Özgürlük Hapishanesi – Michael Ende “akıl yoksunu öyküler”

(*) “Özgürlük Hapishanesi?nde ilk iş olarak aklı ve gerçekliği tartışıyor Ende. İnsanın aklı, diyor, gerçeği algılamaya yetkin mi? Bizim deneyimleyebildiklerimizin dışında farklı gerçekler, bilincimizin algılamasının mümkün olmadığı başka bir âlem olabilir mi? Ama bunları sorarken, bilimin yolunda ilerlemiyor yazar, aklı, bilim referanslarıyla tartışmıyor. Kavrayamayacağımız o gerçeği, öykülerinin ortak kelimesi olan ?ışıkla? simgeliyor ve ışığın kaynağını da çeşitli göndermelerle Tanrı?ya bağlıyor.”

Momo?yi bilirsiniz değil mi? Hani şu amfitiyatronun kalıntılarında yaşayan çocuğu… Nasıl da Duman Adamları ve insanların yaşamını çalan Zaman Tasarruf Şirketi?ni alt etmişti! Aferin bücüre, demiştik. İçimizin yağları erimişti… Bitmeyen Öykü?yü de bilirsiniz tabii. Fantazya?daki soluksuz macereları… Nefisti, öykü gerçekten hiç bitmesin istemiştik. Bir süre öncesine kadar benim Michael Ende ile ilgili ?bilgi birikimim? bu kitaplarla oluşmuştu işte… Yani biri çıkıp Michael Ende?yi nasıl bilirsin, diye sorsaydı, aynı cümleleri sıralar, arkasından da başka başka övgüler düzerdim. Ne ki, Özgürlük Hapishanesi?ni okuyunca, kafam karıştı doğrusu… Gerçeklikle ilgili değil ama, Ende?yle ilgili ayarlarım bozuldu!
Özgürlük Hapishanesi?nde ilk iş olarak aklı ve gerçekliği tartışıyor Ende. İnsanın aklı, diyor, gerçeği algılamaya yetkin mi? Bizim deneyimleyebildiklerimizin dışında farklı gerçekler, bilincimizin algılamasının mümkün olmadığı başka bir âlem olabilir mi? Ama bunları sorarken, bilimin yolunda ilerlemiyor yazar, aklı, bilim referanslarıyla tartışmıyor. Kavrayamayacağımız o gerçeği, öykülerinin ortak kelimesi olan ?ışıkla? simgeliyor ve ışığın kaynağını da çeşitli göndermelerle Tanrı?ya bağlıyor.
Kitapta yer alan öykülerde, kurgusal illüzyonlar yapıyor Ende. Örneğin, bizi Borromeo Colmi?nin Koridoru adında bir yere sürüklüyor. Roma?da, bir yapının içinde, sıradan görünümlü bir koridor burası. Yürümeye başladığınızdaysa, sonuna ulaşamadığınız bir dehlize dönüşüyor. Öykü kişileri, mekânın alametifarikasını anladıklarında, yanlarına elli günlük erzak alıp sonuna doğru sefere çıkıyorlar. Çünkü bu koridorun ucunda, nereden geldiği belli olmayan tuhaf bir yeşil ışık parlıyor ve gözleri kamaşan biri, ?Yoksa bu koridor Tanrı?nın dünyayı yarattığı Reşit?e mi açılıyor, bütün şeylerin kökenine, yaradılışın en derindeki çekirdeğine?? diye sormaktan kendini alamıyor.
Öze, başlangıca, kovulmadan önce insanın yaşadığı cennete açılan bir yol olur da, cehenneme açılanı olmaz mı? Öykülerden bir diğerinde, kocaman bir ev, evin her cephesinde bir kapı var. Ama bir kapıdan içeri girdiğinizde, diğerinden çıkmış oluyorsunuz. Sağ cephedeki kapıdan kolunuzu uzattığınızda, eliniz tam karşısındaki kapıdan çıkıyor. Görünürde bir ev var, ama içi yok! Öyküdekiler, çok uğraşsalar da, ?içinde Tanrı ya da dünyayla hiçbir ilişkisi kalmamış bir şeyin, mutlak kötülüğün? hüküm sürdüğünü hissettikleri eve girmeyi başaramıyorlar. Belli ki bu yer herkesi kabul etmiyor. Fakat gözetlerken fark ediyorlar; siyah otomobillerle SS subayları geliyor ve onlar eve girip öldürücü mavi ışığın içinde kayboluyorlar! Öykünün finalini ise şu sözlerle yapıyor Ende: ?Bizim sözde gerçekliğimizin, sayısız katıyla yukarıya ve belki de aşağıya uzanan muazzam bir yapının kapıcı dairesi demesek de yalnızca zemin katı olduğunu düşünüyorum.?

