Merhaba Kitaplar, Dergiler Merhaba – M. Şehmus Güzel

Rastlantılar gerçekten güzeldir.
Hem önseziye inanıyorum hem de telepatiye. Uzaktan sevgiye. Bu bir inanıştır. Bu kişisel deneyimlerim sonucu ve bizzat yinelemelerden çıkardığım bir inanıştır. O kadar önsezim doğru çıktı ki. İşte bir örneği daha :

Feyza Hepçilingirler?in gönderdiği şirin iki kitapla (isimlerini hemen sunacağım) Mustafa B. Yalçıner?in neredeyse tek başına hazırladığı ve doğduğu ve şu an yaşadığı yöreyi, çevresini, çok sevilesi güzelim « memleketini » tanıtmak için yıllardır yayınladığı Gerçemek dergisi aynı anda elime ulaştılar.

Bunun bir önemi de şurada : Gerçemek?in Eylül-Ekim 2009 tarihli 17. sayısında Feyza Hepçilingir?lerin birkaç ay önce bana ilettiği bir dinleti ve seyir üzerine yazdığım makalenin bulunması. Bu makalenin ilk biçimini hemen o gece Feyza Hanım?a göndermişim. Makale bu ilk metnin biraz farklı bir versiyonudur. Bu kısa makale « Yavaşlığa güzelleme » başlığını taşıyor (s. 4) ve şu soruya yanıt arıyor : « Bugüne kadar hızlı yaşadık biraz da yavaş yaşamayı denesek diyorum. Siz ne dersiniz ? » (Metnin yayınlanmış biçimini ekte sunuyorum.)

Mustafa B. Yalçıner bütün hayatını yöresine adamış genç yaşında emekli olmuş şirin bir insan. İyi yazar ve şair. Dergisinde son derece iyi yazılar yayınlanıyor. Taşeli yöresini ve Aydıncık?ı (Mersin tarafında) onun sayesinde tanıdım. Ali F. Bilir isimli sıkı şairi de böyle tanıdım ve şiirlerine bayıldım. Oldum olası bu tür artizanal, neredeyse elle hazırlanan ve mütevazi olanaklarıyla mümkün olan en çok yere ulaştırılan dergileri çok beğeniyor ve sıkı ve sahici bir biçimde destekliyor ve tutuyorum. Bu amaçla arada sırada bizzat kaleme sarılıp onlara katkıda bulunmaktan da zevk alıyorum. İşte Gerçemek bu tür bir yayın organı ve çok seviyorum. Kapakları da başlı başına bir serüven, bir yolculuk. Hareketsiz bir yolculuk. Olduğunuz yerde durun ve seyreyleyin. Yalçıner o kadar güzel çiçekler bulup fotoğraflıyor ki hayran olmamak mümkün değil. Bu sefer de böyle güzel ve nadir bir çiçek var kapağında. Sizlere de böylece güzel bir ?çoban çırası? çiçeği göndermiş olmak isterdim. Ama skanerini yapınca (tarayınca) iyi çıkmıyor. Ayrıca kapaktaki fotoyu mutlaka renkli olarak görmeniz lazım. Dergideki makaleleri de zevkle okuyacağınızdan eminim. En iyisi gercemek.blogsot.com?a bir göz atmanız ve oradan izlemeniz ve okumanız. Yalçıner?le gercemek@yahoo.com.tr adresinden ilişki kurmak olası.

Feyza Hepçilingirler, Cumhuriyet Kitap?taki haftalık denemelerinde ve başka binbir dergideki yazılarında kitap sevgisini ve Türkçe okuyup, Türkçe yazmak arzusunu canlı tutuyor. Bütün yazar, şair ve kitap yayınlayanların Feyza Hanım?a borcu birkaç Toros dağını götürür. Getirmez. Cumhuriyet Kitap?taki denemelerini, yoksa serbest derslerini mi demeli, kitaplaştırması başlıbaşına bir hediye. Bütün yazar ve şairler ve iyi okuyup, iyi düşünmeye çalışanlar için kolaylık yaratıyor. Bana sevimli « dédicace »larla gönderdiği ve Türkçe Günlükleri dizisinden olan bu iki kitabı şunlar :

Dilin Zamana Dokuduğu,

Rüzgârın Göğe Savurduğu.

Everest Yayınları tarafından okuyuculara sunulan yapıtlardan birincisi 2007, ikincisi 2008 tarihini taşıyor. Bu dizinin başka kitapları da yayınlandı, yayınlanıyor, yayınlanacak.

