Max Weber – Jürgen Kaube

Max Weber, kuşkusuz modern sosyal teorinin klasikleşmiş isimlerinden biri. Kapitalizmin ve modern toplumun kavramlaştırılmasında, eleştirmek veya reddetmek için de olsa, ona uğramadan edilemiyor.

Jürgen Kaube’nin titiz bir araştırmaya dayanan çalışması, öncelikle, Max Weber’in entelektüel biyografisi niteliğinde. Onun, Protestanahlâkının kapitalizmin oluşumundaki rolüne dair “bulgusunu,” demokrasinin ve bürokrasinin “mizacına” dair düşüncelerini, işlediği “karizma” ve diğer kritik kavramları, oluşum sancıları içinde anlatıyor. Başta “kafa dengi zıtları” Werner Sombart ve Georg Simmel olmak üzere, etkileşim içinde şekillendiği düşünce ortamına oturtarak yapıyor bunu. Arka planda, 19.-20. yüzyıl çağ dönümünün, Birinci Dünya Savaşı ve savaş sonrası Almanya’sının müthiş alt üst oluşunun dağdağası…

Aynı zamanda Weber’in “özel” hayatına eğilen ve kişiliğini de aydınlatan bir biyografi bu. Dostlukları; toplumsal ve siyasal ilişkileri, girişimleri, bunlarda yaşadığı derin hayal kırıklıkları; onu hırpalayan ağır asap bozuklukları; eşi “feragatli” Marianne Weber’in hayatı ve eserlerindeki büyük -ve kadri bilinmemiş- rolü…


KİTAPTAN OKUMA PARÇASI

GİRİŞ
Max Weber
Bizi Neden İlgilendirmeli

Immanuel Kant’ın bir sözü vardır: “İnsan, iki dünyanın yurttaşıdır.” Kant için bunun anlamı aynı zamanda hem özgür oluşumuz hem de özgür olmayışımızdır. Bir dünyada kendiliğinden
yapıp ederken bir diğerinde nedenlerin boyunduruğu altındayız: toplumsal koşulların, güdülerin, doğal eğilimlerin. Fakat
tarih bakımından da iki dünyanın yurttaşı olunabilir. Misal, insan istikbalin kent soylulukta olduğuna inanılan bir dünyada
büyüyüp bir yetişkin olarak kendini kent soyluluğun bizzat çöküşüyle karşı karşıya olduğunun farz edildiği bir dünyada bulursa. “Kent soyluluk” tarihi bir unsur olarak ele alındığında
zorunlu olarak hem muktedir hem de aciz bir şey olarak tanımlanır. İki dünyanın yurttaşı gibi hissetmenin başka bir olanağı
da kendini ulus-devlet olarak tanımlayan ve Hıristiyan kültürü
olarak gören bir toplumda büyüyüp yirmi yıl sonra aynı ulusdevletin ona itibar etmeyen toplumsal güçlere tabi oluşuna ve
Hıristiyan kültürünün salt silik bir anıya dönüşmesine tanık olmaktır. Veyahut nispeten hususi bir örnek verelim: Bir insanın
evlilik yoluyla yeni bir ailenin kurulmasından ziyade gerçekleştirilen evliliklerin mevcut ailelerin devamlılığını sağladığı koşullar altında biriyle hayatını birleştirdiğini düşünün. Bugün böylesi bir durum için “görücü usulü”nden bahsediyor olurduk. Evlilikte sadakat doğaldır; saldırgan bir biçimde bu normdan sapan biri Emma Bovary ya da Effi Briest gibi roman konusu olmaya hak kazanır. Bu koşullar altında evlenen bir kişi,
yalnızca birkaç yıl içinde zinanın doğal karşılandığı, cinsel ihtiyaçları karşılamanın kimilerince bir gösteriye dönüştüğü ve bu
kişilerin evliliklerini hem sürdürüp hem de sonlandırabildikleri bir dünyaya adım atar.
Hukukçu, millî iktisat uzmanı, tarihçi ve sosyolog Max Weber böyle bir “iki dünya yurttaşı”ydı. Kuşağının en umut vaat
eden âlimi, Protestan Prusya üst sınıfının bir temsilcisi olarak
1864-1920 yılları arasında yaşadı. Yaşamının sonuna geldiğinde doğduğu dünyadan eser kalmamıştı. Ardında bilhassa dosyalar halinde düzinelerce bilimsel makale, basılmamış kitaplar, konuşmalar ve planlardan oluşan bir devasa külliyat bıraktı.
Birçoklarına göre Weber ayrı bir dal olarak sosyolojinin kurucularından biridir. Buna karşılık kurulmasında yer aldığı Sosyologlar Birliği’nden çok geçmeden ayrılır. Birçoklarına göre
“akılcılık”, “değerden bağımsızlık” ve “büyüsü bozulmuş dünya” terimleri onun evrensel tarih incelemeleriyle sıkı sıkıya bütünleşmiştir. Yine başkalarına göre de demokrasinin başında karizmatik bir önder görmeyi arzu eden ve modernliğin gecelerinde “eski tanrıların dönüşü”nü fısıldayan aşırı bir milliyetçi, yanardöner bir siyasal düşünürdür. Her iki tasvir de isabetlidir. Weber hem ulus-devlet ve onun kriz dönemlerinde, hem
tarihsel bilim çevresinin dünyasında ve estetik avangardın dünyasında olduğu gibi Gründerzeit’ın* dünyasında ve siyasal aşırı uçların dünyasında yaşamıştır.

