Kırmızı Cuma (Dink’in Kalemini Kim Kırdı?) – Nedim Şener

Alt başlığı ?Dink?in Kalemini Kim Kırdı?? olan ?Kırmızı Cuma?, suikaste dair birçok ayrıntıyı okurlarına sunuyor. Dink cinayetini en iyi takip eden isimlerden gazeteci Nedim Şener?in, kitabın alt başlığına aldığı sorunun yanıtı aslında ortada. Zira burada ifadesine yer verilen sanık Engin Yılmaz, ?Dink?in kalemini devlet kırdı? diyerek, bunun cevabını gayet net bir şekilde veriyor. Kitap, Dink?in öldürüleceğini bilip de hiçbir şey yapmayan Trabzon polisinin, İstanbul polisinin, Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı?nın, MİT?in ve Jandarma?nın ihmalini gözler önüne seriyor.

Kırmızı Cuma hâlâ kanıyor?
Gabriel García Márquez Kırmızı Pazartesi’de işleneceğini herkesin bildiği bir cinayetin öyküsünü anlatır.
Hrant Dink’in öldürülmesi de işleneceği bilinen, hatta göz yumulan ve üstü örtülmeye çalışılan bir cinayettir. Ama öykü değil gerçektir. Dink’in öldürüleceğini Trabzon polisi biliyordu, İstanbul polisi biliyordu, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Jandarma da biliyordu. Aslında Hrant Dink de yaklaşan tehlikenin farkındaydı. Ve 19 Ocak 2007 Cuma günü saat 14.57’de katil onu ensesinden vurdu. Şişli kaldırımını kırmızıya boyayan kan bizim ?Kırmızı Cumamızı? yarattı.
Cinayet dosyası aydınlatılmak yerine sahte delillerle karartılıyor.
Devletin başında olanlar, onun hayatını, ölümünden sonra hakkını koruyacağına, ifade ve düşünce özgürlüğüne sıkılan kurşunun hesabını soracağına, cinayette sorumluluğu olanların arkasında duruyor.
Ve bu kitap aslında devletin tüm kurumlarının Dink cinayetindeki rolünü sorguluyor.

Yazar Nedim Şener, Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları kitabından sonra Kırmızı Cuma-Dink’in Kalemini Kim Kırdı kitabıyla yeni belge ve tanıklarla üstü örtülmeye çalışılan cinayetin aydınlanmasına bir katkıyı amaçlıyor.

?Kırmızı Cuma? hâlâ kanıyor? Şişli?de Agos’un önünden geçerken bakın Hrant Dink’in cansız bedeni hâlâ o kaldırımda yatıyor.