Bu iki kitapı tadına vararak okuyorum. Böylece artık Feyza Hanım?ın birçok « dersine » birden ulaşabilmek olanağım var. Bu sayede, emin olun, Türkçem daha da düzelecek ve güzelleşecek. Çünkü kimi kez yazarken takılıyordum bir noktaya ve o zaman yahu bu konuda Feyza Hanım ne yazmıştı diye soruyordum, şimdi bu soruyu sorunca hangi kaynağa bakmam gerektiğini biliyorum. Size de bu iki kitabı ve diğerlerini bunun için tavsiye ediyorum. İyi yaşamak, mutlu olmak ve hayattan zevk almak için « toplu dersler », toplu denemeler her zaman yararlıdır. Tebessüm etmek için, dolaşırken, gezilerde güzel şeyler düşünmek için. Ve bilhassa iyi konuşmak ve iyi yazmak için.

TÜYAP Kitap Fuarı vesilesiyle İstanbul?un başka bir İstanbul olduğunu tahmin ediyorum. Günlük gazetelerin internet sitelerine yansıyanlardan, haber ve fotoğraflardan, bu belli oluyor. Bir kitap bir hayat kurtarabilir. Deneyimle ispatlı. « Tecrübeyle sabit » denirdi eskiden, aynen öyle. O nedenle her eve birkaç kitap ve dikkatinizi rica ediyorum BİRKAÇ YENİ KİTAP gerekiyor. Her mevsimde ve özellikle KİTAP MEVSİMLERİNDE.

Aklıma gelmişken hemen yazmalıyım : Bu yıl Fransa?da eylüldeki kitap mevsimi bir rekorla başladı : Evet yaklaşık 650 yeni roman ve benzeriyle kitap mevsimi açıldı. Her yayınevinin maaşlı yazarlarının ısmarlama kitapları yanında yepyeni yazarların yapıtları da yayınlandı. Bu arada « Fransa?da Türkiye Mevsimi » (« La Saison de la Turquie en France ») vesilesiyle değişik yayınevleri yazarları arasındaki Türk veya Türkiye kökenli ama kimi tek sözcük Türkçe bile bilmeyen yazarlarına geçen yıldan rica ettikleri kitapları eylülden itibaren piyasaya sundular. Bilinen yazarlarımız yanında bilinmeyenleri de keşfetmek olanağını böyle bulduk. Kimi çünkü ilk romanını veya ilk yapıtını bu vesileyle okuyuculara sunabildi. İyi de oldu.

Fransa?da bugünlerde ve önümüzdeki haftalarda değişik edebi ödüller sayesinde kitap satışlarına teşvik edici bir güç daha gelecek ve her şeye rağmen KRİZ KİTAP DÜNYASINI VURAMAYACAK. Evet burada krizin teğet geçtiği bir alan var o da kitap dünyası. Recep bey duymasın (!!!)

Fransa?da verilen edebi ödüllerin yayın dünyasına eğemen birkaç yayınevi tarafından yıldan yıla dönüşümlü olarak kendi yazarları arasında adil olmayan bir biçimde paylaşıldığı biliniyor. Bugün bu meseleyi konuşmalayım diyorum. Belki bir dahaki sefere. Belki daha sonra. Belki hiç bir zaman. Çünkü önemli olan ödüller vesilesiyle, « kazananların » yanında hakettikleri halde « kazanamayanların » veya Türkçesiyle kazandırılmayanların da isimleri veriliyor, kitapları bir kez daha tanıtılıyor. Yeni okuyucular kazanılıyor ve kitap dünyası yürüyor. Kitaplar okunuyor. Televizyonlar kapatılıyor. İnsanlar yaşamaya ve düşünmeye başlıyorlar. Yeniden ve yepyeni bir « kafayla ».
Yazan: M. Şehmus Güzel

