31 Temmuz 2026

Sahra’nın Derinliklerindeki Ölümcül Cazibe: Benoit’nın “L’Atlantide” Romanı ve Jung’un Anima Arketipi

Bir önceki yazımızda Rider Haggard’ın She (Ayişe) romanından yola çıkarak balta girmemiş ormanların derinliklerine inmiş ve erkek psikolojisinin en gizemli karanlıklarından biri olan “Anima” arketipini konuşmuştuk. Gelin şimdi rotamızı o yeşil ormanlardan kızgın Sahra çöllerine çevirelim. İngiliz edebiyatı için She ne ifade ediyorsa, Fransız edebiyatı için de aynı büyüleyici ve ölümcül temayı işleyen Pierre Benoit’nın

devamını oku

Afrika’nın Derinliklerinden Bilinçdışına: Rider Haggard’ın “She” Romanı ve Jung’un “Anima” Sırrı!

Tarzan, Indiana Jones ve daha nice “kayıp dünya” hikâyesine ilham veren, 100 milyondan fazla satarak edebiyat tarihine damga vuran bir macera romanı düşünün. H. Rider Haggard’ın 1887 tarihli klasiği She: A History of Adventure (Türkçe çevirileriyle “Ayişe” veya “Kadın”), Viktoryen dönemin en ünlü macera eserlerinden biri olarak ilk kez gazete tefrikası şeklinde yayımlandığında yer yerinden

devamını oku

Görünmez İplerle Kukla Gibi Oynatıldığımız O An: Kral Albrecht’in Katli ve Arketiplerin Gücü!

Tarih yaprakları 1308 yılını gösterirken, İsviçre’nin Zürih kenti yakınlarındaki Reuss nehrinin geçidinde kanlı bir cinayet işlendi. Kral Albrecht, “baba katili” (parricida) olarak da bilinen kendi yeğeni Johannes Parricida ve beraberindeki suikastçılar tarafından acımasızca öldürüldü. Bu tarihi vaka, insan ruhunun derinliklerine ve C.G. Jung’un analitik psikolojisine nasıl bir örnek oluşturabilir? Gelin, kaynaklarda yer alan bu şaşırtıcı

devamını oku

Freud’un Takıntısı, Jung’un Arketipi: Oedipus Kompleksinin Bilinmeyen Yüzü!

Psikoloji dünyasının en meşhur, en çok tartışılan ve belki de en çok yanlış anlaşılan kavramlarından biri hiç şüphesiz “Oedipus Kompleksi”dir. Sigmund Freud’un, her erkek çocuğun bilinçdışında annesine karşı cinsel bir arzu ve babasına karşı bir rekabet/düşmanlık beslediğini öne sürdüğü bu kuram, psikanalizin temel taşlarından biridir. Peki ama Carl Gustav Jung, bir zamanlar yoldaşı olan Freud’un

devamını oku

Ruminasyon ve Endişe, Benzerlikleri ve Farkları – Psk. Banu Beyaz

Ruminasyonun, bireyin karşılaştığı sorunların çözümüne yö­nelik olarak yaptığı zihinsel bir faaliyet olduğu öne sürül­müştür. (Martin ve ark. 1996b). Zeigarnik etkisi diye de bili­nen bu teoriye göre, bitirilmemiş bir iş,  bitirilmiş bir işe göre bellekte daha fazla kalma eğilimindedir. (Zeigarnik 1938) Calhoun ve arkadaşları (2000: 523) ruminasyonu “travmatik olayla ilişkili tekrarlayıcı, problem çözme, anımsama ve beklentiyi

devamını oku

Sadece İlaç mı, Sadece Terapi mi? “İçgörü”nün İki Yüzü ve Bütüncül İyileşme

Psikoterapi dendiğinde aklımıza ilk gelen kavramlardan biri “içgörü”dür (farkındalık). Genellikle bu kavramı, çocukluk travmalarımızı çözmek veya bilinçdışımızdaki gizli çatışmaları keşfetmekle eşleştiririz. Peki ya “içgörü” sadece psikolojik bir aydınlanma değil de, aynı zamanda biyolojik bir zorunluluksa? Tıp ve psikiyatri dünyası yıllardır “maddenin önceliğini” savunan felsefi materyalizm (sadece biyoloji ve ilaçlar) ile “fikirlerin önceliğini” savunan felsefi idealizm

devamını oku

Gerçek İhtiyaçlarımız Kimin Eseri? Biyoloji, Toplum ve İçimizdeki Nehir

Hayatta verdiğimiz kararları, peşinden koştuğumuz arzuları ve hissettiğimiz ihtiyaçları ne kadar özgürce seçiyoruz? Geleneksel psikanaliz, iç dünyamızı genellikle biyolojik içgüdülerden kaynaklanan ilkel ihtiyaçlar (id) ile toplumsal baskı olarak içselleştirdiğimiz ahlaki kurallar (süperego) arasında geçen katı bir savaş alanı olarak tanımlar. Freud, bilinçdışını birbirini dışlayan isteklerin çelişkisiyle beslenen kaynayan bir “enerji kazanı” olarak görmüştür. Ancak Süreç