Dink’i tehdit emrini Genelkurmay verdi
(Etkin Haber Ajansı, Derya Okatan / 18 Ocak 2011)
Hrant Dink’in 2004 yılında İstanbul Valiliği’nde tehdit edilmesi emrinin Genelkurmay’dan geldiği ortaya çıktı. Gazeteci Nedim Şener “Kırmızı Cuma-Dink’in Kalemini Kim Kırdı” adlı kitabında Hrant Dink ile görüşülmesi talebinin Genelkurmay’dan geldiğini yazıyor.
Milliyet Gazetesi muhabiri Nedim Şener, Hrant Dink cinayetine ilişkin ikinci bir kitap hazırladı. Dink katliamının 4. yıl dönümünün öngünlerinde çıkan kitap, devletin tüm kurumlarının cinayetteki rolünü sorguluyor.
Kitabın kapağında yer alan “Dink’in kalemini kim kırdı?” sorusunun yanıtını, kitabı çevirdiğinizde görüyorsunuz. Arka kapakta şöyle yazıyor: “Dink’in öldürüleceğini Trabzon polisi biliyordu, İstanbul polisi biliyordu, Emniyet İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı ve Jandarma da biliyordu. Cinayet dosyası aydınlatılmak yerine sahte delillerle karartılıyor. Devletin başında olanlar, onun hayatını, ölümünden sonra hakkını koruyacağına, ifade ve düşünce özgürlüğüne sıkılan kurşunun hesabını soracağına, cinayette sorumluluğu olanların arkasında duruyor.”
Nedim Şener, bu yazının dışında aynı soruya tek kelime ile yanıt veriyor: “Devlet.”
Daha önce “Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları” adlı bir kitap hazırlayan Nedim Şener ile “Kırmızı Cuma-Dink’in Kalemini Kim Kırdı” kitabı üzerine konuştuk. Şener, ulaştığı yeni belgeleri, Hrant Dink’in Valilik’te tehdit edilmesine ilişkin emri hangi kurumun verdiğini, cinayetin aydınlatılmasının önünde duran devlet yapısını, yargının rolünü, maruz kaldığı saldırıları ve Dink’in kalemini kimin kırdığını anlattı.
SERÇE PARMAĞINI GÖSTERDİLER, DEVLETİN ELİ İÇİNDEYMİŞ
Hrant Dink’in öldürülmesinden sonra “İstanbul’da bir istihbarat şube müdürü ile birkaç polis, yine Trabzon’da jandarmanın görevlerini ihmal ettiği” şeklindeki tezi hatırlatarak, şöyle dedi: “Buradan da devletin bu işin arkasında olduğu gibi bir şey çıkıyor ama bu devletin olsa da serçe parmağını gösteren… Oysa eli içindeymiş. Fakat bu gösterilmiyor. Neden? Çünkü o fotoğrafı çizen istihbaratçılar zaten bu cinayette sorumlu insanlarmış. Baktık ki aslında bu işin aslında hiç üzerinde durulmayan İstihbarat Daire Başkanlığı boyutu varmış. Yine Trabzon Emniyeti boyutu varmış. Aynı zamanda çok dillendirilmesine rağmen Ergenekon denilen davada oradaki sanıklarla cinayetin sanıkları arasında bir irtibat da varmış.”
Sanıklardan Erhan Tuncel’in gönderdiği bir mektupta, Márquez’in Kırmızı Pazartesi kitabından alıntı yapmasını bir mesaj olarak algılayan Şener, “Kırmızı Pazartesi”de işleneceği herkes tarafından bilinen bir cinayetten bahsedildiğini belirtti. Şener, “Ben biraz daha ileri götürerek, Kırmızı Pazartesi kitabında ‘işleneceği herkes tarafından bilinen cinayet’ diye söz ediliyor ya ben burada ‘Hrant Dink cinayeti herkesin işleneceğini bildiği, işlenmesine göz yumduğu ve aynı zamanda üstünü örttüğü bir cinayet’ olarak genişleterek Kırmızı Cuma ismini vermeyi uygun gördüm” dedi.
