Balık Yağı Neden Önemlidir? Günlük Sağlık İçin Doğru Seçim

Sağlıklı bir yaşam sürmek isteyen birçok kişi beslenmesine dikkat etmeye çalışır. Ancak modern yaşam koşullarında her besini yeterli miktarda almak her zaman mümkün olmayabilir. Bu noktada bazı doğal destekler devreye girer. Bunlardan biri de balık yağıdır. Özellikle omega‑3 yağ asitleri bakımından zengin olan bu değerli besin desteği, hem çocuklar hem de yetişkinler için önemli faydalar

okumak için tıklayınız

İnfo Haber : Yeni Nesil Dijital Haber Platformu

Dijital habercilik alanına hızlı bir giriş yapan infohaber.com, Türkiye ve dünya gündemini anlık olarak sunan yeni bir haber platformu olarak dikkat çekiyor. Ekonomi, siyaset, teknoloji, sağlık, spor ve kültür-sanat gibi farklı kategorilerde kapsamlı içerikler üreten site, hem bireysel okuyucular hem de sektör profesyonelleri için güvenilir bir kaynak olmayı hedefliyor. Yeni Bir Bakış Açısı ile Habercilik

okumak için tıklayınız

Sahada Güvenilir İletişim: Motorola Telsiz ile Kesintisiz Koordinasyon

Saha operasyonlarının başarısı, ekipler arasındaki iletişimin kalitesine bağlıdır. Özellikle hareketli ve gürültülü ortamlarda çalışan personel için hızlı ve net haberleşme hayati önem taşır. Bu noktada telsiz sistemleri, profesyonel iletişimin en güvenilir araçlarından biri olarak öne çıkar. Dayanıklılığı ve performansıyla tanınan motorola telsiz cihazları, zorlu çalışma koşullarında bile kesintisiz iletişim sağlar. Türkiye’de profesyonel telsiz çözümleri sunan vizyontelsiz.com.tr, farklı sektörlerin ihtiyaçlarına uygun

okumak için tıklayınız

ÇALIŞMA ORTAMINDA / İŞYERİNDE DEDİKODU – Psk. Banu Beyaz

 İşletmelerde informal ilişkilere örnek olabilecek en önemli kavramlar, bilginin gayri resmi bir yolla yayıldığı; dedikodu ve söylenti kavramlarıdır. Sözlükteki anlamı; konusu çekiştirme ya da kınama olan konuşmalara dedikodu denir. İş yerinde dedikoduyu psiko-sosyal bir ihtiyaç olarak ifade etmek yanlış olmaz. Dedikodu, kişinin çoğunlukla üçüncü şahıslarla ilgili, benlik ihtiyaçları doğrultusunda ortaya koyduğu bir tür tatmin şeklidir.

okumak için tıklayınız

Otistik Ruhun Labirenti: Arketipsel Canavarlar ve Sağlamcılığın İhaneti

Jungcu Gözle Farklılık Kompleksi: Beden, Neden Dev Bir Yamyama Dönüştü? Yazar: Âkil Bîçare (Fantezilerimiz, Sadece Kişisel Annemizin Değil, Kolektif Korkumuzun Aynasıdır.) Sağlamcı Toplumun dayattığı zorba otoriteleri konuşmak lazım I. Arketipin Aktivasyonu: “Korkunç Anne” ve Normalin Dayatılması Engelli bir çocuğun zihinsel sürekliliği henüz tam gelişmediği için, çevresindeki gerçekliği doğuştan gelen psişik imgelere (arketipsel formlara) göre şekillendirir.

okumak için tıklayınız

Oblomov karakteri, modern “anti-kahraman” tipinin erken bir örneği sayılabilir mi?

1. Anti-Kahraman Kavramı ve Kuramsal Çerçeve Anti-kahraman, klasik kahramanın (arete, cesaret, teleolojik ilerleme) özelliklerini taşımayan; çoğu zaman edilgen, çelişkili, ahlaki olarak muğlak ya da tarihsel etkinlikten yoksun figürdür. Modern romanda bu tip, epik bütünlüğün çözülmesiyle ortaya çıkar (Lukács, 1920/1971). Georg Lukács’a göre modern romanın kahramanı, “aşkın anlamın kaybı”nı temsil eden problematik bir özne haline gelir.

okumak için tıklayınız

Jung’un Otobiyografisindeki “Son Dönem Düşünceleri”