Max Weber’in doğduğu 1864 yılında II. Ludwig Bayern Kralı ilan edilir. Jacques Offenbach’ın “Güzel Helen” adlı opereti Paris’te sahnelenir. “Birinci Enternasyonal” Londra’da Karl

(*) 1848 Mart Devrimi’nin ardından Prusya’nın egemenliğinde birleşen Almanya
için endüstrileşmenin hızlandığı, teknik ve örgütsel yeniliklerin üretimde verimliliği olumlu yönde etkilediği, ticaretin ve iletişimin yoğunlaştığı ve böylece hem ulusal hem uluslararası pazarların oluştuğu, ancak 1870’li yıllarla beraber güçlenmeye başlayan kredi ve hisse senedi bankacılığıyla beraber büyük finansal balonlarla ve nihayetinde büyük bir finansal krizle sonuçlanan
dönem – ç.n.

Marx’ın başkanlığında toplanır. Amerikan İç Savaşı patlak verir, Amerika Konfedere Devletleri askerî tarihin ilk başarılı denizaltı saldırısını gerçekleştirir ve “yıpratma harbi” kavramı ilk defa ortaya atılır. Jules Verne’in Dünyanın Merkezine Seyahat kitabı yayımlanır. Papa IX. Pius “Quanta Cura” genelgesinde inanç özgürlüğüne ve kiliseyle devletin ayrılmasına şiddetle karşı çıkarken bu genelgeye düşünce özgürlüğünü, panteizmi, sosyalizmi ve komünizmi, liberalizmi ve dine karşı kayıtsızlığı birer yanılgı olarak nitelendirdiği “Syllabus Errorum” başlıklı bir bölüm ekler. Japonya’da ülkeyi yeniden imparatorluk haline getirmek isteyen ve samurayların iktidarını sonlandıran, böylece ülkenin nihayetinde Batılılaşmasını sağlayacak Meji Restorasyonu için hazırlıklara girişilir.

