Laz Kültürü / Tarih, Dil, Gelenek ve Toplumsal Yapı – Kamil Aksoylu

Uzun yıllardır Laz dili, tarihi, kültürü ve toplumsal yapısı üzerine araştırmalarını sürdüren Kâmil Aksoylu?nun Laz Kültürü adlı çalışması yayınlandı. Aksoylu?nun bu çalışması bugüne kadar Laz kültürü ile ilgili yayınlanan en kapsamlı çalışma. Dil, alfabe, tarih, edebiyat, mutfak, halk inançları, gelenekler, yer adları, bitki ve hayvan adları, çocuk oyunları, masallar ve yaşam gibi geniş kapsamda yapılan bu çalışmanın kaynağı alan araştırmaları.
Çalışmanın amacı ülkemizin çok dilli ve çok kültürlü toplumsal yapısında, bilinenin aksine Lazların dil ve kültür olarak farklılığını ortaya koymaktır.
Aksoylu?nun çalışmasına, dünyaca ünlü Japon dilbilimci Gôichi Kojima Laz dili üzerine görüşleriyle, arkeonometrist Dr. Mustafa Kibaroğlu da antik çağ Laz kültürü (Kolhi kültürü) üzerine görüşleriyle destek vermişlerdir.
Lazca diyalektlerdeki fonemlerin tamamını karşılayan 38 harfli Laz alfabesi kullanılarak yapılan Aksoylu?nun çalışması, gelecekte Laz kültürü ile ilgili yapılacak çalışmalara kaynaklık etmeyi amaçlamaktadır.

Kitabın Künyesi
Laz Kültürü / Tarih, Dil, Gelenek ve Toplumsal Yapı
Kamil Aksoylu
Phoenix Yayınevi,
Sayfa Sayısı : 486
Basım Tarihi : 07 – 2009

Müge Tuzcuoğlu’nun 05/08/2007 Tarihli Evrensel Gazetesi’nde Yayınlanan “mendra gzalepeşi berepe” (Uzak yolların çocukları) Adlı Yazısı
Kamil Aksoylu 1957 yılında Arhavi?nin Yolgeçen köyünde doğdu. İlkokulu doğduğu köyde okuyan Aksoylu, 1976 yılında Arhavi Lisesi?ni bitirdi. Mesleği ambarcılık olan Aksoylu, beş yıl yurtdışında (Irak/Bağdat) çalıştıktan sonra sırasıyla İstanbul, İzmir, Tekirdağ ve Ankara illerinde çalışarak 2005 yılında emekli oldu. Anadili Lazca olan Aksoylu, köyündeki diğer çocuklar gibi ilkokul yıllarında Türkçeyi öğrenmeye başladı. Lazcanın bir dil olduğunu bir hayli geç fark edip, 35 yaşından sonra Laz dili ve kültürü üzerine araştırmalarını yoğunlaştırdı. Laz Kültürünü Araştırma Vakfı girişimi ve Ogni dergisi yayın çalışmalarına katıldı.

Karadeniz?in geçit vermeyen inatçı doğasına inat; komşularına, çay bahçelerine, fındık toplamaya gitmek için uzun yollar tepen Lazlar, bu sefer de Laz dilini geliştirmek, Laz kültürünü yaşatmak adına uzun bir yola başkoydular. İÖ?den var olan Kolheti Uygarlığı?ndan bugüne kadar zaten uzun bir yolu aşan ve sadece konuşarak Lazcayı bugüne dek taşıyan Lazlar, son 30 yıl içinde dilde yaşanan tahribatı yok etmeye uğraşıyorlar. Ve bir de annelerinden, ninelerinden kalma evlerini korumaya, çocukken oynadıkları oyunlarını kendi çocuklarına öğretmeye, damak zevklerine en uygun yemekleri unutmamaya; yani kendi yaşamlarına, insanlıklarına sahip çıkmaya uğraşıyorlar.
Son birkaç yıldır yükselişe geçen Laz Kültürel Hareketi, bugünlerde Lazcanın ve kültürünün gelişmesi, hatırlanması, öğretilmesi, duyurulması adına çalışmalar yürütüyor. Bu kapsamda pek çok eserin de çıktığı süreci, Laz kültürünü ve dilini, bir süredir bu alanda yaptığı çalışmalarla adını duyuran Kamil Aksoylu ile görüştük.

