Zola’nın “Meyhane”si – Remziye Serap Ekim

Sabahın ikisine kadar pencerenin önünde Lantiye?yi bekleyen Jerves, onun gelmediğini görünce titreye titreye yatağına girdi. Ateşler içinde yanıyor, gözyaşları yüzünün iki yanından sızıyordu.

Meyhane (Assommoire), Zola’ya ün kazandıran en önemli yapıtlarından biridir. Meyhane, yayımlandığı yıllarda Fransa?da büyük bir tartışma başlatır. Fransız yazarları birbirine düşüren roman, ülkenin edebiyat dünyasını da ikiye böler. Ama yazarını ne kadar olumsuz eleştirenler olursa olsun halk, romanı sahiplenir ve takip eden bir yıl içinde roman tam otuz sekiz baskı yapar. Karşı çıkanların büyük çoğunluğu, Zola?nın işçi ve emekçilerin güçlüklerle dolu yaşamını yalın bir şekilde ele almasını eleştirmiştir. Emile Zola?nın işçi sorunlarını farklı bir bakış açısıyla ustaca ele aldığı bu eseri, ilk çıktığında kendisine yapılan bütün eleştirileri unutturdu ve zamanla bir klasik oldu. Ayrıca o dönemde, Amerika?da işçi sınıfının yaşamının konu alındığı roman türünün doğmasına da neden oldu…
Emile Zola eleştirilere karşı kendisini savunurken ?Gerçekleri yazdım; romanın kahramanları kötü insanlar değil, sadece eğitimsiz ve yaşadıkları ortamın yıprattığı insanlardı,? belirtmiştir.
?Meyhane? kitaplarımın arasında en masum olanıdır. Çoğu defalar korkunç yaralara parmak basmam gerekti? Yapmak istediğim şeyin, tarihsel ve sosyal açıdan yararına inandığım felsefi bir yapıt oluşturmak olduğunu hiç kimse anlayamadı.
Varoşlarımızın kokuşmuş ortamındaki bir işçi ailesinin kaçınılmaz çöküşünü betimlemek istedim. Bu eserde; sarhoşluk, tembellik neticesinde aile bağlarının çözülüşü, fazla içli dışlı yaşamanın yol açtığı pislikler, namus duygularının giderek unutulması sonucunda ortaya çıkan utanç ve ölüm var? bu eyleme dökülmüş bir ahlak dersidir aslında.
Eserim beni müdafaa edecektir. Gerçeğin kitabıdır o. Halkın kokusunu taşıyan, onu yalansız dolansız anlatan ilk romandır? halk baştan başa kötü değildir; sadece zorlu çalışma şartları ve sefillik içinde bozulmuş, cahil kimselerdir? romanlarımı okumak, onları anlamak ve bütünlüklerini görmek gerekir.