RAHİP SANTORA VE DİNK CİNAYETİ BAĞLANTISI
Şener, Erhan Tuncel’in mektubunda Dink cinayeti ile Santora cinayeti arasında bir bağlantıyı da işaret ettiğini anlattı. Tuncel’in verdiği ismin polis memuru Muhittin Zenit olduğunu kaydeden Nedim Şener, “Ne Santora cinayeti sırasında, ne de Dink cinayeti sırasında bu boyut tartışıldı. Belki bundan sonra tartışılır, beni en çok şaşırtan nokta bu oldu” dedi.
Kitapta yargılamaya ilişkin bazı belgeler bulunduğunu söyleyen Şener, işin en çok üstünün örtüldüğü yerin yargı olduğu görüşünde. Şener, dava dosyasında yer alan bazı aksaklıklara da dikkat çekti ve şu örneği verdi: “Ogün Samast İstanbul’a 9 tane mermi ile geldi. Bunun iki tanesini sıktı Hrant Dink’e. Kaldı mı 7 mermi. Aynı dosyada Samsun’da yakalandığı zaman üstünden çıkan şeylere bakıyorsunuz; 9 tane mermi şarjörde, bir tanesi cebinde, 7 tane de cüzdanında. 15 tane mermi ile adam geri dönüyor. İstanbul’da yapmışlar bunu. İstanbul’dan lojistik almış adam belli, bir ayağı var bunun çok açık yani. Silah temizlenmiş adamın cebine konulmuş.”
TEHDİT EMRİ GENELKURMAY’DAN
Nedim Şener, ilk kitabında Hrant Dink’i İstanbul Valiliği’ne çağırarak tehdit eden müsteşarın ismini yazdığını, bu kitapta ise görüşme emrini kimin verdiğini yazdığını anlattı. Şener, şöyle dedi: “O zaman MİT sessizliğe büründü ancak bu yılın Ekim ayında nihayet bir yazı göndermiş mahkemeye. ‘Evet müsteşarlığımız dahilinde yapılmıştır bu görüşme’ diye ben onun üzerine peki müsteşarlık bu görevi nereden edindi, yani ona git gazetecileri tehdit et ya da uyar gibi bir görevi var mı… Hayır. MİT’in zaman zaman gazetecilerle toplantılar yaptığını biliyoruz ama çoklu toplantılar oluyor öyle bir kişi çağırıp da uyarı mahiyetinde bir şey yok. Peki bunu kim yapmış olabilir. Tabi o zamanki müsteşar Şengal Atasagun. Bunun en iyi cevabı onda. O’na kim telefon etti? Biz biliyoruz ki MİT, Başbakanlığa bağlı. Genelkurmay zaten bir gün öncesinden açıklama yapmış Hrant Dink’e yönelik. Ve edindiğim cevap Hrant Dink ile görüşülmesi talebi Genelkurmay’dan gelmiş.”
‘SES ÇIKARMAMIZ LAZIM’
Gazeteci Nedim Şener, Dink cinayetinin aydınlatılması konusunda kamuoyunun baskısının önemli olduğuna da işaret ederek, “Bir yurttaşına karşı Ermeni olduğu için solcu olduğu için hunharca öldürülmesine seyirci kalmış bir devlet yapısı var karşımızda. Bunu yarın yine yapabilirler ve bunun için çok talip var işte Hizbullah sanıkları dışarı çıkıyor. Biz 2-3 tane Hizbullah’ın yöneticisine odaklanıyoruz ama orada halay çekenler neci? Ya da Ogün Samast’a sahip çıkan ve başlarına beyaz şapka giyen stadlardaki kalabalıklar nerede? Ogün Samast için türkü yazmış mesela türkücünün biri. Onlar hala duruyorlar. Sesimizi kısabilirler, susturabilirler bizi. Çünkü onların gücü her şeye yetiyor, çünkü onların elinde devlet var. Devlet isterse suçlu polisleri görevinde tutabiliyor. İlkesi, etiği, ahlaki sorumluluğu olan bir devlet yapısı yok. Çünkü bir kere sizi kendinden görmüyor. O yüzden duyarlı olmakta ve sesimizi çıkarmakta fayda var” dedi.