Lazlar kimlerdir?
Türkiye?de genelde ?Karadeniz?de yaşayan herkes? olarak bilinir. Ancak bu yanlıştır. Lazlar, Karadeniz?in doğu ucunda çok küçük bir bölgede yaşarlar. Rize?nin Pazar, Ardeşen, Çamlıhemşin, Fındıklı ilçeleri ile Artvin?in Arhavi, Hopa ve Borçka ilçelerinde Lazca konuşulur. Bu ilçeler arasında yüzde yüz Lazca konuşan sadece Arhavi vardır, diğerleri karışıktır. Bunların dışında, ?93? harbi diye tabir edilen 1877-78 Osmanlı-Rus savaşı döneminde özellikle Hopa?dan Batı Anadolu?ya yapılan göçler vardır ve Lazlar, Adapazarı, İzmit, Yalova, Karamürsel gibi bölgelere de dağılmışlardır.
Özel bir sayım yapılmamıştır ama bugün Türkiye?de 250 bin civarında Laz bulunduğu söylenir.
Bütün halklar gibi Lazlar da dili, kültürü olan bir halktır. Cumhuriyet?ten bu yana Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde, ondan önce Osmanlı sınırları içinde, daha öncesinde de antik çağda Kafkasya?da Kolheti denilen uygarlıkta yer alırlar. Lazlar için, antik Kolheti uygarlığını günümüze taşıdıkları söylenmektedir.
Bir de Lazların kendilerini nasıl algıladığına bakacak olursak; Lazlar özellikle Lazcanın bir dil olduğunun bilincinde değiller. Günümüzde Lazların yaşadığı Lazona bölgesine baktığımızda, 30 yaşın altındakilerin artık Lazcayı kullanamayıp sadece anladıkları gözleniyor. Göç ile kentlere gelmiş Lazlar arasından da ikinci üçüncü kuşakların yine dillerini bilmediklerini, yalnızca anladıklarını görüyoruz.

Peki Laz dili nedir?
Türkiye?nin çok dilli ve çok kültürlü oluşu, ne yazık ki yeni yeni kabul görmektedir. Bu tutum, yerel dil ve kültürün geleceğe taşınmasında önemli bir engel olmuştur. Oysa ülke nüfusumuzun üçte birinden fazlasının en az iki dilli, azımsanmayacak bir kısmının da daha çok dilli olduğu tahmin edilmektedir.
Bu doğrultuda Lazca da yüzyıllar boyunca konuşulan, varlığını koruyan bir dildir. Dilbilimciler, Lazcayı, Kafkas Dil ailesinin Güneybatı Kafkas dil grubuna sokuyorlar. Bu grupta, Lazcanın dışında Gürcüce, Sıvanca ve Lazcaya en yakın dil olan Megrelce bulunuyor. Türk dilbilimcileri ve Gürcü dilbilimcileri, Lazcayı ayrı bir dil olarak kabul etmiyor ve her iki grup da kendi dilinin bir şivesi olduğunu savunuyor. Ama tarafsız dilbilimcileri, ?bir dilin başka bir dille aynı grupta olmasının, o dil olacağı anlamına gelmeyeceğini? söylüyorlar.
Lazca, yüzyıllardan beri hiç yazılmadığı halde sadece konuşularak günümüze kadar gelmiştir. Bu durum, Lazcanın ne kadar güçlü ve köklü bir dil olduğunun göstergesidir. Çünkü yüzlerce yıl hiç yazılmadan, çizilmeden, hiçbir belge bırakmadan, kulaktan kulağa, dilden dile, gönülden gönüle akıp gelmiştir. Bugün de hâlâ varlığını sürdürüyor. Ama en hızlı erimesini de son 30 yılda yaşamıştır. Bilişim süreci, internet, televizyon gibi etkilerle bu süreçte sadece Lazca değil, bütün yerel diller yok olma sürecine girmiştir.