Işığa ulaşmak için acı çekin
Misraim?in Katakompları, kitabın Momo?nun söylemine yaklaştığı tek öyküsü. Ancak bu kez Ende, kurtuluş için başka bir önermede bulunuyor ve anlatacaklarının sinyalini, daha ilk cümlesiyle okuyucuya duyuruyor: ?Bilgi birdenbire geldi ve şüphe götürmezdi.? Vahiy gibi değil mi?
Öyküde, Misraim adındaki fantastik ülkede, Gölge Halkı yaşamakta. (Bu arada, sözü edilen yer, ?nereye gidersen git, aynı yönde ilerledikçe, aynı noktaya varırsın? gibi anlatımlarla, üzerinde yaşadığımız yeryüzünü andırıyor. Ülkeyi çevreleyen duvarlar ise, sanki gökyüzünü betimliyor.) Halkı yöneten iktidar, onlara uyuyabilecekleri, beslenebilecekleri, üreyebilecekleri, eğlenebilecekleri alanlar ve başka işlerle uğraşmasınlar diye, sözde işler yaratmış. Düşünmelerine de gerek yok; her şey onlar için önceden, iktidar tarafından planlanmış. Ne var ki, Iwra adında biri, ülkenin duvarlarına, pencereye benzer resimler çizmeye başlıyor. Çünkü birdenbire gelen bilgi ona, -bunu düşünmek Gölge Halkınca büyük cahillik sayılsa da- Misraim dışında başka bir alemin daha olduğunu söylüyor. Iwra, pencere resimleri yapmayı sürdürürken, iktidarın halkı bir ilaçla uyuşturduğunu da öğreniyor. İlacı yok etmeyi başardığındaysa, halk büyük acılar içinde kıvranıyor. Ancak, ne zaman acı dayanılmaz hale geliyor, o zaman Iwra?nın pencereleri gerçekten açılıyor. Ardında ise, daha önce benzeri görülmemiş, eşsiz bir ışık parlıyor. Böylece Iwra, tıpkı bir peygamber gibi, gölgede kalan haklknı ışığa ulaştırıyor!

Asıl körlük nedeni: insanın hür iradesi
Kitaba adını veren Özgürlük Hapishanesi?nde ise, İnşallah adında, Bağdat?ta yaşayan kör dilencinin ?ışıkla imtihanını? okuyoruz. İnşallah, öncesinde zengin bir tüccarken, Allah?ın yolundan sapmış, neredeyse bir ?kafire? dönüşmüştü. Tüm kararları kendisinin verebileceğine inanıyor, Tanrı?nın hükümdarlığını yok sayıyordu. Bu yüzden, görüntüsü olmayan ama konuşabilen yeşil ışık, onu 101 kapının olduğu bir yere hapsetti. İnşallah oradan kurtulmak için istediği kapıyı seçebilirdi. Fakat kapıların ardında kendisini neyin beklediğini bilemiyordu. Işık uyardı onu; seçtiğin kapının arkasında hazinerler de olabilirdi, öldürmek için onu bekleyen bir cellat da… Yeşil ışığın her zaman parladığı yerde, İnşallah?ın ne kadar kaldığı belli değil… Uzun süre hangi kapıyı seçeceğine karar vermeye çalıştı, sonra bundan vazgeçip kapıları umursamaz oldu ve kapılar birer birer kayboldu. Tek bir kapı kaldığında bile oradan kurtulmaya çalışmadı İnşallah. ?O zaman secdeye varıp ağladı ve şu sözleri söyledi: Sana teşekkür ederim Rahman ve Yüce Allah?ım, beni kendimi aldatmaktan kurtardın ve aldatıcı özgürlüğümü elimden aldın. Beni bu zindana getiren ve sonsuza dek bu duvarların içine kapatan senin elin olduğu için buna şükretmek istiyorum. Sen bize körlük lütfunu bağışlayıp onun içinde bizi yönlendirmezsen, biz insanoğulları kalamayız da gidemeyiz de. Özgür irade hayalinden temelli olarak vazgeçiyorum, çünkü o kendini yiyen bir yılandır. Tam özgürlük tam tutsaklıktır. Tüm mutluluk ve tüm bilgelik, her şeye kadir ve tek Allah?tadır sadece, ondan gayrısı yoktur.?
Başka bir yerde ise, ?Çocukları erkenden kör eden, materyalizm? diyor Ende… Şimdi kâğıda dökünce daha da net gördüm. Bu cümle, kitabın ana meselesini, apaçık ortaya koyuyor ve belli ki Momo, artık, Zaman Tasarruf Şirketi?nden kurtuluşu kadere bırakmış ya da bir hapishanenin içinde, üzerine nurlar yağarak uyuyor…
(*) Aslı Uluşahin ‘in 19/02/2010 tarihinde Radikal Gazetesi Kitap Eki’nde Yayınlanan “Michael Ende’nin ışıkla imtihanı” adlı yazısı

Kitabın Künyesi
Özgürlük Hapishanesi
Michael Ende
Çeviren: Saadet Özkal
Kabalcı Yayınevi
2010
248 sayfa

Özgürlük Hapishanesi – Michael Ende “akıl yoksunu öyküler”” üzerine 2 yorum

  1. Bence Micheal Ende`nin bütün kitapları çok güzel ben hepsini okudum size de tavsiye ederim.

  2. “Eleştirmen”lik diye bir meslek var mı bilmiyorum, ama varsa bu yazıyı okuduktan sonra, bunun olmasının çok tehlikeli olduğunu düşünüyorum.
    Kitaplar hakkında ulusal medyada yazan kişilerin daha donanımlı ve dikkatli olması gerekir.
    Michael Ende’nin, sekiz öyküden oluşan kitabında – ki roman olmadığı halde yazıda “akıl yoksunu roman” diye geçiyor- çok önemli sistem eleştirileri var. “Vahiy” bir yana, öykülerin tamamında, kişinin kendi insiyatifiyle, hayalleriyle, aklıyla, arayarak dayatılan sistemin dışındaki ışığı görebileceği anlatılıyor. Doğmalar eleştiriliyor.
    Herkesin okumasını dilerim.

Yorum yapın

Daha fazla Beğenmediklerimiz
Kayıp Sembol – Dan Brown “Kötü bir yazardan iyi bir pazarlama”

"Dan Brown dendiğinde öncelikle iki şeyin altının çizilmesi gerekiyor. Birincisi kötü bir yazar ama iyi bir pazarlamacıdır. Özellikle yeni kitabında,...

Kapat