Mithars’ın Cennetine “Adınla Çağır Beni” – Onur Köybaşı

Bana aşkın tanımı nedir diye sorsalar; hiç tereddütsüz Andre Aciman?ın ?adınla çağır beni? kitabı derim. Aslında sadece aşk değil, tutku ve hayranlık. Diğer bir bedenden kendine varma duygusu, tamamlanma ve eksilme hissi…

Hepsi aşk değil midir zaten?

On yedi yaşındaki (Elio) bir genci muazzam bir ustalıkla konuşturan Aciman?ın kitabından söz ediyorum. Yarattığı karakterlerinin her anını, her duygusunu, mimiklerine varıncaya dek bize hissettiren bir yazar Aciman. Öyle ki, söz konusu aşk öyküsü, sözcüklerin üzerinden bir su gibi akıp gidiyor adeta. Zaman ve mekânlar bu aşka eşlik eden birer ayrıntı gibi dursa da, aslında iç içe geçerek düşüncenin sınırlarını zorlayan birer objeler bütünlüğü olarak çıkıyor karşımıza.

Yazar, bizi sıcak bir İtalya yazına götürüyor. Burjuva kültürünün içinde yetişmekte olan Elio ile evlerine konuk olarak gelen 24 yaşındaki felsefeci Oliver?in öyküsü içinde buluyoruz kendimizi birden. Aslında evin konuğunun ebedi bir kalbe doğru olan yolcuğunu anlıyoruz.
Elio?nun gözünden gözlerimize akıyor yaşananlar. Cümleler içinde onunla öyle bir yakınlık ve iletişim kuruyoruz ki, bazen gördüğü bir rüyayı gerçek sanıyoruz. Bazen de rüya içinde rüyaya tanık oluyoruz. Kitap boyunca süregiden bir içtenlik hali?

On yedi yaşındaki bir gencin bu denli edebi ve akıcı yer yer de şaşırtıcı cümleler kurmasına içindeki arzu ve utangaçlık duygusunun neden olduğunu anlamak hiç de zor değil. Ayrıca pişmanlık duygularının ayağa kalkışını güzel bir şaşkınlıkla karşılıyoruz. .

?Oliver benim vatanım, yani vatana dönüşüm müydü? Sen benim vatana dönüşümsün? Dünyada tek bir gerçek varsa o da seninle birlikteliğimdir ve bir gün sana kendi gerçeğimi söyleme cesaretini bulursam, şükretmek için Roma?daki tüm sunaklara birer mum yakmamı hatırlat bana?

Bu cümleleri, bir gencin kendini aşka teslim ederken ki şiirsel itirafı şeklinde yorumlamamız aslında karakterlerinin nasıl bir duygu yolculuğunda olduğunu da bize açıklıyor. Çünkü yaz tatilinde filizlenen bir aşkın ve onun etrafında şekillenen tüm olay ve olgular tek bir kaynaktan beslenmektedir. Küçücük bir zaman diliminden bir ömrü etkisi altına alacak şekilde biçimlenen ve bedenlerle etkileşime geçecek ilişkinin sinyalleri de bu cümlelerin içinde saklı

Kalbin ve bedenin yeniden masumiyetle tanışması; buna ne öğretiler, ne politik düşünceler, ne ırk, ne cinsiyet el sürebilir. Sadece o kısa zaman diliminin varsıllığı, tutkusu ve kazandırdığı tensel değerler. Ya da bu zaman içinden geçenler, kalanlar? Yaşadığımız yer, oturduğumuz ev, geçtiğimiz sokaklar, içindeki insanlar hatta daha fazlası daha dışarısı. Bütün bu olguları beynimize işlerken aslında yazısız tüm öğretilerin hem dışında hem de içinde olduğumuzu fark ediyoruz.

Andre Aciman, bizi bize sorgulatıyor, fark ettirmeden. Üstelik her şeyden soyutlayarak, gizli ve tehlikeli sayılan bir duygudan nasıl mutlu olunabileceğini gösteriyor. Doğru ve günah diye dayatılan birçok olguyu da yerle bir ediyor.
Elio, yirmi dört yaşındaki hem cinsine karşı duyduğu aşk için sonuna kadar savaşmayı göze alırken bir yandan da iç hesaplaşmasını yapıyor. Yer yer geldiği geleneklere sığınarak ama daha çok Oliver?in kollarındaki huzuru hayal ederek yıkıyor düşünsel tabularını?

?Adınla çağır beni?, hayatı seyredenler ile hayatı bizzat yaşayanları bir bıçak ile ikiye bölüyor. Yaşamanın o eşsiz cesaretinin ruhu özgürleştirdiğini gözümüzün önüne seriyor. Kendini bırakmak, o doğal olan sevginin hükümdarlığına vermek, kendini tıpkı genç Elio?nun dediği gibi ?Ona bir şey vermeyi delice istiyordum. Tersine, almak çok kişiliksiz, çok kolay, mekanik geliyordu?? İşte tam burada bir sevgiye nasıl hesapsız sorgusuz kendini verme isteği . Tam da burada yüceliyor içimizdeki o biyolojik değerinden çok manevi olan kalp.

Ve ekliyor Elio, o limitsiz duygunun yarattığı şevk ile:
?Durursan öldürürsün beni.?

Yaşam, bize sunulan bir armağan ise neden dışarıdakilerin onu düğümleyip saklamasına fırsat verelim ki durmadan, ölmeden yaşanacak ne varsa yaşanmalı diyor aslında. Almak, vermek, paylaşmaktan öte bir şey var yazılanlarda, yaşananlarda aslında. Birbirlerine kendi adları ile seslenmeleri, birbirlerinin eşyalarını giymeleri, bu davranışların hepsi birbirlerini kendi hayatlarına katma çabalarıdır. Birlikte bir aşkı öğrenme çabası da diyebiliriz.

Daha sonra; aşk, Roma?da yankılanıyor. Tüm sokaklarında, bir yemek masasında, otel odasında? Sonra mı? Yavaşça yaşlanan gecenin içinde Franco Corelli?nin ?Fenesta che lucive? şarkısını duymaya başlıyoruz. Roma aşk doluyor, dünya saltanatını onlara devrediyor.

Birine kendi adıyla seslenmenin o eşsiz güzelliği ile Andre Aciman?ın ?adınla çağır beni? kitabını birine anlatmak ya da yazmak hep eksik kalacak bize yaşattıklarının yanında. Çünkü kitap, aşka inanmanın tam da değersizleştirildiği, anlamından uzaklaştırıldığı bir zamanda böyle büyülü bir gerçekliği bize yeniden anımsatarak ruhumuzda tarifsiz duygu tazelenmeleri yaratıyor.

Eğer bir gün bana aşkın tanımı nedir diye sorsalar hiç tereddüt etmeden ?adınla çağır beni? derim.

Onur Köybaşı

Kitabın Künyesi:
Adınla Çağır Beni / Sel Yayıncılık
Andre Aciman
Özgün Adı : Call Me by Your Name
Çeviren : Süha Sertabiboğlu
Sayfa: 248

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Romanlar, Yazarlarımızın son çalışmaları
Ferah Bir Gezinti – Zafer Köse

Okuma Günleri kitabında; bir kişi, bir durum veya bir olguyla ilgili başlayan bir cümlede bazen karşılaştırma, bazen sorgulama, bazen de...

Kapat