bile yeniliğe açık olamayacağının göstergesi sayılabilir.

Herbert Marcuse, ?Ütopyanın Sonu? başlıklı yazısında şöyle der: ?Bugün, dünyayı cehenneme çevirme yeteneğine sahibiz ve bu yolda da iyi gidiyoruz. Ayrıca, onu, cehennemin karşıtına çevirme yeteneğindeyiz de.? Marcuse, yazısında ütopyalara ihtiyaç duyulmadığını ve baskı unsuru ortadan kalktığında insanların arzuladıkları cennete ulaşabileceklerini söyler. Çünkü bireylerin arzuladıkları özgürlük zaten ?el altındadır?. Öyleyse sorulması gereken son soru şu olabilir: Baskı unsurunu ortadan kaldırmada ütopyaların bir işlevi söz konusu olabilir mi?

Ütopyalar aslında var olanın eleştirisi olmakla birlikte geleceğin var olanda gizli olduğunu anlatan metinlerdir. Dolayısıyla onları bir edebiyat metninden çok siyasi metinler olarak okumak gerekir. Ütopyaları olmayan hayali yerler/yokistanlar olarak görmek yerine ?Frederic Jameson?un dediği gibi- ütopyaları birer ?savaş tamtamı? olarak görmek yerinde olacaktır. Jameson bu ifadeyi kullanır. Çünkü ütopyalar, toplumdaki kötülüklerin ve sefalet, eşitsizlik ve adaletsizliğin kaynağının yok edilmesini amaçlar. Dolayısıyla ütopyaların ?kapitalizme alternatif yok? mottosuna karşı yeni alternatifler ürettiğini söylemek zor olmaz. Bu durumdan yola çıkarak toplumda ortaya çıkacak kötülüklere karşı (sosyal, ekonomik, politik vs.) ?ütopyalar kurarak değil de- ütopyacı bir tavırla çözüm getirmek gerektiği sonucuna ulaşılabilir. Çünkü ütopyalar en iyi toplumu tasarlıyor görünse de temelde aile ve cinsellik, mülk ya da varlığa sahip olma yöntemleri, farklı iş ilişkileri, yönetim ve din konusunda farklı alternatifler sunarak gerçeklere götürmeye çalışır.

?Kapitalizme alternatif yok? düşüncesine karşı ?yeni bir dünya mümkün? mottosu sistemin farklı bir biçimde kurgulanmasına ve toplumu göz önünde bulundurarak yeniden kurulabilecek bir sistemi mümkün kılar. Böylece toplumun yapılan tüm kötülükleri engelleme çabası, isyanla sonuçlanır; isyan toplumun bir parçası haline gelir. Tıpkı işçi karınca ile dile geldiği gibi: ?Yükseklere çıksın Kraliçe!?

Elif Kutlu

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Masi Sorati Alfabesi – Zana Farqini

Tarih boyunca Kürtlerin çeşitli alfabeleri kullandığı söyleniyor. Çivi yazısı, Arami, Pehlevi, Yunan, Süryani, Binu Şad/Masi Sorati alfabesi ve Yezidi Kürtlerin...

Kapat