Marksizm ve İnsan Doğası – Sean Sayers

İnsan doğası diye bir şey var mıdır? Marksizm ve İnsan Doğası?nda Sean Sayers, insan doğasının tarihsel bir olgu olduğunu savunuyor. Marx?ın ve Hegel?in çalışmalarına dayanarak, apayrı bir Marksist hümanizme temel oluşturan insan gereksinimlerinin ve güçlerinin tarihsel bir anlatımını sunuyor. Yazara göre, insanlar salt birer pasif bireysel tüketici değillerdir: Aktif, sosyal ve üretici varlıklardır. Kitabın ilk yarısı, emeğin ve çalışmanın yaşamımızda oynadığı temel rolü ve başarmamıza nasıl katkıda bulunduğunu irdeliyor. Bu fikirlerden doğan ahlaksal ve toplumsal imalar, kitabın ikinci yarısında, hem analitik hem de postmodernist düşünürlerin çalışmaları bağlamında analiz ediliyor.
Marksizm ve İnsan Doğası, Marksist tarih anlayışının tutkulu ve geniş kapsamlı bir savunmasını yapıyor, toplum ve ahlak felsefesi konusundaki çağdaş tartışmaların taraflarını ele alıyor. Duru ve sürükleyici bir dille yazılmış olan kitap, siyaset bilimiyle ya da felsefeyle uğraşan herkese ışık tutacak niteliktedir.
?? tarihsel bir olgu olarak insan doğasına ilişkin kolay anlaşılır, incelikli ve açık seçik bir irdeleme…? Profesör David McLellan, Kent Üniversitesi

Kitabın birinci bölümünde çalışmanın insan yaşamındaki rolüne ilişkin felsefi sorunlara odaklandım. Marx?ın felsefesinin temel ve özgün niteliklerinden birisinin, insanların aslen üretken varlıklar olduklarını ve çalışmanın potansiyel olarak özgürleştirici ve insanın kendini gerçekleştirmesine yardımcı bir faaliyet
olduğunu ileri sürdüm. Bu konuların anlamlılığı uzun vadede de sürecektir. Ama bu kitabın kaleme alındığı 1980?lerde bunlar özellikle gündemin sıcak konularını oluşturuyordu. 1980?lerin Britanya?sında kitlesel işsizlik ve bunun yol açtığı grevler vardı. Ne yazık ki, kitlesel işsizlik şimdi de karşımızda; çalışma ve bunun insan yaşamındaki rolü gene acil biçimde ilgi alanımızın içinde.
Kitabın ikinci bölümü, özellikle insan doğası bağlamında, Marksizmin ahlaki içerimlerine yoğunlaşıyor. Bu konu İngilizce konuşulan dünyanın felsefecilerinin arasında şiddetli tartışmalara yol açmıştı. Tartışmalarda iki yaklaşım görülür: Bazıları ?insan doğası? kavramını reddederek, Marksizmin bir tür ?özcülükkarşıtı? ya da ?anti-hümanizm? olduğunu iddia eder. Diğerleri tersine, Marksizmin evrensel insan doğası kavramında, onun toplumsal kuramının temelleri ve eleştirel değerleri adına, ısrarcı olunmasından yanadır. Katılmadığım nokta sadece iki seçeneğin varsayılmasıdır. Marksizm her ikisinden de farklıdır. O, insan doğasının tarihsel bir açıklamasını içerir. İhtiyaçlarımız, güçlerimiz ve kapasitelerimiz sabit ve evrensel değildir; toplumsal ve tarihsel olarak evrim geçirir. Böylesi bir değişim rastlantısal değildir; insanın karakterinin esas unsuru ve doğamızın bir parçasıdır.
Dahası, bu değişimin yönü ileriye doğrudur.
Bu düşüncelerin ne ahlaki görecelilik, ne de savunulamaz tür bir evrenselcilik olduğunu; hümanist ahlaki görüşün tarihsel bir biçimi olduğunu gösteriyorum. Bunun Marksist toplumsal eleştirinin niteliğine ilişkin önemli içerimleri vardır. Bundan, kapitalizmin tarihsel gelişimin zorunlu bir aşaması olduğu anlamı çıkmaktadır; dolayısıyla yalnızca göreceli olarak değerlendirilebilir.
Kapitalizm, daha önceki aşamalarla kıyaslandığında, bazı önemli açılardan ilerici bir gelişmedir. Daha yüksek bir aşamanın koşulları kendi içinde oluşmaya başlayınca, gelişmeye ayak bağı olur ve bu durum onu eleştirmeye davetiye çıkarır.
Bazen bu görüşün doğal olarak muhafazakâr olduğu, Marx?ın kapitalizmin eleştirisini açıklayamayacağını söyleyenler olmuştur.
Kapitalizmi mahkûm etmek yerine, onun ?zorunlu bir aşama? olduğu ileri sürülerek onun savunulduğu iddia edilmiştir.
Bu, ancak bir yere kadar doğrudur. Geleneksel toplumsal biçimlerdeki belirli göreli ve erken koşullarda, kapitalizm belli açılardan bireysellik, eşitlik ve özgürlük lehine bir güç olabilir. Ama bu, yalnızca toplumsal gelişimin bir aşamasıdır; değeri göreli ve sınırlıdır. Gelişme ilerledikçe artık ilerici olmaktan çıkar ve bu terimlerle eleştirilebilir.
Tabii, kapitalizmin geleneksel toplumların üstünde yıkıcı etkileri olduğu, insanları yerinden yurdundan kopardığı ve büyük acılara yol açtığı da doğrudur. Bunun ötesinde, daha önceki koşullarda görülmeyen, yeni baskı ve sömürü biçimleri getirmiştir.
Bütün bunları göz ardı etmek ya da kapitalizmi iyi huylu ya da yararlı göstererek haklı bulmak söz konusu değildir. Amacım, Marksizmin, toplumsal değişimi anlamak, açıklamak, etkilerinin doğru ve gerçekçi bir değerlendirmesini yapmak için bir çerçeve sunduğunu göstermektir.

