Olumsuzlamalar – Eleştirel Teori Denemeleri – Herbert Marcuse

İngilizcesi 1968 yılında yayımlanan bu kitabın yazarı Herbert Marcuse, Paris 68’inin en çok okunan yazarıydı. Nazilerden kaçarak Amerika’ya yerleşen, sonrasında Amerikan toplumu üzerine düşünen Marcuse “ileri kapitalist endüstri toplumları”nın analizini yaparak pasifleşen bir işçi sınıfının kapitalizmin hedonist metalarının sahibi olmaya başladığını (mutluluk fikrinin nesnelliğini) ve böylece “devrimci” rolünü kaybetmeye yüz tuttuğunu saptamıştı, hem de 1960’lı yılların başında. İlk yazıların 1930’lu yıllarda efsanevi Frankfurt Okulu’nun dergisinde, İkinci Dünya Savaşı başlamadan evvel Almanca olarak kaleme alındığını düşündüğümüzde, yazarın bu analizlerini ne kadar erken geliştirmiş olduğunu fark edeceğiz. Sonraları İngilizceye çevrilen bu yazılarından derlenen elinizdeki kitap hakkında “bugün okuyucuya ne verecektir?” sorusu sorulabilir. Kitap bir yandan, küreselleşmeyle birlikte sadece Batılı olarak adlandırılan toplumlardaki sınıfsal pasifleşmeyi değil, aynı zamanda küresel boyutta işleyen arzunun, kapitalizmin çağrılarına boyun eğmekte olduğunu bir kez daha bize anımsatacaktır (feodal değerlerin kapitalistleştirilmesi süreci); diğer yandansa, çağdaş “kurumsallaşmış kapitalizm”in bir reddi olarak da okunabilecektir. Bu yazılar hem tikel tarihsel bir momenti işaret etmekte hem de bugün içinden geçtiğimiz dönemi yakın tarihle kıyaslama imkânını bize vermektedir. Böylece bugün bize zevk verdiğini düşündüğümüz ve aslında bizi boğmakta olan, üretken olmayan bir tüketim toplumunun mallarını ve teknolojisini nasıl içselleştirmekte olduğumuzu bu çalışma bir kez daha ortaya koymaktadır. Biz “bilinçli bir şekilde arzulayan” değil, “arzulanan makineler”iz.

Ali Akay


Frankfurt Okulu’nun kurucu düşünürlerinden biri olan Herbert Marcuse’nin çok önemli metinlerini bir araya getiren Olumsuzlamalar, yayımlandığından bu yana Eleştirel Teori’nin klasiklerinden biri olmuştur. Bu teori, iki dünya savaşı arasında Batı toplumlarının gitgide kendi içine kapanan totaliter yapılara dönüşmesine tanıklık eden ve bu yapıların yeniden üretilmesine hizmet eden geleneksel teorinin veya pozitivizmin tersine sosyal bilimleri radikal bir direniş aracı olarak kurmayı hedefler. Felsefe, siyaset ve politik-ekonomi gibi geleneksel disiplinlerin yanı sıra kültür eleştirisini de içeren bu direniş teorisi, aynı zamanda klasik “iyi yaşam” arayışını modern toplum için bir içkin ütopya olarak işlemeyi de hedefler. Olumsuzlamalar, Eleştirel Teori’nin bu stratejisini en incelikli, derin ve keskin haliyle temsil ediyor.

Ferda Keskin


KÜNYE
Olumsuzlamalar
Eleştirel Teori Denemeleri
Herbert Marcuse
Ayrıntı Yayınları
Son Okuma : Kenan Mutluer
Orijinal Adı : Negations: Essays in Critical Theory
Çevirmen : Akın Karaca, Ayşe Öztürk, F. Betül Tatlı, Ferda Yıldırım, Hatice Turan, Mehmet Çetin, Tufan Karaağaç
Yayıma Hazırlayan : Kurtul Gülenç
Dizi Editörü : Güçlü Ateşoğlu
Yayın No : 1455
Sayfa Sayısı : 246
Baskı : 1
Basım Tarihi : 2020


Herbert Marcuse
19 Temmuz 1898’de Berlin’de doğdu, 29 Temmuz 1979’da Stranberg (FAC’de) kentinde öldü. Varlıklı bir Yahudi ailenin oğlu olan Marcuse, 1918’de üyesi olduğu Almanya Sosyal Demokrat Partisi’nden, bir yıl sonra, K. Liebknect ve R. Luxemburg’un askerlerce öldürülmelerinin ardından ayrıldı. 1922’de Freiburg Üniversitesi’nde Hegel üstüne hazırladığı bir tezle felsefe doktoru unvanı aldıktan sonra, 1922-1932 arasında aynı üniversitede felsefe araştırmalarını sürdürdü ve Frankfurt Okulu’nun kuruluşuna katkıda bulundu; burada T.W. Adorno ile birlikte, 1936’da Paris’te yayımlanan “Otorite ve Aile” konulu araştırmayı gerçekleştirdi. 1933’te Hitler’in iktidara gelmesinden sonra, Cenevre’ye ve Paris üzerinden, 1934’te ABD’ye gitti.

1941’de yayımlanan Reason and Revolution (Us ve Devrim) adlı kitabında Hegel’i savunan Marcuse, liberalizmi kapitalizmin rekabetçi evresinin, faşizmi de tekelci evresinin ideolojisi olarak tanımlayarak liberalizm ile faşizm arasında yakın ilişkiler bulunduğunu öne sürdü. 1958’de Soviet Marxism (Sovyet Marksizmi) adlı kitabında, bu ülkeyi ABD gibi sanayi toplumu olmayı amaçladığı ve baskıcı bir yönetimi olduğu gerekçeleriyle eleştirdi. Aynı yıl yayımlanan ünlü Eros and Civilisation (Aşk ve Uygarlık) kitabında Freudcu ve Marksist kavramları kullanarak yabancılaşma sorununu irdeledi; cinselliğin baskı altında tutulduğu çağdaş sanayi toplumlarını eleştirdi ve “baskısız uygarlık”ın olanaklı olduğu görüşünü savundu. 1964’de yayımladığı One-Dimensional Man’de (Tek-Boyutlu İnsan) ise özellikle ABD’deki baskıcı düzen üstünde durarak ürünlerin ve hizmetlerin bolluğunun yabancılaşmayı beslediğini, kişilerin bir araç, dolayısıyla da “köle” durumuna geldiğini öne sürdü; çağdaş sanayi toplumlarında “eleştirici bilinç”in eksikliğinden yakındı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here