Jung’un otobiyografisindeki “Son Dönem Düşünceleri” bölümü, onun yaşamının son demlerinde din, kötülük problemi, insan bilincinin evrendeki işlevi, bireyselleşme ve sevgi (Eros) üzerine ulaştığı en derin felsefi ve psikolojik sentezleri içerir. Üç ana alt başlıkta işlenen bu düşünceler şu şekilde özetlenebilir: 1. Kötülük Problemi ve Tanrı İmgesindeki Çatlak Jung, bu bölümde özellikle Hıristiyanlığın dogmatik yapısını ve

okumak için tıklayınız

UTANÇ DUYGUSU HAKKINDA KISA BİR YAZI – Psk. Banu Beyaz

ÖZET Utanma nedir, bu duyguya yol açan durumlar nelerdir? utanç belirtileri, sonradan ortaya çıkan etkiler ne? Utanç yönetimi yapılabilir mi? Açıklayalım İÇERİK Giriş Doğuştan getirdiğimiz korku, kızgınlık, iğrenme gibi temel duygular insanoğlunu fiziksel olarak koruyup, yaşamda kalmasını sağlarken, utanç suçluluk gibi özbilinç duyguları toplumsal ve sosyal uyumu sağlayan duygulardır. Temel duygular yaşamın ilk 9 ayında

okumak için tıklayınız

“Öykü mü roman mı? Bu soru her okur ve genç yazar için bence hâlâ anlamlı bir soru…” Necati Tosuner yanıtlıyor

Biliyorsun, eskiden bir edebiyat dergisinin kapısından girip orada tutunmadan yazar olunamazdı. Şairler şiir matineleriyle falan ayrı bir halay çekseler de, temel hedef edebiyatçı olmaktı. Büyük heveslerle yayımlanan ilk kitapları, bazen yazarın kendisi unutmaya çalışırdı. Roman yazmak için acele edilmezdi. Acele edilirse, gazetelerde tefrikaya uygun romanlar yazmak ekmek parası diye bağışlanır gibi olsa da, her tefrika

okumak için tıklayınız

“Diyalogları nasıl kullanıyorsunuz?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Gündelik yaşamda çok sık karşılaşılır. “Canım, o öyle söyledi, ben de öyle söyledim!” denir. Demek ki, yazar ona nasıl söyletecek ki, ötekinin şöyle söylemesi kaçınılmaz olsun. Konuşan kişiler, yazarın diliyle değil, kendi ayrı ayrı dilleriyle konuşmalı. Şiveyle konuşulması, konuşulana gerçeklik katmaya yetmez. Susmayı iyi kullanmak, konuşmayı inandırıcı kılar. Moda olmuş deyişlerin bir gün demode olacağını

okumak için tıklayınız

“Okuru sarsmak gibi bir amacınız da oldu mu?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Sarsıcı olmak bir içtenliğe dayanmazsa, okur onu fark eder. Oysa yazar, okurun onu fark ettiğini asla bilemeyecektir. Ve kendini kandırmayı sürdürecektir. Elbette yazık olacaktır. Biliyorsun, ben yıllarca “kambur” öyküleri yazdım. Ama bir öykü ötekine hiç benzemezdi. O yüzden de her öykünün sarsıcılığı kendine özgü oluyordu. Belki bu nedenle, “Aman ya, kambursan kambursun!” diye bir tepki

okumak için tıklayınız

“Tam istediğiniz gibi bir dil kurduğunuzu düşünüyor musunuz?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Demin bir bilinçten söz ettim, zorunlu hareketler, dil. Bu gerçekte her yazar için geçerli. Kendi yazdıklarını güç beğenirlik, kendini sürekli bir denetleme altında tutmak oluyor. “Ben yazdım, oldu!” anlayışından sakınma, bende yerleşti, alışkanlığı da geçen bir ”kendiliğinden öyle” durumuna dönüştü. Yazarken, kalem nereye gidiyorsa, bırak gitsin! Çağrışımların bizi ulaştırdığı yerden ille de hoşnut kalmamız gerekmez.

okumak için tıklayınız

“Yazar yazdıklarının etkisini, okurda bulduğu karşılıkla mı tam olarak fark ediyor?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Bu olmaz, yazar okurunu görmez. Şimdi, paylaşmak diye bir şey var ya, Sait Faik okurlarıyla bir şey paylaşmazdı. Öyle bir derdi yoktu, oturur hikâyesini yazardı. Yazar bilmez, sadece etkilemeyi arzu eder. Ben 20 yaşımda İstanbul’a yazar olmaya geldim. Ufacık bir bekâr odası, uyduruk kontraplak bir masam, çekmecesinde öykülerim var. Köşede de de bir soba… Jack

okumak için tıklayınız

“Çocukluğunda kaptan olmak istemenin o günlerde okuduğun kitaplarla ilgisi var mı?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Yok yok hiç ilgisi yok. Biraz matrak olması da beklenir bir kitaptan. Sulhi Dölek’in “Korugan” kitabı matrak bir kitaptır. Sulhi zaten yakayı kurtaramamıştır mizahçı olmaktan… Edebiyatçılar arasında anlaşılmaz bir şey var; bir kitabı okuyup hüngür hüngür ağlarsan yazınsal değeri yüksek, gülersen edebiyat dışıdır. Mizah gibi. Hâlbuki işte orada çocuğun serüvenlerinde, yetişkinler kendi çocukluklarından izler de bulabilirler. Bilmiyorum, çocuk kitabı

okumak için tıklayınız

“Siz çocukluk ve ilkgençlik dönemlerinde okuduğunuz kitaplarda neye dikkat ederdiniz? Sizi etkileyen ne olurdu?” Necati Tosuner yanıtlıyor

