Marx’ın selamı var (İki) – M. Şehmus Güzel

Yeni yıl Paris’e SDF’lerden (sans domicile fixe-yertsiz yurtuz) birkaçının, 1 Ocak 2015’teki rakamlara göre, yedisinin, soğuktan öldükleri haberiyle birlikte geldi. Paris’in pek ünlü caddesinde eğlenen ve şampanya patlatan yerli ve “yersiz” (=turist)lerin tantanasını gösteren (buna özel olarak bir itirazım da yoktur hani), “eğlenen Paris”in tv kameraları onların biraz ötesinde, kimi kez yanıbaşında, ağaç diplerinde, ünlü bir moda evinin sergi salonunun minik bahçesinde ve nihayet Cumhurbaşkanlığı Sarayı’na iki adımlık bir mesafede, yerlerde sürünen, yataksız yorgansız uyumaya çalışan,

dilenen, içen, sızan, bağırıp çağıran, küfreden, sıçmayı ve işemeyi alenen icra eden SDF’leri, kadın ve erkekleri ve çocukları asla yansıtmadı. Evet yeni yıl geldi ama mutsuzların sayısında azalma yok. Artış var. Fransa’da işsizler çoğalıyor. Enaz geçim sınırının altındakilerin sayısı artıyor. Dilenenlerin sayısı da. « İşsizler ordusunun » homurtuları gökyüzüne yükseliyor. Fransa’da yeni yıl sessiz ve sakin geçmeyecek. Bu kesin.

Genel ve özel durum tatsız. 2015, 1914 veya 1915 gibi bir yıl olmasın diyorum: Çünkü bu defaki isyan, ayaklanma, genel kırım ve topyekun yıkım bir yüzyıl öncesindekinden daha beter olmaya aday, silahlar çünkü daha “modern”. Şu an Afrika, Asya, Ön Asya ve hemen kuzeyindeki Orta Avrupa’daki (Ukrayna’dan sonra sırada Beyaz Rusya var, unutulmasın sakın) güya “yerel veya bölgesel” ama neresinden bakılırsa bakılsın şimdiden sınırlar ve halklar ötesi ve hatta evrensel savaşlar zaten fena halde kırıp, yıkıp geçiyorken. Gerisine “böyüklerimiz” karar verecek, zamanları olursa. Hem laf aramızda kaç “böyük” kaldı?

Marx yaşıyor olsaydı ne derdi ? Ya Lenin ? Ya Mao ? Belki maç henüz bitmedi, oyundan kopmadan devam edin derlerdi. Oyundan kopmadan evet ve mutlaka. Seyirci, sadece seyirci konumuna düşmeden. Yürüyerek bile olsa oynayarak, mücadele ederek, oyundan kopmadan kendi oyunumuzu sürdürmek, oynamak ve bilhassa maçı kazanmak için oynamak. Maçı kazanmak için, başka şey için değil. Çünkü bu işin şakası yok, maçı ille kazanmak lazım kardeşlerim.

Hem moralimizi bozmadan izlenecek başka maçlar da varsa hele ve hele kendi oyunumuzu oynayacak kadar da teşkilatlı, donanımlı ve hazırsak. Teşkilatlı olmak bilhassa. Özel olarak « örgütlü » demiyorum, bu kelime çünkü çok kullanılarak öz anlamından yitirdi besbelli.

Daha birkaç ay önce Almanya Federal Cumhuriyeti’nde, doğusunda, bir « land »da seçimleri sol, hakiki sol, radikal sol kazanmadı mı ?

Önümüzdeki günlerde İspanya’da yapılacak bölge seçimlerinde ve ülke düzeyindekilerde solun, hakiki solun, radikal solun birinci siyasi güç olarak çıkma olasılığı da söz konusu.

Birkaç gün önce Hırvatistan’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Anarşistler üçüncü siyasi güç olarak saraylara korku salmadılar mı ?

Nihayet işte en yakın komşumuz Yunanistan’da 2015’in, yeni yılın, ilk ayının 25’inde yapılacak milletvekili seçimlerinde Syriza birinci siyasi güç olarak çıkmaya aday değil mi ? Oyların yüzde otuz kadarını alıp hükümeti kurmaya aday, hükümeti kurmaya ve Meclis’te yapılacak cumhurbaşkanlığı seçiminde Atina Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nı hakiki bir solcuya teslim etmeye.