Pencere önünde sabahlamıştı genç kadın; kocasını beklemişti pencereden meyhaneye girerken görmüştü. Aslında kocası akşamları iş bahanesiyle hep dışarı çıkardı hatta akşam yemeklerini birlikte dışarıda yerlerdi ama bu gece başkaydı kocası sabaha kadar gelmemişti. Demek ki geceyi başka yatakta geçirmişti. Bu keder genç kadını on yaş birden yaşlandırmıştı?.Güzel sayılabilecek bir kadındı Jerves yorulmadıkça topallığı belli bile olmuyordu. Sevdiği adamın peşine takılıp gelmişti Paris?e. Ne umutlarla ama her şey kötü gidiyordu ve daha da kötü olacaktı. Yazar betimlemelerini ustaca yapmış. Öyle ki Paris?in bu sefalet kokan sokaklarını ve Jerves?in kaldığı odayı adeta gözümüzün önüne seriyor. Bu kadar da olur mu dedirtiyor. Jerves yataklarında melekler gibi uyuyan çocuklarına baktı. Odayı gözden geçirdi. Odada iki yatak bir sandık eski bir konsol kırık dökük birkaç sandalyeden başka bir şey yoktu. Jerves çektiği sefaletle birlikte aldatılmayı da hazmedemiyordu. Paris?e geldikleri ilk zamanlar ne güzeldi. Hep böyle süreceğini düşündü ama paraları tükendi. Hatta çoğu eşyalarını, kıyafetlerini sattılar. Genç kadın kocasından ümidini kesmişti. İçinde onu acıtan bir kıskançlık vardı. Geceyi kiminle geçirdiğini biliyordu. Saatler sonra Lantiye hiçbir şey olmamış gibi odaya girdi. Umursuz bir tavrı vardı. Ne Jerves ne çocuğu umursamıyordu. Kendini farklı göstermeye çalışan bir işçiydi. İşçi olmak iyi içmeyi de gerektiriyordu O sabah kocasıyla tartıştıktan sonra çamaşır yıkamaya giden Jerves döndüğünde terk edilmiş bir kadındı. Oda bomboştu sandığa baktı yerinde yoktu. Paris?e gelirken o sandıkta getirmişti eşyalarını çeyiz sandığıydı Jerves?in. Genç kaldın yatağa yığıldı. Adeta çocuklarına sarılarak teselli buldu. O günden sonra Lantiye?yi uzun süre görmedi. Jerves kararlar almıştı. Çalışacak para kazanacaktı. Erkeklerden uzak duracaktı. Çevredeki insanların acımasızlığı dedikodular onu daha da üzüyordu. Mösyö Kupo Jerves?le aynı binada oturan inşaat işçisiydi. Nazik iyi huylu bir adamdı. Jerves?e her konuda yardımcı oluyordu. Bu alaka arkadaşlığının ötesindeydi. Jerves günlerce dirense de sonunda Mösyö Kupo?nun ısrarlarına dayanamayarak onunla evlendi. Hayatının düzene gireceğini umuyordu. Para kazanacak istediği dükkanı açacaktı ilk yıllar güzel geçiyordu. Bu arada Nana adında bir kızları oldu. Jerves kendini çalışmaya vermişti. Para kazanma hırsı vardı. Bir gün Kupa iş kazası yaptı ve aylarca çalışamadı. Bu kaza hem Kupa hem de Jerves?in hayatını etkiledi. Jerves sonunda dükkanı bir dostunun yardımıyla açtı ancak Kupo sağlığına kavuşsa da eskisi gibi değildi. Her şeyi boşverdi. İçkiye başladı boş boş gezdi. Giderek daha çok içiyordu Jerves önceleri anlayışla karşılıyordu. Bir gün Lantiye geri döndü ve Kupo?yla arkadaş oldu. Jerves tedirgin günler yaşadı. Yıllar geçmişti. Kupo dayanılmaz hal almıştı. Kupo Jerces?i kıskansa da içkinin etkisiyle toparlanamıyordu. Kendi acizliğinin farkındaydı ve sağlığı bozuluyordu. Bu arada Jerves asla dönem dediği Lantiye ile birlikte oluyordu. Jerves dükkanda işlerin bozulması kızının ele avuca sığmayan halleri ve Kuponun boşvermişliğine dayanamıyordu. Kupo artık akli dengesini de kaybetmişti. Nana evden kaçmıştı. Jerves yiyecek ekmek bulamıyordu. Kalacak yeri bile yoktu. Artık dostları yanında değildi. Dükkan açarken ona destek olan Guje de artık ona güvenmiyordu. Yaşamasının anlamı da yoktu

-Ben mezarcı Baba Bozuğ sana son bir temennide bulunuyorum dedi. Seni ebedi mutluluğa ancak ölümün ulaştırabildi haydi güzelim git! Ebedi istirahatında uyu ve mutlu ol.

Eserde yazar, Paris?in arka sokaklarında yaşayan eğitimsiz işçi ailesinin çöküşünü gözler önüne seriyor. Kendi başına ayakta durmak isterken hep sığınma ve daha rahat yaşama umuduyla yanlış adımlar atan bir kadın ve geleceği düşünmeden hatta kendi emeğine sahip çıkmadan yaşayan erkekler. İçkinin insanlara ne derece zarar vereceğini anlatmış yazar, hatta eserin sonlarına doğru açık bir nasihat dili ile anlatmış bunu. Ekonomik anlamda gücü olmayan insanların içkiye bulaşınca acımasızlaştığını ve zamanla tüm değerlerini, insani duygularını unutup teslim olduklarını başarılı bir dille anlatmış.