Kırmızı Cuma Kitabında “Dink-Santoro” Bağlantısı – Ayça Söylemez
(BİA Haber Merkezi, 18 Ocak 2011)
Gazeteci Şener’in kitabında Dink cinayetiyle ilgili ulaştığı yeni belgeler yer alıyor, Dink ve Rahip Santoro cinayetlerinde aynı çetenin adı geçiyor; Şener, “Dink başına geleceklerinden emindi ama feryadını kimse duymadı” diyor.
Gazeteci Nedim Şener, “Kırmızı Cuma, Dink’in Kalemini Kim Kırdı?” isimli son kitabında, polis muhbiri Erhan Tuncel’in Dink cinayetiyle Santoro cinayeti arasında kurduğu bağlantıya yer verdi. Şener, kitabında Tuncel’in kendisine hapishaneden önce faks çektiğini, ardından da mektup yazdığını ifade diyor.
Kitaba göre, mektupta, bir polis memurunun, 5 Şubat 2006’da Trabzon’da öldürülen Santa Maria Kilisesi Rahibi Andrea Santoro’nun cinayetiyle bağlantılı olduğu yazıyordu.
Dink davasında azmettirmek suçuyla yargılanan Tuncel’in 12 Ocak 2011’deki mektubuna göre, Dink ile Santoro cinayetleri arasındaki bağlantı, istihbaratçı polis memuru Muhittin Zenit.
Tuncel, Zenit’in Santoro’yu öldüren Oğuz Akdin’in ağabeyi ile tanıştığını yazdı. Tuncel, son mektubunda şöyle diyor: “Zenit ile görüştünüz mü? Rahip Santoro, Zenit’in çok samimi arkadaşıydı.
Zenit’in iddiasına göre istihbarat faaliyeti sırasında tanışmışlar. Doğrudur. Ayrıca, Santoro’nun tetikçisinin ağabeyi de Zenit ile tanışıyor.”
Şener de çete lideri olarak tanımladığı ve “çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, ihaleye fesat karıştırmak” suçlarından ceza alan Şeniz Dervişoğlu adlı bir kişinin adamı olduğu iddia edilen G.K. adlı kişinin, polisle telefonda Dink cinayetiyle ilgili görüştüğünü yazdı.
Telefon tapelerine göre, G.K., Samast adını, kamuoyuna açıklanmadan saatler önce biliyordu. “Kırmızı Cuma”da yer alan bilgilere göre, Samast, Dink cinayetinden bir gün sonra Samsun’a giderken onu karşılamak için yola çıkan G.K. de Dervişoğlu’nun grubuyla bağlantılı. Samast, Samsun’da yakalanınca Trabzon’a dönen G.K.’nin telefonlarının dinlenmesi için emir çıkarılmıştı.
Ancak G.K.’nin bundan hemen haberi oldu ve ilişkisi olduğu polisi arayıp, “Dikkat et, telefonu dinliyorlar” dedi, bir daha da o telefonla görüşme yapmadı.
“Devlet, millet için çalıştım”
Kitapta yer alan bilgilere göre, Akdin’in, cinayette kullandığı Glock marka silah, Şeniz Dervişoğlu’nun çetesine mensup Osman Köse tarafından Oğuz Akdin’in ağabeyi Alpaslan Akdin’e verilmişti. Alpaslan Akdin, savcılığa verdiği ifadesinde, Köse’den aldığı silahı evinde yatağın altında sakladığını, kardeşinin cinayeti işlediği tarihe kadar silahın kendisinde olduğunu söyledi.
19 Ağustos 2006’da yakalanan ve 2008’de suç işlemek amacıyla organize suç örgütü kurmak, adam öldürme, yaralama, tahdit, ihaleye fesat karıştırma suçlarından ceza alan Dervişoğlu, “Ben bu zamana kadar devlet millet için çalıştım” demişti.
Hayal, Santoro’yu dövdü iddiası
Dink cinayeti soruşturmasını yürüten savcılar Selim Berna Altay ve Fikret Seçen, davayla ilgili iddianameyi tamamladıkları 20 Nisan 2007’de Trabzon polisinin ihmallerini içeren 11 maddelik yazılı suç duyurusunu da Trabzon Cumhuriyet Savcılığı’na gönderdiler. Suç duyurusunda, “Trabzon’daki Santa Maria Kilisesi rahibinin Yasin Hayal tarafından dövüldüğü, ancak Hayal’in yakalanmadığı ve hakkında hiçbir işlem yapılmadığı iddiası” da yer aldı.
‘Genelkurmay’ı nasıl söyleyeyim?’