Hem laf aramızda Syriza, Yunanistan’ın, başkent Atina’yı da kapsayan, en büyük, ülke nüfusunun yarısına yakınını, toplam seçmenlerin % 30’unu barındıran Attique nam bölgeyi yönetiyor : 1 Eylül 2014’ten bu yana. Attique’in seçimle gelen valisi bir bayan : Rena Dourou. Bu ismi ve Syriza’nın lideri Alexis Tsipras’ın ismini unutmamalıyız. Bir de Syriza’nın en iyi danışmanlarından İktisat Profesörü George Stathakis’inkini.

Çocukluğundan beri parti üyesi, daha lisedeyken öğrenci hareketinin karizmatik lideri, Tsipras 2008’de partinin yönetimine getirilince partisininin, başından beri « Radikal Sol Koalisyon » adını taşıyan siyasi oluşumun, iç bütünlüğünü sağladı önce : İç ve dalgalı akımları, küçük siyasi örgütleri uzlaştırıcı, birleştirici yöntemleriyle teşkilatlanmayı başarıya ulaştırdı. İç dalgalanmalar zaman zaman yeniden ve yeniden canlansa, kimi kopmalar ve geri dönmeler olsa da. Seçim yasasının kimi olanaklarından yararlanmak için resmen parti ismini bile aldı : Syriza’yı aynen koruyarak, « Toplumsal Birleşik/Birleştirici Cephe » yi ekleyerek. İktisatta, toplumsal ve siyaset bilimlerinde en iyi, en yetenekli öğretim üyelerini, kadın ve erkekleri biraraya getirerek danışmanlar ordusunu çalışmaya, yaratmaya, eyleme soktu, partisini donattı, gelecek için vizyonunu genişletici, yaratıcı programlar oluşturdu. « Gölge hükümeti »ni kurdu. Halkın, emekçilerin, gençlerin, daha az gençlerin ve çocukların güvenini kazandı. Bir krizden öbürüne geçen, zorluklardan kurtulamayan ve AB hegemonyasını kayıtsız şartsız kabullenmek zorunda bırakılan ülkesinin yönetimine aday oldu. İktidarı almak, maçı kazanmak için oynamaya başladı. AB’den ve AB patentli başbakan, bakan ve cumhurbaşkanından bağımsız, kendi ülkesi ve kendi halkı için yönetmek amacıyla. Kapitalizmden, sıkıntılar ve yoksulluklar yaratan, bir krizden öbürüne giden, çok sayıda insanı yol kenarında kendi kaderiyle başbaşa bırakan, adaletsiz, eşitsizliğin ve dengesizliklerin anası, doğurucusu kapitalizmden çıkmak için.

Mayıs 2014’teki Avrupa Parlamentosu seçimlerinde oyların %26,46’sını aldı. Aynı gün düzenlenen bölge seçimlerinde de Attique yönetimini kazandı. Bugün artık iktidarın kapısında.

Gelecek yürüyüşte. Syriza’nın olası zaferi Avrupa’da ve kimbilir belki komşu ülkelerde de, radikal solun, hakiki solun lokomotifliği rolünü oynabilir.

AB binalarında ve Krallık saraylarında titreyenlerin sayısı arttı, artıyor. Artacak. 1789’da Fransa’daki Büyük İhtilal’i izleyen günlerdekine ve hemen sonrasındakine benzer bir havada.

Yeni yılınız kutlu olsun. Marx’ın selamını da getirmiş olayım bu vesileyle. Yeni yılda bir parça huzur, iki dirhem barış, bir çorba kaşığı kadar mutluluk, birer tabak kurufasulya ve pilavı da mı hak etmiyoruz?

NOT : Yunanistan’da Syriza’nın seçim başarısı ve Attique’te bölge yönetimini kazanması ve bölgenin yetkileri konusunda 31 Aralık 2014 tarihli Le Monde’a, s. 1, 2 ve 11’e bir göz atmanızı tavsiye ederim. Partinin ve bölgenin internet sitelerine de.

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler, Yazarlarımızın son çalışmaları
Radikal Kötülük Bağlamında Şiddet – Onur Koçyiğit

Şiddet, varoluşun tumturaklı, karmaşık ve bilin(e)meyenlerle dolu labirentinin, belki de en saf ve tartışmalı yanıdır. Tarih, öngörülmeye ve anlaşılmaya çalışıldıkça,...

Kapat