Remziye Serap Ekim’in Diğer Yazıları

Yazarın şiir kitabı: Önce Gözlerinden Ayrıldım

Elime ZOLA
Adı Natüralizm ile birlikte anılan Fransız yazar Emile Zola 1840 yılında Paris?te doğdu. Babası İtalyan asıllıydı ve mühendisti. Ancak babasını küçük yaşında kaybetti Zola ve bundan sonraki hayatı zorluklarla geçti. Lise tahsilini bile yarım bırakarak çalışmak zorunda kaldı. 22 yaşına kadar Paris?teki sefaleti yakından tetkik etti diyebiliriz. 1862?de Haşet kitapevinde işe başlayınca şansı döndü Zola?nın. 1864?de ilk hikayeleri basıldı, Figaro gazetesine makale vermeye başladı ve ?Les Mysteres de Marseille? adlı romanı Marsilya?da tefrika edildi. Yazarlığına duyduğu güvenle, kendisini bütünüyle edebiyata vermek amacıyla Zola, 1866?da Haşet?den ayrıldı ve 1867?de kısa sürede tanınmasını sağlayan ?Therese Raquin?i tamamladı.

Emile Zola, Balzac?ın ?İnsanlık Komedyası?na benzer bir kurguyla hazırladığı ?Rugen Macquart?lar? ya da açık ismiyle ?İkinci İmparatorluk idaresi altında bir ailenin doğal ve toplumsal tarihi? dizisiyle 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren Fransa toplumunun derinlemesine bir çözümlemesine girişti. Toplam 21 kitaptan oluşan ?Rugen Macquart?lar?, onun en tanınmış romanları ?Nana?, ?Germinal? ve ?Meyhane?yi de kapsar.

1871 tarihinde başlayan bu dizisi ile birlikte, Fransa?da Natüralizm akımının da öncüsü oldu Zola. Gerçekçiliğin sıradanlaştığı ve etkisini yitirdiği bir dönemde, kendi yöntemleriyle diğerleri arasındaki ayrımı belirtmek için kullanmıştı Natüralizm vurgusunu ve romanı bilimselleştirmeyi amaçlıyordu. Natüralizmin o dönem Fransa?sında ve ardından başka ülkelerde -özellikle Türkiye?de- büyük yankılar uyandırdığını ve yazarlar arasında benimsendiğini söyleyebiliriz. Ancak Natüralizmin karşıtları da çoktu ve Fransız edebiyatındaki ilk gerici akım Natüralizme bir tepki olarak gelişti.

Zola?nın edebiyat dışındaki şöhreti, ?Dreyfus Davası?nda gösterdiği aydın tavrından kaynaklanmıştır. 1897 yılında Fransız ordusunda Yahudi olması nedeniyle askeri yargının duyarsızlığına kurban giden Yüzbaşı Dreyfus?u -hükümetin bütün baskılarına rağmen- savunan ve Fransa devlet başkanına hitaben ?İtham Ediyorum? makalesini yayınlayan Zola, bir süre Londra?da yaşamak zorunda kaldı. Ancak davanın yeniden görülmesini de sağlamıştı. Sonuçta adalet yerini bulunca ülkesine dönen Zola, 1902 sonbaharında -yatak odasında- duman zehirlenmesinden öldü.

Yazarın diğer kitapları:
Bir Aşk Sayfası
Nana
Meyhane
Germinal
Rahip Mouret’nin Günahı
Suçluyorum
Hayvanlaşan İnsan
Yaşama Sevinci
Toprak
Kadınlar ve Erkekler
Paris Yaşamı
Emek (2 Cilt)
Bir Aşk Sayfası
Döl Bereketi 2. Cilt
Gerçek Cilt 1
Paris Yıldızı
Germinal
Therese Raquin
Din Laiklik Çatışması

Yazının Yazarı: Remziye Serap Ekim
Yazarın İletişim Adresi: serap.ekim@gmail.com

Yorum yapın

Daha fazla Romanlar
İnsan Yazgısı – André Malraux

André Malraux, 1925 yılında Çin'e giderek, oradaki toplumcu devrime katılmıştı. Yazarın 'İnsan Yazgısı' romanı da, kuşkusuz kendisinin o dönemdeki politik...

Kapat