Kitabımın Türkiye?deki yeni okurlarla buluşmasından mutluluk duyuyorum. Öne sürdüğüm düşüncelerin Türkiye gibi gelişmekte olan bir ülke açısından özellikle ilgi çekici olabileceğini umuyorum. 2005?te Boğaziçi Üniversitesi?nde Hegel ve Marx üstüne bir ders verme şansım olmuştu. Öğrencilerin, Marksizm hakkındaki bilgi düzeylerinden gerçekten çok etkilendim. Britanya ya da ABD?de karşılaştığım öğrencilere kıyasla, Türkiye?deki öğrencilerin bilgileri hem daha derinlikli, hem de çok daha kapsamlıydı.
Umarım bu kitabım Türkiye?de tanıdığım öğrenciler gibi bilgili, zeki ve toplumlarına duyarlı okurlarca okunur ve tartışılır.

Son otuz yıldır sürekli olarak Marksizmin çürütüldüğü; modern toplumun yegâne mümkün biçiminin kapitalizm ve serbest piyasa olduğu söyleniyor. Dünya kapitalizminin son krizi bu söylemlerin yanlışlığını açıkça göstermektedir. Marx?ın tanımladığı, kapitalizmin sorunları ve çelişkileri sürüyor ve Marx bunların kapsamlı ve derinlikli analizi bakımından önemini koruyor.
Marx?ın düşüncelerinin anlaşılması, şimdi her zamankinden daha da önemli.
Bu kitaptaki birçok bölüm daha önce ayrı makaleler olarak yazıldığı için her bölümün kendi başına bir bütünlüğü var. Tabii bu aynı zamanda, bölümler arasında bazı çakışmalar ya da tekrarlar olabileceği bir durumu da ortaya çıkarmıştır. Bununla birlikte, bütün bölümlerde savların sürekliliği ve bütünselliği izlenebilir; en azından böyle okunacağını umuyorum.
Sean Sayers
Canterbury, Mart 2009

Önsöz
Bu kitapta, Marx?ın ve Hegel?in tarih anlayışının toplumsal ve ahlaksal imalarından bazılarını belirlemeye çalışıyorum. Kitap uzun bir yazma sürecinin ürünü olmasına karşın, hâlâ deneme niteliğini koruduğunun ve araştırma geliştirme aşamasında olduğunun farkındayım. Kitap, sabit ve bitmiş bir kuramdan çok, bir dizi ara sonucu kayda geçiriyor. Daha iyi zamanlarda ve daha anlayışlı bir entelektüel iklimde bu sorunlar üstünde çalışmalarımı sürdürmeyi umuyorum.