Max Weber’in öldüğü 1920 yılında ise Versay Barış Antlaşması yürürlüğe girer, bir ay sonrasında ise Münih’teki Hofbräuhaus birahanesinde Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi kurulur. “Kapp Darbesi” adını alacak girişimle ulusalcı muhafazakâr çevreler Berlin’deki yönetimi devirmeye çalışır. Robert
Wiene’nin Dr. Caligari’nin Muayenehanesi adlı filmi sinemada gösterilir. Paris’te André Breton ve Philippe Soupault’nun
gerçeküstücü edebiyatın ilk örneği sayılan Les Champs magnétiques kitabı basılır. İlk özel radyo programları başlar. F. Scott
Fitzgerald ilk romanını, Sigmund Freud da güdülerin ve bastırmanın gücüne dair “Haz İlkesinin Ötesinde” adlı incelemesini
yayımlar. Modern dönemin Dördüncü Olimpiyat Oyunları Anvers’te düzenlenir, Piet Mondrian hiç terk etmeyeceği geometrik stilinde ilk defa resmeder, Greta Garbo ilk kez filme alınır
ve Lenin “Kapitalizme Yetişmek ve Onu Geçmek” başlıklı konuşmasını yapar.
Weber’in hayatındaki dönüm noktalarıyla ilintili, neredeyse rastgele seçilmiş bu olaylar söz konusu ömrün geçtiği çağın temel niteliğini ortaya koyuyor. Dünyanın bir dünya olduğu, bu çağda su götürmez hale gelir. Bu, günümüzde “küreselleşme” adını verdiğimiz ve hatalı bir şekilde tamamen yeni bir olgu olarak izah ettiğimiz şeye denk gelmektedir. Endüstriyel
kapitalizm söz konusu dönemde doruğuna ulaşır; telgraf, yelkensiz buharlı gemi ve elektriğin kullanımı gibi teknik yenilikler zamanı ve mekânı erişime açar. Dünya üzerinde haritaya aktarılmamış tek nokta kalmamak üzeredir. Milliyetçilik, liberalizm, sosyalizm ve komünizm gibi büyük ideolojiler şekillenir ve teknik ütopyalar oluşturulur, bu çağın insanları Amerika Birleşik Devletleri’nin ve Sovyetler Birliği’nin yükselişine tanık olur. Kapitalizm kitle demokrasisi, farklı disiplinlere ayrılarak düzenlenmiş bilim ve dünyevileşmeyle birlikte dünyada olup bitenlerin devindirici gücü olarak boy gösterirken farklı
toplum tasavvurları ve entelektüel “projeler” bu dünyayı terk
etmeyi dener. Anonim ve belirli bir merkezi olmayan kuvvetler toplumsal dönüşüme önayak olurken bu durum kimilerinde tarihin iplerini zorla yeniden ele alma ihtiyacını uyandırır.
Max Weber’in doğumu ve ölümü arasındaki aynı zaman diliminde, toplumu üzerine en fazla düşündüğü Almanya dünya tarihindeki bu değişimlerden payını bilhassa almıştır. Weber
doğduğunda, birkaç yıl içinde Alman İmparatorluğu ismini alacak bölgede hemen hemen otuz yedi milyon insan yaşamaktadır. Bu nüfusun üçte ikisi iki binden daha az sakini olan yerleşim yerlerinde yaşarken yüz binden fazla nüfuslu şehirlerde yaşayanların sayısı iki milyon bile değildir. Öldüğünde ise Almanya’nın nüfusu, Büyük Savaş’taki kayıplara ve grip nedeniyle gerçekleşen çok sayıda ölüme rağmen, batıda ve doğuda geniş toprakların Fransa’ya ve Polonya’ya bırakılmasına karşın, altmış iki
