Kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremeyenlerin romanı: Sanrılar

“İşte Taylan! işte Asya! Milyonlarca yıllık üreme içgüdüsü ne diye aşkla sarmaş dolaş oldu bilinmez ya, kısık ateşte uslu uslu kaynamayı beceremediler. Bu hikâye, milyonlarca yıllık insan içgüdüsünün tek eşlilik ve sadakatle çatışmasının hikâyesidir! Hangisini seçerlerse seçsinler, dışarıda kalan mutlak suretle saldırganlaşacaktır!” (Sanrılar, s.10)

Günay Aktürk’ün romanı Sanrılar, bireyin iç dünyasına yapılan bir yolculuk. Aşkını, sevdiği kadını, sevdiği kadının çevresindeki insanları sürekli sorgulayan; sevdiği kadının başkalarıyla olduğu düşüncesiyle, sıkıntılı anlar yaşayan bir gencin hikâyesi anlatılıyor bu romanda. Okurken olayın gerçekte yaşanıp yaşanmadığı ikilemine giriyorsunuz. Kişi kadrosu oldukça az, olaylar da buna bağlı olarak az. Ancak roman kahramanı Taylan’ın tuttuğu günlük sayesinde okuyucu, olan biteni ayrıntılı bir şekilde bazen tebessüm ederek bazen de üzülerek izliyor. Kadın erkek ilişkisini, önyargıların tutsağı olduğu için sanrı ile gerçek arasında kalmış yaşanmışlıklar anlatılıyor.
Yazarın atasözlerini ve deyimleri yerli yerinde kullanması, gereksiz betimlemeler yerine, kalıp sözlerden yararlanması romanı çekici ve akıcı hâle getiren bir başka etken.
“Yanıyordu kelimeler, duygular yanıyordu ama yanmak da yaşamın bir başka boyutu değil miydi?” (s.17)
“Yan yana oturuyor olmalarına rağmen aralarından tren geçerdi.” (s.23)
Evlilikleri sorguluyor kimi zaman. Geleneklerin, göreneklerin boğduğu, kısıtladığı insanları konuşturuyor: “Kadını anlamak ve dahi anlatmak için bilge olmak gerekti. Ya da erkekliğin kalın kafalılığından olabildiğince uzaklaşmak… Zaten anlayamadığımız için yanlarına yaklaşamıyorduk ya!” (s.43)
Umudun Çocuğu (şiir), İnsan İnsanın Geleceğidir (deneme) adlı yapıtları da olan Günay Aktürk’ün bu romanı bir solukta okuyacaksınız.

Sadık Güvenç

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here