Bir kere, çocuk kitabı diye özel olarak kitap okumadım. Kitap okurdum. Çünkü sakatlık nedeniyle uzun süreli yatmak zorunda kaldım. Hani kitap arkadaştır denir ya, geçekten de o yaşındaki Necati için en iyi arkadaş kitaptı. Evde kitap vardı. Babam da İstanbul’dan bir sürü kitap getirdi. O zamanlar çocuk kitabı diye bir ayrım yoktu. Kazım Taşkent’in Doğan Kardeş dergisi vardı. Kemalettin Tuğcu,

okumak için tıklayınız

Jung ve İmgeler

Jung, otobiyografisinin “İmgeler” bölümünde 1944 yılında ayağının kırılmasının hemen ardından geçirdiği ağır kalp krizi sonucunda, ölümün eşiğindeyken (kendi deyimiyle komadayken) yaşadığı ve hayat felsefesini derinden sarsan ölüme yakın deneyimlerini ve vizyonlarını anlatır. Bu bölümde genel olarak, ruhun dünyevi bağlardan kopuşunu, zaman ve mekânın ötesine geçişini ve evrensel bütünlüğü (benliğin tam gerçekleşmesini) deneyimlemesini ele alır. Jung’un

okumak için tıklayınız

Jung’un Hindistan’da (Kalküta’da Dizanteri tedavisi Gördükten Sonra) Gördüğü Kutsal Kâse Rüyası

Jung’un Hindistan’da (Kalküta’da dizanteri tedavisi gördükten sonra) gördüğü Kutsal Kâse rüyası, onun kendi kültürel köklerine ve asıl görevine geri dönmesini sağlayan güçlü bir uyarı ve uyanış anlamı taşır. Bu rüyanın içeriği ve Jung için taşıdığı anlam kaynaklara göre şu şekilde özetlenebilir: Rüyanın İçeriği: Jung rüyasında, yoğun Hindistan deneyimlerinin tam ortasında olmasına rağmen tamamen Avrupai bir

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung ve Hindistan Yolculuğu

Jung, 1938 yılında Kalküta Üniversitesi’nin 25. kuruluş yıldönümü için İngiliz hükümetinden aldığı davet üzerine Hindistan’a gitmiştir. Bu gezi, Jung’un sadece yeni bir kültürü gözlemlediği değil, aynı zamanda kendi içsel gerçeğini, Batılı kimliğini ve analitik psikolojisinin rotasını netleştirdiği bir dönüm noktası olmuştur. Hindistan yolculuğunun öne çıkan noktaları, Jung’un öğrendikleri, kendi sürecine katkıları ve eleştirileri kaynaklara göre

okumak için tıklayınız

Adalet Yolunda Yanınızda Güçlü Bir Destek

Hukuki uyuşmazlıklar, hayatın akışını değiştirebilecek kadar güçlü etkiye sahiptir. Bu nedenle uzmanlık, deneyim ve etik değerlere bağlılık gösteren bir avukatla çalışmak büyük avantaj sağlar. İzmir gibi canlı bir şehirde izmir avukatarayışı, yerel mevzuatı ve mahkeme uygulamalarını iyi bilen profesyonellerle sonuçlanır. Avukat izmir denildiğinde güven ve başarı hikayeleriyle anılan isimler, müvekkillerine kapsamlı hizmet sunar. İzmir boşanma avukatı olarak bilinen uzmanlar ise aile içi

okumak için tıklayınız

Ürkütücü bir tesadüf; Poe romanı, 1838. Gerçek olay: 1884. Öldürülen genç tayfa; Richard Parker

📖 1) Poe’nun Romanındaki Olay The Narrative of Arthur Gordon Pym of Nantucket – Edgar Allan Poe (1838) Romanda, gemi kazasından kurtulan dört kişi açlıkla karşı karşıya kalır.Kura çekilir ve Richard Parker adlı genç tayfa kaybeder.Diğerleri onu öldürüp yer. Bu karakter tamamen kurgusaldır. 🚢 2) Gerçek Olay (1884) Mignonette vakası 1884 yılında İngiliz yatı Mignonette,

okumak için tıklayınız