Şener’in kitabında ayrıca, Emniyet’in mahkemeye gönderdiği “Dink’in tehdit edildiğini bilmiyorduk” yazısına karşı, Dink’in ölümle tehdit edildiğini belirten 2004 tarihli bir belge yer alıyor. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün, mahkemeye gönderdiği yazıda, “Hrant Dink’e yönelik ölüm tehdidi yoktu” deniyordu.
Ancak kitapta yer alan, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı imzalı, 2 Mart 2004 tarihli bir belgede, Dink’in telefonla tehdit edildiği ve önlem alınması gerektiği yazıyor.
Kitaba göre, Dışişleri Bakanlığı’ndan MİT’e ve Ankara İstihbarat Dairesi Başkanlığı’na gönderilen ve Dink’e yönelik ilk suikast ihbarını içeren 2003 tarihli resmi belge de MİT’in mahkemeye gönderdiği bilgi notunda yer almıyordu. MİT bu belgeyi, 17 Temmuz 2010’da mahkemeye gönderdi.
Şener’e göre, bu yazı, Dink’in İstanbul Valiliği’ne MİT tarafından çağrıldığını, ayrıca görüşmenin müsteşarlığın bilgisi dahilinde yapıldığını gösteriyor. Şener, 24 Şubat 2004’te yapılan görüşmeyi, bir MİT yetkilisinin şöyle anlattığını yazdı: “Valilik’teki görüşmeyi biliyorduk. Görüşme talebi bizden gitti. Şimdi çıkıp görüşmenin Genelkurmay tarafından yapılması istendiğini nasıl söyleyeyim?”
“Dink kendi ölümünü yazdı”
Şener, Dink’in başına geleceklerden emin olduğunu ama ne kadar feryat etse de sesini duyuramadığını ifade etti. Şener, “Feryatlarına rağmen iş başa düşer ve Dink, Agos’taki son iki yazısında kendi ölümündeki süreci tek tek anlatır. Yani kendi ölümünü kaleme alır” diye yazdı. Kitaba göre, Dink, 12 Ocak 2007’deki “Neden hedef seçildim?” ve öldürüldüğü gün olan 19 Ocak’ta yazdığı “Ruh halimin güvercin tedirginliği” yazılarıyla katline yol açan süreci ve endişelerini aktarmıştı.
İhbar önce jandarmaya mı gitti?
Bugün gazetesi yazarı Adem Yavuz Arslan’ın bugün çıkan kitabı “Bi Ermeni Var-Hrant Dink Operasyonunun Şifreleri” adlı kitabında, olay günü Dink’in katil zanlısı Ogün Samast’ın 500 metre uzağında bir jandarma astsubayın olduğu yazıyor.
Gazeteport’un haberine göre, Jandarma Astsubay Satılmış Şahin’in, Erhan Tuncel’in ev arkadaşlarıyla da bağlantısı var. Kitaptaki iddiaya göre, Samast ve Şahin cinayetten bir gün önce Bayrampaşa’da, aynı semtte kaldı. İddiaya göre, Samast cinayeti işlemek üzere İstanbul’a doğru yola çıktığında, Şahin de İstanbul’a hareket ediyor. Şahin, durumu soran savcılara, İstanbul’a “görev için” gittiğini savunuyor; “Tekirdağ’a mahkûm götürdü” denilen astsubayın özel cezaevi personelleri yerine neden görevlendirildiği ise belirsiz.
Suikast ihbarının önce jandarmaya gittiğini ileri süren kitaba göre ayrıca, Erhan Tuncel, Jandarmayla irtibatı deşifre olduğu için polis muhbirliğinden çıkarıldı.
Kitapta, Trabzon Jandarma ve Pelitli İlçe Jandarma etrafında yaşanan gelişmelerin Dink cinayeti için nasıl kurgulandığı ve Yasin Hayal ve Erhan Tuncel’le başlayıp Trabzon jandarmasını içine alan bu dairenin hiç soruşturulmadığı yazıyor.

Kitabın Künyesi
Kırmızı Cuma
(Dink’in Kalemini Kim Kırdı?)
Nedim Şener
Doğan Kitap / Araştırma Dizisi
Basım Tarihi : 01 – 2010
Sayfa Sayısı : 512

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Politika
Suçluyorum (J’Accuse) / İtham Ediyorum – Emile Zola. Gerçek yürüyor ve onu hiçbir şey durduramayacaktır.

Emile Zola?nın kitaplarının yakılmasına, vatan hainliği ile suçlanmasına ve son olarak katledilmesine kadar varan süreç, Suçluyorum veya İtham Ediyorum! (J?Accuse)...

Kapat