devamını oku

Önce Beden mi, Yoksa Ruh mu? İyileşmenin İki Yönlü Sırrı ve Maslow’un Ötesi

Fiziksel veya ruhsal bir zorluk yaşadığımızda nereden başlamalıyız? Önce bedenimizi mi iyileştirmeliyiz, yoksa ruhumuzu mu? Psikoloji ve tıp dünyası yıllarca bizi bu iki seçenek arasında bırakmış olabilir. Ancak süreç teorisi, tüm etkileşimleri hem sinerji (uyum) hem de çatışmayı bir arada barındıran dinamik bir yapı olarak formüle eder. Bu bütüncül anlayışa göre, bedensel (biyolojik) ve ruhsal

devamını oku

Hayatta Kalmak mı, Yaratmak mı? Bedenimizdeki ve Zihnimizdeki “Çift Yönlü Hiyerarşi”

Ruhsal bir çöküntü yaşadığımızda ya da davranışsal bir sorunla karşılaştığımızda sorunun kaynağı neresidir? Geleneksel yaklaşımlar genellikle bizi iki uçtan birini seçmeye zorlar. Bir yanda her şeyi sadece biyolojik bir “kimyasal dengesizlik” olarak gören tıbbi materyalizm vardır; diğer yanda ise tüm duygusal sorunları karakter kusurlarına, yanlış iletişimlere veya kusurlu düşüncelere bağlayan psikososyal yaklaşımlar bulunur. Peki ya

devamını oku

Eski Normale Dönmek mi, Yeni Bir Sen Yaratmak mı? Kendi Hayatımızın Yaratıcısı Olmak

Hepimiz hayatımızın bir döneminde kendimizi çıkmazda hissetmişizdir. Belki ağır bir depresyon, belki yıkıcı bir ilişki döngüsü, belki de içinden çıkamadığımız bir kaygı bozukluğu… Böyle anlarda terapiye veya bir uzmana başvurduğumuzda genellikle tek bir dileğimiz vardır: “Lütfen beni eski, sorunsuz ve normal halime döndür.” Ancak insan zihni bozulan bir saat veya sıfırlanması gereken bir makine değildir.

devamını oku

Kaosun Yaratıcı ve Yıkıcı Gücü: Zihnimizde Çatışan Zıtlıklar Bizi Nasıl Değiştirir?

Günlük hayatta hissettiğimiz duygular genellikle birbiriyle iç içe geçmiştir. Örneğin öfke ve korku gibi birbirine kısmen zıt olan iki kuvvet, düşük yoğunlukta olduklarında zihnimizde aynı anda barınabilir ve hatta birbirine dönüşebilir. Ancak bu zıtlıkların dozu arttığında işler tamamen değişir. Yüksek yoğunluklu karşıt kuvvetler birbirini dışlama eğilimi gösterir ve sonunda biri diğerine mutlak bir üstünlük kurmak

devamını oku

Hayat Düz Bir Çizgi Değil, Sarmal Bir Döngüdür: Kaosun ve Değişimin Matematiği

Doktora gittiğinizde veya kendinizi kötü hissettiğinizde ilk ne yaparsınız? Ateşinizi ölçer, tansiyonunuza bakar veya ruh halinizi 1’den 10’a kadar puanlamaya çalışırsınız. Kan basıncı, sıcaklık, besin alımı veya anksiyete seviyesi gibi nicel (sayısal) ölçümler, anlık durumumuz hakkında bize çok değerli bilgiler verir. Ancak insan doğasını sadece sayılara indirgeyemeyiz. Bir hastanın gerçekten iyileşip iyileşmediğini, hayatında sadece geçici

devamını oku

Sürekli “Denge” (Homeostaz) Aramak Neden Bizi Özgürlükten Alıkoyuyor?

Kişisel gelişim kitaplarından aile terapilerine kadar her yerde sıklıkla aynı tavsiyeyi duyarız: “Hayatında dengeyi bul.” Birçok psikolojik yaklaşım ve popüler kültür, sağlıklı bir insan zihninin veya ailenin, dışarıdan gelen sarsıntıları savuşturup hızla eski, huzurlu “denge” (homeostaz) durumuna dönen bir yapı olduğuna inanır. Peki ama hayat gerçekten düz ve durağan bir çizgiden mi ibarettir? Sistemler Teorisinin

devamını oku

İçimizdeki Savaş Alanı: Freud’un Gözünden “Karşıtlıklar Teorisi”

Zihnimizin içinin neden bazen birbirine tamamen zıt duygularla, arzularla ve korkularla dolu olduğunu hiç merak ettiniz mi? Psikolojik süreçlerin bu zıtlıklar ve “çatışmalar” üzerinden formüle edilmesi, Sigmund Freud’un psikanalitik teorisinin en büyük temel taşıdır. Freud’un bu yaklaşımı, aslında 19. yüzyılda Darwin ve Marx’ın da paylaştığı, değişimin ve ilerlemenin ana kaynağı olarak yalnızca “çatışmayı” yüceltme tutkusunun

devamını oku

Kutulara Sıkıştırılan Benliklerimiz: İçe Dönük müsünüz, Yoksa Dışa Dönük mü?