Ek:
YAVAŞLIĞA GÜZELLEME
M. Şehmus GÜZEL

Feyza Hepçilingirler için

?DAHA YAVAŞ LÜTFEN. Pps? BAŞLIKLI Zikrullah Kırmızı imzalı ve John Lennon?un ?İMAGİNE?İ EŞLİĞİNDEKİ İNCE VE SIK DOKUNMUŞ FİLOZOFİK DEYİŞLER, DÜŞÜNCELER, DAMITILMIŞ CÜMLELER BENİ ALDILAR BENDEN VE HEMEN YAZMAYA SÜRÜKLEDİLER. ZATEN MAKİNE BAŞINDAYDIM, FAHRİ PETEK?İN HAYAT HİKÂYESİNİ BİTİRMEYE ÇALIŞIYORDUM AMA ONU BIRAKTIM VE BU METNİ YAZDIM DİNLERKEN VE SEYREDERKEN.
Etkilenerek ve etkilendiklerimi sizlerle paylaşmak umuduyla:
Az tüket mutlu ol. Azla yetin yarına da kalsın.
Her saniye sonuna kadar yaşanılmayı hak ediyor. Her saniye dopdolu tadılmaya değer.
Merdivenleri yavaş yavaş çık. Koridorlardan koşarak geçme. Kayarsın. Kapıları yavaşça kapa. Çarpılırsın yoksa. Çarpılma.
İçimizdeki çocuğu öldürmemek. İçimizdeki kadınları dinlemesini bilmek. Adam olmak kısacası. Bütün hödüklere nanik!
Evet, can sıkıntısından uzak durmak. Ama unutmamak: Can sıkıntısı ille kötü bişey de değildir. İlle kötü bişey de olmayabilir. Kemal Tahir Kelleci Memet?te boşuna « içerideki » kahramanlarından birini « Canın sıkkını, gevşeğinden iyidir » diye konuşturmaz. Bildiği bişey vardır mutlaka.
Hiçbir zaman hiçbir kimsenin « Fan »ı olmamak! Asla!
İyimser karamsar olmak. Kapkara karamsarlıktan fena halde kaçınmak.
Koşmamak. Yürümek. Yürürken yaşamdan istifa etmemek. İstifade etmek.
Haydarpaşa Lisesi?nde öğrenciydim, çocuktum ufacıktım. Yerde buldum bir erik ama yemedim. Erik yemek için erik ağacını çiçeklenmesinden sonuna kadar seyretmek. Erikler olgunlaşınca tana tane toplamak. Topla-Bak.
Lise?den sıyrılarak çıktım. Kadıköy?e doğru piano piano yürümeye başladım. Demir Köprü?nün üstünde durdum: Sağda Haydarpaşa Garı, solda Anadolu?ya açılan kavimler kapısı. Ey Anadolu duy beni! Bekle beni!
Kadıköy?de Meydan?da iyi bir kitapçı var. Kitapcı?da Orhan Kemal?ler var: Gıcır gıcır Varlık Cep Kitapları. Arkadaş Islıkları, Avare Yıllar, Babaevi, Cemile… Kadıköy?de arka sokaklarda esnaf lokantaları var. Esnaf lokantalarında tas kebap, pilav var. Esnaf lokantalarında kuru fasulye, pilav var. Demli tavşankanı çaylar var. Ve hoş sohbet. Daha ne olsun?
Moda?ya doğru bir yürüyüş olsun: Kıyıdan. Her ağaç gövdesine dokunarak. Kuşlara göz kırparak. Denizle ve balıklarla arayı fazla açmadan. Kız arkadaşlarımızı okşayarak. Meme uçlarını ısırarak. Tam o sırada dolmuşta geçen genç anneye ve dizleri üstündeki çocuğa bir tebessüm: Filiz memnun ben memnun.
Z-AMAN?I amandan ayırmak Z?yi özgürlüğüne kavuşturmak. Z (ZET) « ölümsüzlük » demektir Hellencede. Ölüm-sizlik olmasın!
Çiçekli heybelerini umut, adalet, hoşluk, aşk, eşitlik, güzellik, şirinlik, barış, kardeşlik, huzur ve özgürlükle doldurup pembe bisikletlerine atlayarak gökyüzüne yol döşeyenlere ve döşedikleri yoldan «yükselenlere» bin selam. Öpücüklerle.
(g)örmek: Kill Your Television.www.TurnOffYourTv.com
aN-a(ı)-msamak: Tv?lerinizi kapayınız (g)özlerinizi açınız.
Carl Honore?nin Yavaş eserine ve onu Türkçeye kazandıran Esen Gür?e (Alfa Yayınları) teşekkür etmeyi ihmal etmemek.
Bir kent düşünün: Citta Slow: Yavaş Kent.
Bugüne kadar hızlı yaşadık biraz da yavaş yaşamayı denesek diyorum. Ne dersiniz?
Siz düşünedurun, John Lennon ve Yoko Ono ormanda yürürler yavaş yavaş ve yine yavaş yavaş yürüyerek ormandan çıkagelirler. Dev konaklarına doğru tıptıptıpatıp. Kapının önünde duruverirler: Bu adres o adres midir? Yavaş ol batman gelesin şehri burası mıdır? John ve Yoko ya da Yoko ile John aniden yitiverirler: Aaaaaa, fakat meraklanmamak lazım yine de, çünkü konağın içinde peyda olurlar sonra. John piyanosunun başına oturur. İmagine?e başlar. O sırada Yoko tek tek tane tane kocaman papcurları açar: Bir. İki. Üç. Dört. Beş. Işık dolar dev salona. Duvarlar bembeyazdır. Ve işte o duvarlara John rüyalarını yazıverir. Yavaş yavaş okunsunlar diye.
Evet, ne dersiniz? Bugüne kadar hızlı yaşadık biraz da yavaş yaşamayı denesek diyorum. Siz ne dersiniz?
Alıntı: http://gercemek.blogspot.com/2009/10/gercemek-sayi-17.html

Yorum yapın

Daha fazla Makaleler
Mekan / Zaman / Sınır / Yer – Nejdet Evren

Mekan denilince ilkin sınırları çizili ve diğer nesnelerden kesin çizgilerle ayrılmış bir yer boyutu düşünülmektedir. Oysa ki, bu sadece onun...

Kapat