milyona yükselir. Bunun on beş milyondan fazlası büyük şehirlerde, sadece üçte biri iki binin altında nüfusa sahip yerleşim birimlerinde yaşamaktadır. 1864’te, bugüne uyarlandığında, 492 milyon Amerikan doları tutarında olan ülkenin endüstri üretimi
(Büyük Britanya’nınki 1,12 milyar miktarındadır), Weber’in en
ünlü eseri Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu’nun basıldığı
1905 yılında ise 2, 48 milyar dolara erişir (Büyük Britanya: 2,85
milyar dolar). Bu karşılaştırma Almanya’nın bahsi geçen yıllar içinde ne kadar hızlı geliştiğini ve nasıl endüstri devriminin
önde gelen ülkelerinden biri haline geldiğini gösterir. Weber’in
dünyaya geldiği yıl Prusya’da yirmi ilâ yirmi dört yaş arası nüfusta yüksek öğrenim görme oranı yüzde 0,5 iken, öldüğü yıl ise bu oran dörde katlanır: 1864’te üniversite öğrencisi sayısı yedi bin civarındadır, Weber yüksek öğrenime başladığında bu sayı
hemen hemen on sekiz bine, öldüğü yıl ise altmış üç bine ulaşır.
Bunun yanında ülke 1864-1920 yılları arasında büyük bir siyasi ve hukuki dönüşüm yaşar. Liberal mebusların çoğunluğu
oluşturduğu Prusya Meclisi ve kralın 1859 tarihli bakanlar kurulu, ordu üzerinde bütçe hakkı ve böylece finansman yetkisinin kimde olacağı hususlarındaki tartışmayla alevlenen Prusya Anayasa Çatışması’na girmiştir. Krizin devam ettiği 1862 yılında başbakanlık görevine atanan Otto von Bismarck bu tarihten itibaren iktidarı elinden bırakmaz; imparatorluk esasen bir meşruti monarşi olsa da Bismarck bazılarınca o yılların gerçek egemenidir. 1867’de “Kuzey Almanya Konfederasyonu”,
1871’de Baden, Bayern, Hessen ve Württemberg’in bu konfederasyona katılmasıyla Alman İmparatorluğu hep onun önderliğinde kurulur. 1900 yılında medeni kanun yürürlüğe girer. Kasım 1918’de monarşinin sonlanmasıyla bazı yerlerde konsey
(Sovyet) cumhuriyetleri, Berlin’de ise parlamenter demokrasi
ilan edilir ve bir yıl sonra millet meclisi vekilleri sakin bir havanın hâkim olduğu Weimar’da yeni bir anayasayı kabul ederler.
Max Weber’in hayatı ve eserleri, bizzat bahsi geçen olayların
ve değişikliklerin neredeyse tamamı üzerine eğilmiş olduğu için
bu çığır açan değişimin meydana geldiği dönemi anlamada zihin
açıcıdır. Hem Almanya’nın endüstriyelleşme tartışmalarına hem
de Bismarck’ın izlediği siyasetin sonuçlarına dair ihtilaflara dahil olur. Weber Almanya’nın küresel bir güç olmasının koşulları üzerine düşünür ve aynı zamanda endüstriyelleşmenin yarattığı toplumsal sorunlar hususunda Evanjelik Kilise’nin safında yer
alır. Borsaların yalnızca finansal spekülasyona mı hizmet ettikleri yoksa modern para ekonomisi için bir işleve de sahip olup olmadıkları üzerine kafa yorar, Prusya Devleti ile Katolik Kilisesi arasındaki “kültür savaşı”na katılır (ve Protestanlardan yana
olur), Almanya’nın dış dünyada yayılmacı, içeride ise liberal bir
siyaset izlemesini talep eder. Sosyalizmin yükselişi gibi Rus devrimlerini de yorumlar; tabii “erotik hareketi”, kadın hakları mücadelesini, ırk öğretisini ve kitle iletişim araçlarını da.

