Kesap: Suriye’de savaşın kırılma noktası – Müslüm Kabadayı

Doğayı, doğal yıkımlara karşı güzelleştiren insandır aslolan; çünkü o, yaşamın kaynağını bilendir. Bu bilinçteki insan, aynı zamanda içsel donanımını da zenginleştirir. Yani vicdanı her daim duyarlıdır ve kötülükler karşısında ayağa kalkar. Doğal ve toplumsal çevreyle ilişkide eşitlik ve özgürlük bilinci kazanamamış, vicdani duyarlıkları körelmiş insan ise, sürünün bir parçası haline gelir. Üç yılı aşkındır Suriye coğrafyasında devam eden savaş, böylesine sürüleşmiş insanların yarattıkları büyük acıların dağa taşa işlemesine yol açmaktadır.

Biliniyor, leş kargaları gibi Suriye?nin başına üşüşen emperyalist ülkeler ve onların sahada kullandıkları sürüler, bölge ülkeleri olarak Katar, Bahreyn, Suudi Arabistan, Türkiye, İsrail ve Ürdün tarafından desteklenmektedir. Bu ülkelerin askeri ve istihbarat örgütleri sahada cirit atmaktadır. Suriye?nin güneyinde Ürdün sınırı, kuzeyinde Türkiye sınırı kevgire dönmüştür. Lübnan sınırı, uzun süre tehlike altında kalmıştır. Gerek Ürdün sınırına, gerekse Türkiye sınırına yakın bölgede emperyal güçlerin ve bölge ülkelerinin her türlü silah, istihbarat ve siyasi desteğiyle her gün kelle uçuran, ciğer söken, tarihi eserleri ve fabrikaları yağmalayan, sözüm ona cihatçı caniler, büyük yıkımlara yol açmışlardır. Dış dünyaya hiçbir borcu olmayan, kimi alanlarda yoksul ama kendine yeten ekonomisiyle ayakta duran, İsrail ve ABD tehdidine karşı bağımsız politika izleyen Suriye?yi içten yıkarak çökertmek isteyenler üç yılda başaramadıklarını, dördüncü yılda yeni bir stratejiyle gerçekleştirmek istemişlerdir. Bu strateji, Suriye?nin en güvenli bölgesi ve aynı zamanda dış dünyayla bağlantısının merkezi olan Lazkiye?yi düşürmek üzerine kurulmuştur. Çünkü bu bölge ele geçirilirse, Arap Alevilerin, Türkmenlerin, Hıristiyan Arap ve Ermeniler?in kardeşçe bir arada yaşadığı bu verimli toprakların kaynağının Suriye ekonomisine katkısı yok edildiği gibi, Rusya vd. ülkelerle sağlanan ticari ve askeri ilişkiler de engellenmiş olacaktır.

Suriye?nin coğrafi, tarihi ve kültürel dokusuna dair izlenim ve araştırmalarımı 2002 yılında ?Suriye Günlüğü?mde kaleme almıştım. (Alter Yayınevi tarafından 2007?de yayımlanmıştır.) O günlüklerde de vurguladığım üzere Suriye?nin ordusu ve halkıyla üç yıldır işgale karşı direnmesinin, emperyalizm karşısında boyun eğmemesinin temel dinamiği ?vatani? duyarlığıdır. Toplumsal düzen açısından sınıfsal çelişkilerin 2000?den beri giderek derinleştiği Suriye?de liberal politikaların yol açtığı sorunlar artmakla birlikte, halkın büyük çoğunluğu, uzun yıllar süren iç savaş ve siyasi kaos deneyiminden sonra bu bilinci edinmiştir. O nedenle, sosyolojik gerçekler farklı olmasına karşın Türkiye?de ve bölge ülkelerinde yanlış bir imajla sanki Suriye?nin bir Alevi devleti olduğu önyargısı, bu üç yılda tuzla buz olmuştur. Çünkü, bugün ordu başta olmak üzere İsrail saldırılarına, El-Kaide-Nusra-IŞİD gibi katliamcı örgütlere karşı savaşan güçlerin çoğunluğunu yurtsever Sünni Araplar oluşturmaktadır. Alevi Arapların, Hıristiyanların, Dürzilerin de çoğunluğu, Suriye?nin bağımsızlığı için işgal kuvvetlerine karşı savaşmaktadır. İşte Humus başta olmak üzere Halep?te köşeye sıkışan işgalci güçler, Lazkiye bölgesini hedef alan yeni stratejilerini devreye sokmuşlardır. Bu stratejinin gerçekleşmesi de en çok Türkiye?nin desteğine bağlıdır.