Bugün Laz kültürü adına neler yapılmaktadır, neler yapılmalıdır?
Bazı kesimler birkaç alfabe üretseler de 15 yıldan bu yana kullanılan ve bugün ?Lazoğlu Alfabesi? olarak adlandırılan bir alfabe vardır, Laz okuryazar çevresi bu alfabeyi kullanır.
Hâlâ yaşamakta olan kültürün tanıtımında bazen kıyısından köşesinden geçmeyen yayınlar da olmuştur. Laz kültürünü üç sayfada anlatmışlardır. Laz kültürü öyle üç beş sayfada geçiştirilemez, başlı başına bir çalışma alanıdır. Yerinde yapılacak alan çalışmasıyla hiç zaman kaybetmeden, Laz kültürünün toparlanıp bir araya getirilerek belgelenmesi gerekmektedir. Çünkü zaman bu değerlerin aleyhine çalışıyor. Uygarlığa katkı sağlamış değerler bir bir yok oluyor. Kimsenin istemeyeceği gibi Lazlar da kültürel değerlerini kaybetmek istemez. Lazlar da bu değerleri kaybetmek istemediklerini, nereye giderlerse gitsinler, geleneksel yaşamlarını taşıyarak göstermişlerdir. Ancak bazı taşınmaz değerler de vardır. Onlar bir bir yok oluyor. Mesela gerçek bir yaşam kompleksi olan Laz evlerini bugün zor buluyorsunuz. Yerlerinde de yok oluyor bu değerler. Gündelik hayattaki birçok alışkanlıklar, beslenme, eğlence, yaşama dair ne varsa görgüsüzce yok ediliyor. Türk kültürünün yok edilmesi gibi… Yerel dillerde ve kültürlerde bu tahribat daha fazladır.

Bu alanda yapılan çalışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Lazca, yazılı bir dil olmadığı için Laz dili ve edebiyatı, tarihi, Laz kültürü gibi alanlarda referans alınacak bir kaynak gösteremiyoruz. Yaklaşık 15 yıldır Lazcayı yazılı dil haline getirme çabaları sürüyor. Çok yol alındı, çok eserler üretildi ama henüz yeterli bir seviyeye gelinemedi. Küçük bir bölgede konuşulduğunu söylesek de birbirinden çok farklı olan 5-6 farklı diyaleki vardır, hatta bunu köylerine kadar incelersek daha da artar. Lazca çalışmalarında da bu diyalekt farklılıkları önemli ölçüde artmaktadır. İlk çalışmayı yapan kişiler, kendi bildikleri diyalektleri kullandılar, ?Lazca budur? diye sundular. Birçok uydurma kelime, Lazca olarak yer aldı. Bu bağlamda, Lazona?nın doğu ucundan batı ucuna, sahilden iç kesimlere kadar Lazcayı kapsayan bir çalışma gerekmektedir. Bu yapılmadığı sürece ?Lazca budur? demek eksik ve yanlış olacaktır. Bugüne kadar yapılan çalışmalar da hep eksik kalmıştır.
Şüphesiz bu alanda yapılan çalışmalar çok iyi niyetli ve laz diline, kültürüne katkı adına yapılmıştır. Ama bakıyoruz, kendini bu çalışmalara adamış birçok kişinin bu çalışmada sanki söz sahibi olmak ister gibi ?Ben yaptım? hissini sezinliyoruz. Bu çok yanlış bir şeydir, böyle olmamalıdır. Bu yönde yapılan çalışmaları eleştiriyorum ve yetersiz, yer yer de yanlış buluyorum. Bazı çalışmaları da -isimlerini vermeyeyim ama bellidir- Laz kültüründe tahribat olarak görüyorum. Buna kimsenin hakkı olamaz. Kimse, Lazcada olmayan bir kurala, bir uygulamaya ?var? diyemez.

