Maça Kızı – Alexandr Sergeyeviç Puşkin

Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, çarlık yönetiminin zulümlerine karşı yazdığı şiirlerle ünlendi. Daha sonra yazdığı eserlerle Rus edebiyatının kurucusu olarak kabul edildi. Edebi kültüründe Rus halk sanatı epeyce yer tutar. Şiirde lirik, romantik Batı şairlerinin yolunu izleyen Puşkin, öykü ve romanda Gerçeklik akımına yönelmiştir. Edebi konuları gündelik hayat oluşturur.
* “Puşkin, Rus Edebiyat’ında her zaman için el üstünde tutulan bir yazar ve şâirdi. Onun adı anılırken, saygı ve umut doğardı tüm kalplere. Çünkü o, Rus Edebiyatı’nı, “Rus Edebiyatı” yapan kişiydi. Turgenyev, Gogol, Tolstoy ya da Dostoyevski ondan her zaman övgüyle söz ederdi. İyi bir yazar olduğu kadar çok da iyi bir şâir olan Puşkin, öykülerindeki sade ve yalın anlatımını sanıyorum şâirliğine borçludur. Puşkin kitaplarını çevirilerinden değil de, aslından okuyanlar bunu çok daha iyi bir şekilde fark ediyorlardır elbette. Mesela, yeni ve oldukça başarılı -düzeltmeyi yapanların dikkatsizliğinden dolayı kusursuz olamamış- çevirilerin sahibi Ataol Behramoğlu’nun sözleri şunlar:
“Puşkin gerçek bir dil dehası. Şâir ve yazar olarak başarısını buna borçlu. Onun yapıtında içerik ve dil sanki birbirinin özdeşi, sanki aynı şey… Rusça’sının büyüleyici bir kıvraklığı ve yalınlığı var. Benzetme olsun diye benzetme yapmıyor. Dil her hangi bir şeyi göstermiyor, o şeyin kendisi. Bu dil-şiir özdeşliğini bizim edebiyatımızda Orhan Veli şiiriyle bir ölçüde örnekleyebiliriz. Bu nedenle Puşkin’i kendi dilinde okumak bir şölendir. Sözgelimi, dünya ölçüsündeki büyüklüğü tartışılamayacak olan Dostoyevski’nin yapıtı için bunu daha güç söyleriz. Dostoyevski’den sürükleyici olan dilden çok konudur…”
Ve tüm bunlardan sonra, 1834 yılında yazılmış olan Maça Kızı’na geçelim.
Narumovların evinde bir kumar partisinin sonuna doğru yaklaşılırken ilginç bir konuşma dikkat çekiyordu. Tomskiy: “…Ninem üç kağıt çekip, peş peşe bunları çıkarmış.” diyerek bir şeyler söylenip duruyordu.
Konuklardan biri: ” Rastlantı!”diye haykırmıştı ki, o sırada kumara olan ilgisini asla kaybetmeyen ama oynayan insanları sabahtan akşama kadar sadece izleyen ve “Daha fazlasını kazanacağım diye zorunlu olanı elimden çıkarmanın bir anlamı yok!” diyerek oynamaktan uzak duran Hermann, âni bir çıkış yaptı:
“Palavra!”
Kumar gecesi bitmişti ve herkes evine dönüyordu bu ilginç olayın gölgesinde. Garip bir rastlantı olmalı bu diyordu kimileri. Kimileri ise belki kâğıtlar işaretliydi diyordu. Ama hepsinin aklını tek bir soru kurcalıyordu. “Kumardaki bu üç garantili kağıt hangisiydi ve Tomskiy’in Ninesi bu gizi acaba birine söylemiş olabilir miydi?”
Tomskiy’e göre kesinlikle gizini kimseye söylememişti ve sırf büyük bir kaybı kapatmak için oynadığı o kazançlı kumar gecesinden sonra, elini bir daha asla kâğıtlara sürmemişti.
Hermann’ın aklını kurcalayanlar ise garantili olarak kumar oynamak ve sonucunda kesinlikle kazanmakla ilgiliydi. Uzun bir zaman geçmemişti ‘o gecenin’ üstünden. Hermann, hâlâ rahat bir yaşam için hazır paranın hayalini kurarak sokaklarda dolaşıyordu ki, görkemli bir evin önünde dururken, şaşkınlıkla kapıdaki bekçiye bu evin kime ait olduğunu sordu. Bekçi: “Kontes’e ait.” dedi. Bu Kontes, Tomskiy’nin Ninesi oluyordu. Hermann içinin titrediğini hissetti. Kazanacağından çok emin olduğu o üç kâğıdı öğrenmek istiyordu. Paraların ve altınların hayaliyle o eve yaklaşmaya başladı.