Max Weber bizzat yaşadığı süre içinde ortaya çıkmış bu
toplumun tasviri üzerinde, neredeyse çılgınca çalışmış olmasıyla döneminin bilim insanları arasında öne çıkar. Bunu yaparken de dönemin bir dizi kültürünü kateder. Milliyetçi liberal bir ailede yetişen Weber üniversite yıllarında öğrenci birlikleri habitusu edinir, sert bir şovendir ve “tipik Alman”la bir
aşk-nefret ilişkisi içerisindedir. Benzersiz bir çalışma azmiyle bilimsel literatürün altını üstüne getirir ve araştırmalarında
kendine akıl almaz görevler biçer. Çağının her önemli siyasi
ve entelektüel toplumsal hareketiyle ve temsilcileriyle temas
halindedir, cinsel olarak rahatsız ve çalışmaktan bitap düşmüş
bir halde, 1900’lerin teşhis unsuru olan “sinir hastalığı”nın
her türlüsünden muzdarip olur, yavaş yavaş iyileşmeye başladığı yıllarda Avrupa ve Transatlantik toplumları arasında gezinir. “Edipler”i küçümseyen Weber devrin edebi avangardlarıyla erkenden ilgilenmeye başlar, bohemlerle ilişkiler kurar. Birinci Dünya Savaşı’nın ardından birçokları için Weimar Cumhuriyeti’nin umut veren aktörlerinden biridir, anayasa müzakerelerinin yanı sıra Versay’daki barış görüşmelerine de katılır.
Weber döneminin en ünlü Alman sosyal bilimcisidir, fakat
ömrü boyunca yalnızca iki kitabı, bitirme tezi ve doktora tezi yayımlanır. Kimilerine göre bizzat başyapıtı olarak tasarladığı Ekonomi ve Toplum kitabı ancak ölümünden sonra yayımlanabilir. Söylemiş olduğu her şey hem hayranlıkla hem de şüpheyle karşılanır: Protestan Ahlâkı ve Kapitalizmin Ruhu yayımlandığı andan itibaren bilim insanları arasında bitmez tükenmez tartışmalara yol açar. Çalışkanlığı, üslubu ve dipnotlarıyla
tipik bir Alman bilim insanıdır ve dönemdaşlarına karşı daima
hiddetli, tartışmaya düşkün ve serttir.
Çalkantılı ve kelimenin tam anlamıyla merak uyandırıcı hayatı ve bizi bugün de meşgul eden sorulara cevap veren düşünceleri nedeniyle Max Weber’in yaşamından ve fikirlerinden bahsetmeye değer. “Modern zamanlarda, öyle görünüyor
ki, bilhassa son dönemde, sanki esas meseleye henüz gelinmemiş gibi bir gerilim, beklenti ve içinden çıkılmaz bir baskı duygusu hâkim.”1
Weber’in meslektaşı Simmel, yaşadıkları ve her
ikisinin de başka birçok kişi gibi, yola artık 19. yüzyılın son
otuz yılı gibi devam edilemeyeceğine inandıkları iki çağın arasındaki geçiş döneminin ortasında, 1900 yılında böyle bir not
düşer. Simmel’in işaret ettiği şey, bugünden bakıldığında boğucu olduğu kadar anlaşılabilir bir duygu, ancak aynı zamanda da bir tür kendini gerçekleştiren kehanet olarak görülebilir:
Bazı dönemdaşlarını iki dünya savaşı ve iki kıyamet beklemektedir. Entelektüellerin ve siyasetçilerin yüzyıldan fazla bir süredir yanlış yönde ilerlediğini düşündükleri dünya tarihini kahramanca bir direnişle kökten değiştirebilecekleri inancını taşıdıkları (Heinz Dieter Kittsteiner’in deyimiyle) “destansı modernlik” kendini hissettirmektedir. Simmel’in aktardığı duygunun özgün yanı da budur: Sürekli bir ihtilal ve aralıksız değişiklikler döneminin sonunda bu alışılmadık çağı kavrama ihtiyacını hisseden çok azdır, aksine esas meselenin, topyekûn bu değişime bir anlam kazandıracak büyük bir şeyin yaklaşmakta
olduğu beklentisi oluşur.
Max Weber II. Wilhelm’in politikalarını yorumlarken aynı
duygudan farklı bir biçimde bahseder. “Sanki son sürat giden
bir trende oturuyoruz ve hemen ilerideki makasın doğru değiştirilip değiştirilmeyeceğinden kimse emin değil.”2
Böyle bir trende oturan kişi için ilerideki makası ve makas değişikliklerini kavramak esas mesele haline gelir. Weber birçoklarının anlaşılmaz bir tarihi seyir karşısında dünya görüşlerine ya da kendi kabuklarına çekildikleri bir zamanda düşünmekten vazgeçmemeye uğraşıyordu: Bir ideolojiye ya da kolaycı bir dönem teşhisine kapılmadan toplumsal yaşam nasıl tarif edilir? Weber’in kendi zamanının krizine yönelik vermiş olduğu cevapları bugün tekrar veremeyiz. Fakat bir entelektüelin biyografisi söz
konusu düşünürün çalışmaları ve hayatı için en acil cevap arayan yaşam idamesine ve toplum tarifine dair sorular hakkında
bir şeyler öğrenmeye imkân sağladığında anlam kazanır.

