Kim Komünist – Müslüm Kabadayı

KİM KOMÜNİST?

Çocukluğundan beri sadece evlerinde değil, mahallelerinde de akarsu yoktu. Bir kilometre aşağıdaki Kayapınar’dan, kadınların sırtlarında testilerle su taşımalarının ezincini, yüreğinde duyarak büyüdü. Susuzluğun ne demek olduğunu, en çok çocuklar ve kadınlar bilirdi.
Genç yaşta muhtar olunca Mehmet Yıldız, ilk iş olarak köye su getirmek için kolları sıvadı. Uzun uğraşılardan sonra, Kayapınar ya da Ağcapınar’dan köye su çıkarma projesini İller Bankası’ndan onaylattı.
Ataklığı yanında işin dilinden anlaması ve halkın ağzından bal damlar dediği incelikte bir sorunu ya da konuyu anlatması, zorlukları aşmasına yardımcı oluyordu. Antakya’daki Devlet Su İşleri Müdürlüğü’nden haber almıştı, işin ayrıntılarını görüşmek için. Pazarları köyden kente araç olmadığından, eniştesi Şevket Şeren’le Yayladağı-Antakya karayoluna yürüyerek gitmişlerdi. Yaz sıcağında yolda araç beklerken, Küçük Hoca da katılmıştı aralarına. Komşu köylü olan imam, ufak tefekti ama oldukça konuşkan biriydi. Adeta sözcükleri, hızla dönen değirmentaşı gibi öğütürdü ağzında. Geveze imam, derlerdi köylüleri ona. Kaşbaşı tarafından bir aracın geldiğini görünce Küçük Hoca, beklemekten kurtulmanın umut ışığını dualar eşliğinde harlamaya başladı. Onu canevinden yakalamayı bilen Şevket Şeren:
– Bak Hoca, dilini dibine çekeceksin. Şoförle, arabadakilerle muhatap olmayacaksın, diyerek tembihledi onu.
– Tamam canım, çocuk muyum ben? Toplum adamıyım canım, nerde ne konuşacağımı bilirim. Sizden mi öğreneceğim ne yapacağımı? diyen Küçük Hoca’ya, haddini bil anlamında bir bakış fırlattı genç muhtar.
Eliyle ağzını kıvırma işareti yapan Küçük Hoca, sessizliğe gömüldü. Kendilerini fark eden şoför, arabayı sağa çekip durdurdu. El işaretiyle binmelerini istedi. Muhtar, içeriye bakınca şoförün yalnız olduğunu anladı ve onun yanındaki koltuğa oturdu. Diğerleri de arka koltuğa yerleştiler. Selam verip aldılar, Antakya’ya gideceklerini söylediler. Şoför de Türkçeyi Balkan aksanıyla konuşan biriydi ve onları kente götürmekten mutluluk duyacağını söyledi. Bu nezakete hepsi şaşırmıştı, özellikle Küçük Hoca ne diyeceğini bilememişti. Böyle incelik, yöre insanından pek görmedikleri bir davranıştı.
Şoför, arabayı hareket ettirmeden Yugoslavyalı Türklerden olduğunu ve Suriye’de baraj yapımında mühendis olarak çalıştığını söyledi. Altmışlı yıllardı; komşu ülkede ulusal burjuvazi iktidarı ele geçirip tarım ve sanayide atılımlar yapıyordu. Kendi köylerinde elektrik yokken, Cisrisugur’a bağlı Suriye köylerini, geceleri elektrik aydınlatıyordu. Şoförün verdiği bilgiler üzerine, köylerinde su ve elektrik olmadığına hayıflandılar.
Araba yolda ilerlerken Muhtar, merakla şoföre dönüp:
– Beyefendi, bu asil davranışınıza hayran kaldım. Halbuki sizin memleketiniz için komünist diyorlar, dedi.
– Evet, ben de komünistim ama esas siz komünistsiniz. Şu tarlada orakla ekin biçenler, gerçek komünisttir kardeşim! yanıtını verince şoför, Küçük Hoca köpürmeye başladı. Ağzından tükürükler saçarak:
– Haşa, bizi günaha sokma beyefendi! Biz dinini diyanetini bilenlerdeniz, dedi.
– Dinini diyanetini bilsen de bilmesen de, sen komünistsin kardeşim! Elindeki çatlakları aynadan görebiliyorum.
Duruma egemen olan Şevket Şeren, celallenmemesi için kol etini kıvırdı imamın. Sonra, duru bir dille:
– Mühendis bey, biz niye komünist oluyormuşuz? Açıklayın da öğrenelim bir, dedi.
– Bakın kardeşim, barajda yapılan çalışmaları elimde projeyle denetliyorum ben. Biber sıcağında ekin biçenlerse, hepimizin ihtiyacı olan buğdayı ambarlarımıza ulaştırıyorlar. İşte hem üreten hem de paylaşan insanlara komünist denir.
Kadınları, testiyle su taşımaktan kurtarmak için didinen muhtar Mehmet Yıldız, beyaz tenine vuran güneş parıltısıyla yerinden kaykılarak arka koltuğa döndü:
– Şimdi biz, köyün su kanallarını, Keltepe’deki deponun yerini imeceyle kazacağız. Sonra da suyu hep birlikte evlere paylaştıracağız. O zaman beyefendi doğru söylüyor be hocam! dedi.

Müslüm Kabadayı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here