Bu kitabı yazma sürecinde birçok kişinin değerli yardımlarını ve teşviklerini gördüm. Yıllarca içinde yer aldığım Hegel okuma grubunun adlarını sayacağım üyelerine, sağladıkları entelektüel teşvik ve destek için özellikle teşekkür ederim: Chris Arthur, Andrew Chitty, Filio Diamanti, Susan Easton, David Lamb, Joe McCarney ve Joan Saffran?a. Yıllarca getirdikleri yorumlar ve eleştiriler için, öğrenci kuşaklarına; David McLellan, Tony Skillen, Richard Norman, Anne Seller ve Simon Glendinning de dahil, meslektaşlarıma; ve dostlarıma, özellikle George Markus, Danny Goldstick, Peter Caws ve Caroline New?a da minnettarım.
Müsveddelerin bir bölümünü neşeyle ve beceriyle bilgisayara geçirdiği için Carole Davies?e de teşekkür etmek isterim. Bana her türlü yardımı ve desteği veren karım Janet?e özel bir minnet borcum var. Bu fikirlerin özgün ilham tohumlarını yıllar önce annem Tana Sayers ekti, bu kitabı onun anısına adıyorum.
Canterbury, Ekim 1997

Yıldız Silier’in 31/07/2009 Tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan “İnsan doğasının diyalektiği” Adlı Yazısı
Bir yanda insan doğasının nesnelliğini vurgulayan; genetik, evrimsel psikoloji gibi bilimsel gelişmeler sonucunda insan doğasını gittikçe daha iyi anladığımızı savunan belirlenimci (determinist) görüş, öte yanda insan doğasının öznelliğini vurgulayan, özgür iradeyi temel alan varoluşçu akımlar yer alırken, Marksizm bu konuda nerede duruyor? Sean Sayers Marksizm ve İnsan Doğası isimli kitabında, Marx?ın insan doğasını sürekli değişime açık tarihsel bir olgu olarak ele aldığını, tarihselci ve hümanist bir Marksist perspektiften bakınca insanın öznelliğini ve nesnelliğini diyalektik bir bütünsellik içinde kavrayabileceğimizi iddia ediyor. Çünkü yazara göre insan, toplumsal üretken etkinliklerin hem öznesi, hem de nesnesidir.
Sayers bu kitapta sık sık Hegelci yöntemi kullanıyor. Yani, önce birbirine zıt ve uzlaşmaz görünen iki rakip pozisyonu ele alıp, temellerindeki yanlış varsayımları sergiliyor. Sonra, neden ikisinin de tek yönlü olduğunu ve diyalektik bir sentezle bunların nasıl aşılıp daha doyurucu bir görüşün geliştirilebileceğini açıklıyor. Örneğin, Marx?ı geleneksel Aydınlanma hümanizminin bir parçası olarak gören Geras ve Cohen gibi ?analitik Marksistler?, onun kapitalizm eleştirisinin temelinde yatan ?evrensel? ahlaki değerleri bulmaya çalışırlar. Böyle evrensel değerlerin yokluğunda ahlaki göreceliğe düşmekten korkarlar. Oysa, Althusser ve Rorty?nin savunduğu yapısalcı ve postmodern Marksist görüşe göre, Marx insan doğası kavramını ve evrensel değerleri reddeden, ?anti-özcü? ve ?anti-hümanist? bir düşünür olduğu için, kapitalizmi ahlaki bir eleştiriye tabi tutmuyordu. Sayers, bu iki Marx yorumunun da doyurucu olmadığını söylüyor. Çünkü ona göre, ?ya evrensel değerler, ya görecelik?, ?ya mutlak insan doğası ya da insan doğasının hiç olmaması? varsayımları yanlış ikilemlerdir. Yazar, bir yanda görecelik korkusunun, öteki yanda ?tarihsel ilerleme? düşüncesinin bir çırpıda reddedilmesinin, tarihselci yaklaşımın yeterince takdir edilmesini engellediğini düşünüyor.
Peki, Marx kapitalizmi hangi değerlere dayanarak eleştirir? Hegel?den aldığı ?içkin eleştiri? yöntemini kullanarak eleştirel eğilimlerin ve değerlerin her toplumun içinde yaratıldığını çünkü var olan her sınırlı olgunun içinde çelişkiler barındırdığını ve bu çelişkilerin değişimin motoru olduğunu kabul eder. Yani, eleştirel değerlerin felsefeci tarafından dışarıdan getirilmesine gerek yoktur. Tarihsel süreç boyunca her sistem yeni ihtiyaçlar ve değerler yaratarak, önce insan doğasının gelişmesini teşvik eder ve bu anlamda bir önceki sisteme göre ?ilerici?dir. Ama sonra kendi yarattığı ihtiyaçların karşılanmasını engellemeye başlayınca ?gerici? duruma düşer ve yeni bir geleceğin önündeki tıkaç olur. Sayers, kapitalizmin yaygınlaştırdığı bireysellik ve kendini gerçekleştirme ihtiyaçlarının ancak sosyalizmde karşılanabileceğini söyler ve Marksizmin temelindeki ?tarihsel ilerleme? düşüncesine belirlenimci olmayan bir açıklama getirmeye çalışır.
Çalışmanın özgürleştirilmesi
Sayers?a göre çağımızda kendini gerçekleştirmenin en önemli araçlarından birisi çalışma hayatıdır; kapitalizmdeki çalışmanın yabancılaştırıcı olduğunu söylerken aslında böyle olmaması gerektiğini ima etmiş oluruz. Üretken ve yaratıcı emeğin insana özgü en değerli yetenek olduğunu vurgulayan Marx, böylece ?özgürleştirici çalışma? idealinin altını çizer. Sayers bu tezi iki rakip görüşe karşı savunur. Çalışmanın her zaman istenmeyen bir külfet ve sadece para kazanma aracı olduğunu, özgürlüğün ancak çalışmadan muaf boş zamanlarda elde edilebileceğini savunan hazcı/yararcı görüş, tüketicinin bakış açısını yansıtır. Öte yandan ?ütopyacı romatik görüş?ün temsilcisi olarak adlandırdığı Gorz?a göre makineleşmenin kaçınılmaz olarak işsizlik yarattığı sanayi-sonrası toplumlarda, herkese tam istihdamı savunan geleneksel sosyalist görüş artık demode ve gerçekdışıdır; yeni hedef ?çalışmadan özgürleşme? olmalıdır. Sayers, Marx?ın eserlerine gönderme yaparak, özgürleşmek için nitelikli boş zaman kadar, sömürünün ve tek yanlı işbölümünün ortadan kalkıp, çalışmanın özgürleşmesinin de gerektiğini iddia eder.
Günümüzde bazı düşünürler Marx?ın ?sınıf savaşı? perspektifinin geçersizleştiğini iddia edip, ?etik sosyalizm? projesini savunuyor. Bazıları ise Marx?ın iktisadi öngörüsünün, yani kapitalizmin sürekli krizlere gebe olduğu düşüncesinin, bugün işadamları tarafından bile kabul edildiğini, yani Marx?ın iktisat kuramının hâlâ güncel olduğunu söylüyor. Marksizm ve İnsan Doğası bu ?tarihötesi, evrensel ahlak kuramı? ve ?değerden muaf tarih kuramı? ikilemini aşmak için iyi bir başlangıç noktası oluşturuyor.