1 Georg Simmel, Philosophie des Geldes, Frankfurt am Main, 1989, s. 669.
2 LB, s. 130. (Sıklıkla atıfta bulunulan çalışmalar dipnotlarda kısaltmalarla verilecektir; kısaltmaların açılımları için kaynakçaya bakınız.)


Künye
Max Weber
Jürgen Kaube
İletişim Yayınları
Çeviri: Öndercan Muti
1. baskı – Ocak 2020
470 sayfa


İÇİNDEKİLER
GİRİŞ
Max Weber Bizi Neden İlgilendirmeli………………………………………………11
BİRİNCİ BÖLÜM
Kent Soylu Sınıfların Bir Üyesi………………………………………………………………..19
İKİNCİ BÖLÜM
Çocukluğu ve Gençliği: Bir Aile Romanı………………………………………27
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Berlin, Liberalizm ve Âlim Kültürü……………………………………………………..47
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Kızılderililer, Sofu Hıristiyanlar
ve Astsubaylar Arasında Geçen
Öğrencilik Yılları………………………………………………………………………………………………………..65
BEŞİNCİ BÖLÜM
Kolektif Şirket ve Roma Emlak Borsası:
Genç Âlim…………………………………………………………………………………………………………………………….81
ALTINCI BÖLÜM
Yalnızlar Rıhtımı ve Kopan Tutku Fırtınaları:
Max Weber Dünya Evine Giriyor………………………………………………………………91
YEDİNCİ BÖLÜM
Tarım İşçisi, Borsacı ve “Siyasi Bakımdan
Eğitimsiz ve Kaba Kent Soyluluk”………………………………………………….105
SEKİZİNCİ BÖLÜM
“Dünyanın En Gergin İnsanı”:
Max Weber’in Takıntıları
ve Ruh Halinin Bozulması……………………………………………………………………………123
DOKUZUNCU BÖLÜM
Çilecilikle Gelen Büyük Güç:
Roma ve Protestan Ahlâkı Tezinin Doğuşu…………………………141
ONUNCU BÖLÜM
İrokua Birliği, Prusya Kralı
IV. Friedrich Wilhelm’in Terzisi
ve Goethe’nin Aşk Mektuplarının Nesnelliği……………………153
ON BİRİNCİ BÖLÜM
Kafa Dengi Zıtlar: Sombart ve Simmel……………………………………….167
ON İKİNCİ BÖLÜM
İradenin Olduğu Her Yerde
Bir Kahraman Bekler: Protestan Etiği………………………………………183
ON ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Ulusaşırı Toplum Turisti: Max Weber Amerika’da…………197
ON DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Centilmen, Dr. Loth ve Irk Sorunu………………………………………………..217
ON BEŞİNCİ BÖLÜM
Dünya Köyü ve Şen Tinsel Yaşamı:
Heidelberg’in Yerlisi…………………………………………………………………………………………233
ON ALTINCI BÖLÜM
Alfred, Kafka ve Aygıtlar…………………………………………………………………………253
ON YEDİNCİ BÖLÜM
Cümle Âlem Cinsel Sorunları Tartışıyor……………………………………..271
ON SEKİZİNCİ BÖLÜM
Else ve Keşmekeş Avukatı…………………………………………………………………………279
ON DOKUZUNCU BÖLÜM
İlham Perilerinin Sosyoloğu, Mina ve Nokta……………………291
YİRMİNCİ BÖLÜM
Asabi Bir Varoluş? Atışmalar,
Mahkeme Koridorları, Akademik Kavgalar………………………….301
YİRMİ BİRİNCİ BÖLÜM
Eegemenlik, Weihenstefan
ve Sosyal Demokrasi Ordusu…………………………………………………………………..315
YİRMİ İKİNCİ BÖLÜM
Rusya, Sosyalizm ve Düzen Toplumu……………………………………………331
YİRMİ ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
Değer Tanrıları:
Dünya Dinlerinin İktisat Etiği……………………………………………………………..345
YİRMİ DÖRDÜNCÜ BÖLÜM
Bir Şeyden Dolayı ve Bir Şey Uğruna Ölmek:
Max Weber Büyük Savaş’ı Yorumluyor………………………………………..359
YİRMİ BEŞİNCİ BÖLÜM
Dünya Görüşleri Dükkânı:
“Uğraş Olarak Bilim”……………………………………………………………………………………….373
YİRMİ ALTINCI BÖLÜM
Zihniyetler Tiyatrosu: “Uğraş Olarak Siyaset”……………387
YİRMİ YEDİNCİ BÖLÜM
Ön Yetişkinlik ve Kanlı Maskeli Balo:
Max Weber ve Sovyet Cumhuriyeti………………………………………………….403
YİRMİ SEKİZİNCİ BÖLÜM
Son…………………………………………………………………………………………………………………………………………..425
KLASİK BİR KURAMCI NASIL DOĞAR?
Asil Nihilist, Etkileri ve Sorunları…………………………………………………….437
KAYNAKÇA……………………………………………………………………………………………………………………………451
İSİM DİZİNİ……………………………………………………………………………………………………………………………465
ALBÜM……………………………………………………………………………………………………………………………………..4??


Jürgen Kaube
1962 doğumludur. Berlin’de Freie Universität’teki sosyal bilimler öğreniminden sonra gazeteciliğe başladı. 2015’ten beri Almanya’nın en saygın gazetelerinden Frankfurter Allgemeine Zeitung’un dört kişilik yayın kurulunda yer alıyor. Yazdığı Weber biyografisi ile 2014’te Leipzig Kitap Fuarı Ödülü’ne layık görüldü.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here