Sizin de bu alanda bir çalışmanız var sanırım…
Yaklaşık on yıl boyunca değişik zaman dilimlerinde yörede topladıklarımı iki yıldır bir araya getirmeye çalışıyorum. Bu işe ilk başladığımda önümdeki yolun çok uzun bir yol olduğunu fark etmiştim. Laz kültürünü bir araya getirip belgeleyebilmek, hayal olmasa da bana göre çok uzaktı. Bunun için çalışmama uzak yollar anlamına gelen ?Mendra Gzalepe? adını koydum.
Adına uzak yollar desem de, gözlerim hep o uzak yolların ardındakilerden hiç ayrılmadı. İşte bu çalışmaya bu uzak yolların aşılması, neden aşılması gerektiği ve nasıl aşılacağına dair bir misyon yüklemeye çalıştım. O uzak yolların ardındakilerin gerçek yaşamlarını inceleyip dilleri, alfabeleri, kültürleri ve edebiyatları ile çok yakın durduklarını göstermeye çalışıyorum. Bir toplumun ve bir tarihin bizlerden saklanan yüzünü göstermeyi amaçlıyorum. ?Tarih boyunca neden saklanmış ve gizlenmiş?in üzerinde hiç durmuyorum. Bu çalışma öyle bir misyon üstlenmemiştir. Ama var olup da bilinmeyenleri açığa çıkarmak istiyorum. Gerçekten bilmeyenlere, bilip de farkında olmayanlara, bilip de bilmez duranlara; ?Ey insanlar, bu farklılığın farkında olun, bu güzellikleri görün? demeye çalışıyorum. Bu ülke insanlarını bu farklılıklardan, bu zenginliklerden yoksun bırakmaya kimsenin hakkı olmadığını düşünüyorum. Tarih boyunca dünya uygarlığına katkı sağlamış kültürleri, farklı dilleri, farklı inançları, farklı yaşam biçimlerini yok sayan inkarcı zihniyetlerin ülkemize, ülkemizin insanlarına ne yararı olabilir ki?

Laz Kültürü / Tarih, Dil, Gelenek ve Toplumsal Yapı – Kamil Aksoylu” üzerine bir yorum

  1. ya oraya yazmışsınız herkezde yazıyo hep kopyalama belli tüm sitelerde aynısı yazıyor işte lazlar rizede ve artvinde bilmem nerlerde yaşar 93 harbinde marmaraya göç edilenler var pekiya batumlu abazyalı gorili lazlar nerde zATEN MARMARAYA GÖÇ EDENLER BATUMLU LAZLARDIR Kİ BEN DE ÖYLEYİM YA SİZLER NEBİÇİM LAZSINIZ BİZİM SAYIMIZ 500 000 İ GEÇKİM VE BİZ KARADENİZLİ DEÜİLİZ KAFKASYALIYIZ BİRAZ GÜRRCİSTANA GİTSENİZ ÖĞRENİRSİNİZ BİZİM MÜZİK ALETİMİZDE TULUM AKORDYON DOLİ VE GANGADADIR RİZELİLER SADECE TULUMU BİLİYOR BEN SAPANCAIYIM BİZ BİLE HALENDAHA BATUMDAN LAZ HOCA GETİRİP AKORDİYONN KURSU VERİYORUZ SİZE YUAZIKLAR OLSUN HEM LAZİSTANLISINIZ HEMDE KÜLTÜRÜMÜZE SAHİP ÇIKMIYORSUNUZ SKİDAS LAZİKA DO KARTULYA DO LAZURİ NENA

Yorum yapın

Daha fazla İnceleme, Laz Edebiyatı
Uykusuzluk / Kültürel Bir Tarih – Eluned Summers Bremner

Uykusuzluk / Kültürel Bir Tarih, Yeni Zelanda?da, Auckland Üniversitesi?nde İngilizce bölümünde öğretim görevlisi olarak çalışan Eluned Summers-Bremner?in Homeros?un İlyada ve...

Kapat