Kitabın Künyesi
Marksizm ve İnsan Doğası
(Marxism and Human Nature)
Yazarı: Sean Sayers
Çeviri: Şükrü Alpagut
Sayfa Sayısı: 264
1. Baskı, Haziran 2009, İstanbul

İçindekiler
Türkçe Basım İçin Önsöz
Önsöz
Teşekkürler
KISIM II
ÇALIŞMA VE İNSAN DOĞASI
1 Giriş: Tarihsel Bir Olgu Olarakİnsan Doğası
2 Kendini Gerçekleştirmenin İki Anlayışı
3 Çalışma Gereksinimi
4 Boş Zamanın Rolü
5 Yabancılaşma ve İktisadi Gelişme
KISIM II
DEĞERLER VE İLERLEME
6 Gerçek ve Akılcı
7 Analitik Marksizm ve Ahlak
8 Ahlaksal Değerler ve İlerleme
9 Marksizm ve İnsan Doğası
EK: Gorz?un Çalışma ve Özgürleşme Konusundaki Görüşleri .
Kaynakça
İsim Dizini

Yorum yapın

Daha fazla Felsefe, İnceleme
Büyük Düşünürler 1 / 1900’den Günümüze – Hazırlayan: Çetin Veysal

Editörlüğünü Mersin Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çetin Veysal?ın yaptığı '1900?den Günümüze Büyük Düşünürler' adlı kitap...

Kapat