Türkiye ve NATO, yaklaşık 10 yıldır Hatay?ın Amanos dağlarında üs kurmak başta olmak üzere bölgeye hükmetmek bakımından hazırlıklar yapıyordu zaten. Birkaç yıl önce de Lazkiye coğrafyasına hakim Keldağ?da üs kuruldu. Söz konusu üssün temel hedefinin de, Suriye?nin Basitburnu?ndan Tartus kentine kadar olan bölgedeki Rus üslerine ve Suriye mukavemet güçlerine yönelik olduğu bilinmektedir. Söz konusu stratejinin gerçekleşmesi için bu ön hazırlıklar zemin teşkil etmiştir.

Gelelim mitolojik adıyla Cacius?a, yani Keldağ?a. Burası madenler dağı olup Zeus?u ve Avrupa?yı zirvesinde konaklatmış; tepesinden uçan kartalla Antakya?nın kuruluşuna vesile olmuştur. Mitolojide böylesine önemli yeri bulunan bu dağın adının, Şam?a da kol kanat geren Cebel-i Kasiyun?la (Kasiyun Dağı) ilişkili olduğu söylenir.

Cacius?a Araplar ?Cebel-i Akra?, Türkler de ?Keldağ? derler. Her damarında nice öykülerin yaşandığı bu dağın güneydoğu eteklerinde kurulan Kesap; gerek çam, çınar, harnup, meşe ağaçlarının süslediği koyu yeşil manzarası, gerekse küçük tepelerin arasında biçimlenen çanak gibi kuytu yerleşimiyle ?Güzelev? anlamında tarihe mal olmuş Ermenilerin yaşadığı kadim bir kasabadır. 1939?da Türkiye-Suriye sınırı çizilmezden önce, bu şirin kasaba halkıyla Lazkiye-Antakya-Halep üçgeninde yaşayanların bir biçimde ilişkisi olmuştur. Çünkü, yörenin yapılarında Kesaplı ustaların el emeği göz nuru vardır; insan ve hayvan sağaltımında hekimleriyle rol oynamıştır. Bazı meyve ve sebzelerin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuşlardır. Yayla ve dağların hakim olduğu coğrafyada taraça sistemiyle bağ ve bahçelerin gürleşmesinde emek harcamışlardır. Kısacası ?Güzelev?den, çevrenin güzelleşmesi için hep ışkın veren ağaçlar yetişmiştir.

Çocukluğumda Hüseyin dedemlerle Kara Cuma?nın evleri mimari bakımdan dikkatimi çekerdi. Köydeki evlerin çoğu kâgir, gelişigüzel yapılmışken, birkaç evin gerek desenli, süslemeli taşları, gerekse livanları diğerlerinden farklıydı ve güzel görünürdü. Bir gün bu farkın nedenini sorduğumda, Kara Cuma (Köyümüz Kışlak?ın 1940?lı yıllarda hem muhtarlığını hem de ilkokulunu yapan kişi) şöyle yanıt vermişti: ?Kesepli Rupen Usta yaptı; yaşıyorsa elleri dert görmesin, işinin ehli bir insandı.? Suriye?ye emperyalist müdahale olmadan ve iç savaş kışkırtmaları gündeme gelmeden önce de Kara Cuma?nın oğlu İnşaat Mühendisi Niyazi Gündüz, Kesap?a giderek Rupen Usta?nın torunlarıyla görüşmüş ve babasından dinlediği anıları onlarla paylaşmıştı.