Eve iyice yaklaşmıştı ki, pencerelerden birinde, galiba bir kitaba ya da bir işe eğilmiş kara saçlı bir baş fark etti. Baş dikeldi. Hermann, bir yeniyetmenin yüzüyle bir çift kara gözü ayrımsadı. İşte bu an Hermann’ın kaderini yazdı.
Lizavetta İvanovna, Kontes’in küçükken evlatlık olarak almış olduğu ve pek de iyi davranmadığı genç bir hanımdı. Hermann’ın onu gördüğü sırada elindeki işle uğraşarak zaman öldürmeye çalışıyordu. Hermann’ın onu görmesi üzerinden epey bir vakit geçmemişti ki, Lizavetta İvanovna’da onu fark etti. Hermann gözlerini onun penceresine dikmiş öylece bakıyordu. Önceleri pek aldırış etmediği bu bakışların uzunca bir süre eve doğru ve dolayısıyla penceresine doğru kilitlenmesi garip gelmişti Lizavette’ya. Bu gariplik ise daha sonraları sevilebilme umuduna dönüşecekti. Eh tabii Hermann’ın eline düşmüş olan bu genç bayanın kurtuluşu pek kolay olmayacaktı.
Kitap, Puşkin’in çoğu eserine özgü olan yalın anlatımı çok iyi bir şekilde açıklamamıza yardımcı oluyor. Puşkin’in anlatmak istediği ne ise, bunu; gereksiz ayrıntılara girmeden ve hiçbir şekilde konuyla ilgisi olmayan insanların ve mekânların betimlerini yapmadan yazıya dökmesi gerçekten insanı rahatlatıyor.
Puşkin’in son yazdığı, “General’in Kızı” kitabından iki yıl önce çıkan “Maça Kızı”, gerçekçilik ve yaratıcılığın arasına doğa üstü olayların da girebileceğini gösteriyor. Doğa üstü olaylar demişken hemen bir parantez açmak istiyorum. Bu parantezden önce, kitabın önemli bir noktasının tarafımdan açıklanmamasını istediğimden, aşağıdaki paragrafı “Maça Kızı”nı okumamış olanların okumamasını isterim.
“Maça Kızı”nı okumadan önce Tolstoy’un yazdığı: “Ölüm Manifestosu” -İvan İlyiç’in Ölümü, Üç Ölüm, Polikuşka- isimli kitabı okudum. Eğer, “Maça Kızı”nı okumuş ve “Polikuşka” ile bir karşılaştırma yapmayı düşünmüş iseniz, karşınıza hiçbir benzerlik çıkmamıştır. Ama benim bahsetmek istediğim şey, sadece bir fikir. Polikuşka’nın öldükten sonra, ruh olarak Dutlov’un evine gidişi, bana; “Maça Kızı”ndaki Kontes’in Hermann’ın yanına gidişini hatırlattı. Bunun dışında, yaratılan Kontes karakterinin, Dostoyevski’nin “Kumarbaz”ındaki Büyükanne ile olan benzerliği de dikkat çekiyor. Mesela, yoldaki her şeyin ne olduğunu sorması benim ilgimi çeken ilk benzerlik oldu. Tabii tüm bunlar sadece birkaç gün arayla okuduğum birkaç kitabın çağrışımı. Yoksa bir kitapta bir insan var, ötekisinde de var, birbirine benziyor bile diyebilirsiniz!..
Kitabın başından sonuna kadar, yüzünüzde çok tatlı bir memnuniyet ifadesinin varolacağına dair garanti verebilirim. Tabii bu, şu âna kadar sözü geçmeyen, ama “Maça Kızı” kitabı içinde yer alan Mısır Geceleri hikâyesi için de geçerli. Bu ikinci öyküde Puşkin kendini betimlerken -Çarskiy-, gerçekten yaşanıp yaşanmadığı hakkında fikir yürütemeyeceğim, bir emprovizatör ile Çarskiy arasında geçen kısa hikâyeden söz ediyor.
Yaratıcılığın getirdiği bir öykü Maça Kızı. Okumanız, az önce de belirttiğim gibi, yüzünüzde, anlatımdan ve konudan kaynaklanan sevimli bir gülümseme bırakacaktır. Gerçek bir yazar ve kalitesi üst seviyede iki öykü…

* C. Alper İlhan, Düşle Aylık Edebiyat ve Kültür Dergisi, 11.Sayı / Ağustos 2002, http://www.dusle.com

Kitabın Künyesi
Maça Kızı
Alexandr Sergeyeviç Puşkin
Oda Yayınları
Çeviren: Celal Öner,
79 sayfa, Baskı Tarihi: 2000

Yorum yapın

Daha fazla Öykü Kitapları
Palomar – İtalo Calvino ?Bir adam, adım adım bilgeliğe ulaşmak için yürüyüşe çıkıyor. Hâlâ varamadı…?

İtalyan edebiyatının ünlü kalemlerinden Italo Calvino?nun ölümünden üç sene önce yayımladığı Palomar adlı bu kitabı, yazarın daha önce Corriere della...

Kapat