İnternette veya iş başvurularında karşınıza çıkan o meşhur kişilik testlerini düşünün. Size sürekli şu tarz sorular sorarlar: “Partilerde enerjik mi hissedersiniz (dışa dönük), yoksa evde yalnız kalmayı mı tercih edersiniz (içe dönük)?” Mantığınızla mı hareket edersiniz, yoksa duygularınızla mı? Özellikle ünlü Myers-Briggs Tip Göstergesi gibi testler, insanları zihinlerini “tercih ettikleri” biçimde sınıflandırarak içedönük veya dışadönük,

devamını oku

Siyah ve Beyazın Ötesi: Narsisizm Gerçekte Nereden Geliyor?

Hayatı sadece “iyi ya da kötü”, “doğru ya da yanlış”, “aşağı ya da yukarı” olarak iki keskin uca ayırma eğiliminde misiniz? Eğer öyleyse, psikoloji dünyasının size söyleyecek bazı önemli sözleri var. Ünlü psikiyatrist Alfred Adler’e göre, olayları birbirine tamamen zıt ve keskin kutuplar halinde algılama biçimi (antitetik algılama), aslında nevrotik bir yatkınlığın en temel özelliklerinden

devamını oku

Söyledikleriniz Kadar Söylemediklerinizin de Sizi Ele Verdiğini Biliyor Musunuz? Kendi İçimizdeki Zıtlıkların Rehberi

Kendinizi çok iyi tanıdığınızı, duygularınızın ve kararlarınızın tamamen şeffaf olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Ancak insan zihni, düz ve tek yönlü bir yol değil; zıtlıkların, gölgelerin ve çelişkilerin sürekli etkileşim halinde olduğu karmaşık bir labirenttir. Süreç Kuramı’nın kalbinde yer alan “karşıtların birliği” kavramı, işte bu labirentte yolumuzu bulmamız için bize muazzam bir psikodinamik yorumlama rehberi sunar. İster

devamını oku

Fırtınalı İlişkiler Neden Daha Bağlayıcıdır? Doğada ve Zihnimizde “Karşıtların Birliği”

Çoğu insan hayatındaki zıtlıkları yalnızca bir “yokluk” veya birbiriyle savaşan düşman güçler (antagonizma) olarak düşünme eğilimindedir. Peki ya zıtlıklar birbirini yok etmek yerine aslında birbirini var edip güçlendiriyorsa? Doğada, insan zihninde ve en çok da ilişkilerimizde karşımıza çıkan bu muazzam evrensel işleyişi gelin yakından inceleyelim. Cinsiyetlerin Dansı: Hem Çatışma Hem İşbirliği Cinsellik ve kadın-erkek dinamikleri,

devamını oku

İçimizdeki ve Evrendeki Zıtlıkların Muhteşem Dansı: “Karşıtların Birliği”

Hayatımızdaki zıtlıkları genellikle birbirinin ezeli düşmanı olarak görürüz; iyi ile kötü, uyum ile çatışma, birlik ile ayrılık. Oysa Süreç Kuramı (Process Theory) bu geleneksel algıyı yıkarak bize bambaşka bir pencere açar: Karşıtlıklar birbirlerini yok eden güçler değil, aksine evrendeki tüm süreçleri düzenleyen temel dinamiklerdir. Zıtlar Aslında Düşman Değil, Ortaktır Kurama göre her süreç, birbiriyle sürekli

devamını oku

Evrenin ve Hayatımızın Görünmez Mimarı: Enerji, Bilgi ve Maddenin Ayrılmaz Dansı

Geleneksel olarak okulda öğrendiğimiz bilim, dünyayı kompartımanlara ayırmayı sever. Maddeyi kimya dersinde, enerjiyi fizikte, bilgiyi ise bilgisayar bilimlerinde ya da psikolojide inceleriz. Bize öğretilen bazı eski sistem teorileri de tam olarak böyle yapar; enerji, bilgi ve maddeyi birbirinden tamamen farklı üç ayrı yapı taşıymış gibi ele alır. Oysa Süreç Kuramı (Process Theory) bu katı ayrımı

devamını oku