Evet, Rupen Usta gibi nice işinin ehli olan Kesaplılarla ilgili anılar Türk, Arap ve Kürt yaşlılarımız arasında anlatılır. İşte bu ?Güzelev?in bin bir çeşit meyvesinin, sebzesinin, dağ ağaçlarının Keldağ rüzgarıyla dans ettiği 21 Mart?ta, El-Kaide ve El-Nusra canileri tarafından bomba ve kurşun yağmuruna tutulmasıyla ?Çirkineller?in kasabayı işgali başlamıştır. Burada yaşayan Ermeni ve Arap Alevilerin çoğunun, önceden durumu sezerek Lazkiye?ye taşınması, büyük bir katliamdan kurtulmalarını sağlamışsa da, geriye kalan yaşlılar ve yoksullar başta olmak üzere toprağına ve ağaçlarına ölümüne bağlı insanların saldırıdan etkilenmelerinin önüne geçilememiştir. O günden başlayarak Kesap?taki çam, çınar, harnup ve hartlap ağaçları göz yaşlarını insanlığın vicdanına akıtmaya devam etmektedir. Milyonlarca yıldır nice bitki, hayvan ve insana ev sahipliği yapan Keldağ, tepesine kondurulan NATO üssüne lanetler yağdırmaktadır. Karaduran, Uzunkaya, Kamışlıkoy?un balık kokan, batık yüzen suları savaş baronlarına ve onların çetelerine beddualar fışkırmaktadır.

21 Mart, doğanın canlandığı ve insanın haksızlıklara karşı ayağa kalktığı, Dünya?nın şiir dilli olmasının istendiği gündür. Böyle bir günde Kesap?ı yakmaya kalkanlar ve onlara çanak tutanlar, Keldağ?ın ?Güzelev?i tarafından lanetlenmişlerdir. O evlerin ışkın veren ağaçlarıysa, Dünya?nın her yanında boy atmaya devam edecektir.

Doğanın doğal felaketler tarafından yıkımını önleyerek güzelleştiren insanların bilinci ve toprakla insan sevgisi güçlü olanlar, Lazkiye bölgesini ele geçirme stratejisinin kilit noktalarından bir olan 45. Tepe?yi son günlerde işgalci güçlerden temizleyerek bu büyük saldırının başarısını şimdilik engellemiş durumdadırlar. 45. Tepe ve Kesap, Suriye?yi işgal savaşının kırılma noktasıdır. Eğer yurtsever Suriye halkı ve ordusu, burada da tam başarı sağlarsa, işgal kuvvetlerini destekleyen bölge ülkelerindeki gerici ve işbirlikçi rejimlerin sarsılma dönemi başlayacak demektir. Tabi bu da, o ülkelerdeki eşitlik ve özgürlükten yana siyasal güçlerin mücadelesine bağlıdır. Ayrıca, bu stratejinin çökmesinden sonra Suriye coğrafyasında yaşayan halklar yaralarını sarmaya başlayacakları gibi, mevcut rejimin adil olmayan yönlerini de ortadan kaldıracak eşitlikçi ve özgürlükçü bir toplumsal düzen için mücadele edeceklerdir.

Not: Bu metni, Mayıs 2014’te kaleme almıştım. Aynı günlerde “Güzel Ev (N)için” başlıklı yazdığım öyküde, Suriye Direniş Örgütü komutanlarından Turabi’nin öncülüğündeki Arap-Türkmen ve Ermeniler’den oluşan müfrezenin 45 Nolu Tepe’yi ve Kesap’ı işgalci çetelerden temizlemesini konu edinmiştim. Ne sevindiricidir ki 15 Haziran’da Türkiye basınında Kesap’ın cihatçı çetelerden temizlendiği haberi yer aldı. Yerel kaynaklarla görüştüğümde bunu teyit ettiler. Öyküdeki kurgu ile gerçeklik ilişkisi bakımından, edebiyat tarihçileri ya da eleştirmenler tarafından ayrıca üzerinde durulmayı hak eden bir durumun ortaya çıktığı kanısındayım.

Yorum yapın

Daha fazla Politika
Özelleştirmeye Karşı Alternatifler – David A Mcdonald, Greg Ruiters

Özelleştirme neoliberalizmin en temel politikalarından birisi. Temel kamu hizmetlerinin neredeyse tümünün özele devredilmesi, yani halka ait kamusal malların özel sermayeye...

Kapat