Winnicott’u Yeniden Okumak: Thomas Ogden’dan Gerçek Benliği Geri Alma Sanatı

Yaşanmamış Hayatın Keşfi: Psikanalitik Ortam Neden Bir “Geçiş Alanı” Olmalı? Yazar: Jungish (Winnicott’ın Şiirselliği ve Psikanalitik Duyarlılığın Yeni Sınırları) Aziz Okuyucularım, Ey Psikanalizin En Esrarengiz Dilini Çözmek İsteyenler! Şimdi size, çağdaş psikanalizin usta yorumcusu Thomas Ogden‘ın, İngiliz psikanalizin dahi ismi D.W. Winnicott‘un eserlerini nasıl okuduğuna dair derin bir analizi sunacağım. Ogden’a göre Winnicott’ı anlamak, sadece

okumak için tıklayınız

İlk Görüşme, İlk Travma: Ogden’dan Aktarım ve Karşı-Aktarımın Anatomisi

Analitik Üçüncü’nün Doğuşu: Odaya Girdiğiniz An Başlayan Bilinçdışı Drama Yazar: Jungish (Analist, Nasıl Olup da Hastasının Korkularını Kendi Zihninde Yaşamaya Başlar?) Aziz Okuyucularım, Ey Analizin Düğümünü İlk Anda Çözmek İsteyenler! Şimdi size, çağdaş psikanalizin bağımsız ve usta ismi Thomas Ogden‘ın, o kritik “ilk analitik görüşme” üzerine söylediklerini aktaracağım. Ogden’a göre, bu ilk karşılaşma, sonrakilerden farklı

okumak için tıklayınız

Yönetimin Derinlikleri: Otoritenin Psikanalitik Kökenleri Üzerine Bir İnceleme

Louis Adeane’in 1944-1945 yıllarında kaleme aldığı “Psikanaliz ve Yönetim” adlı ufuk açıcı makale, siyaset bilimini psikolojiyle kesiştiren radikal bir metindir. Adeane, örgütlü hükümet yapılarının, sadece siyasi veya ekonomik faktörlerle değil, bireyin en erken gelişim aşamalarından itibaren kök salmış psikolojik süreçlerlenasıl ayakta kaldığını ve nasıl desteklendiğini inceler. Bu yazı, Adeane’in psikanalitik teoriyi kullanarak otoritenin doğuşunu, yayılımını ve çöküşünü nasıl

okumak için tıklayınız

Balzac’ın Goriot Baba Romanının İlk Tepkileri: “Çöpçü” ve “Ahlaksız” Suçlamalarının Tarihsel Kökeni

Honoré de Balzac’ın 1834–1835 yılları arasında Revue de Paris’de tefrika edilen ve 1835’te kitaplaşan Le Père Goriot, yayımlandığı dönemde Fransız edebiyat çevrelerinde sert eleştirilere hedef olmuştur. Özellikle muhafazakâr eleştirmenler, Balzac’ın romanını “pislikleri eşeleyen”, “Paris’in çöplüğüne giren” ve “ahlaki çürümenin ayrıntılarını teşhir ederek okuru kirleten” bir eser olarak nitelendirmişlerdir. 1. Balzac’ın “Çöpçü” Olarak Suçlanması: Gerçekçiliğin Kirli

okumak için tıklayınız

Balzac’ın Goriot Baba’sı Kral Lear’ın Modern Versiyonu mu?

Honoré de Balzac’ın 1835 tarihli Le Père Goriot (Goriot Baba) romanı, yayımlandığı günden bu yana sıklıkla Shakespeare’in King Lear (Kral Lear) trajedisiyle karşılaştırılmıştır. Hem eleştirmenler hem de roman teorisyenleri, iki metin arasında özellikle “trajik baba figürü”, “çocukların nankörlüğü” ve “otoritenin çöküşü” gibi ortak temalara dikkat çekmiştir. Nitekim Sainte-Beuve, Goriot’yu “modern çağın Lear’ı” olarak nitelendiren ilk

okumak için tıklayınız

Bireyleşme (Individuation): Jung’un Kendini Gerçekleştirme Yolu

Bireyleşme (Individuation), Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisinin merkezinde yer alan, ruhsal gelişimin ve psikolojik olgunluğun ana hedefi olan süreçtir. Bu, bir bireyin Bütün Benlik (Self) hâline gelmesi, yani benzersizliğini tam olarak gerçekleştirmesi ve psişesinin tüm zıtlıklarını (bilinçli ve bilinçdışı, iyi ve kötü) başarılı bir şekilde entegre etmesidir. Sunduğunuz kaynaktaki temel argümanlar ve Jung’un bu sürece

okumak için tıklayınız

Kolektif Bilinçdışı: İnsanlığın Ortak Hafızası

Carl Gustav Jung’un Kolektif Bilinçdışı kavramı, analitik psikolojinin temelini oluşturan, en özgün ve en radikal fikirlerinden biridir. Sunduğunuz kaynağa göre, bu kavram, bir bireyin kişisel deneyimleriyle oluşmayan, aksine kalıtsal ve evrensel olan bir ruhsal katmanı ifade eder. 🧠 Kolektif Bilinçdışı Nedir? Kolektif Bilinçdışı, Kişisel Bilinçdışının (bireyin bastırılmış anıları, unutulmuş deneyimleri ve kompleksleri) altında yer alan,

okumak için tıklayınız

Jung’un Analitik Psikolojisinde Arketipler

Carl Gustav Jung’un analitik psikolojisinin en merkezi ve en derin kavramlarından biri Arketiplerdir. Basitçe, arketipler, insanlığın kolektif deneyiminden miras kalan ve tüm kültürlerde ortak olan evrensel, kalıtsal düşünce formlarıdır. Sunduğunuz kaynakta açıklanan temel noktaları ve Jung’un bu kavrama yaklaşımını aşağıda özetledim: 🧠 Arketip Nedir? Arketip, Kolektif Bilinçdışının yapı taşlarıdır. Bunlar, tecrübeyle edinilmiş kişisel içerikler değil,

okumak için tıklayınız

Rüyaların Gizemli Dili: Jung’un Analitik Psikolojisinde Bir Keşif Yolculuğu

Ey okuyucu! Gecenin örtüsü altında, akıl uykudayken ruhumuzun hangi dehlizlerde dolaştığını hiç düşündün mü? Carl Gustav Jung, o İsviçreli bilge, rüyaların sadece midenin ağırlığından ya da günlük sıkıntılardan ibaret olmadığını; bilakis, bilinçdışının bize gönderdiği şifreli mektuplar olduğunu söyler. Bu blog yazısı, Jung’un analitik psikolojisinde rüyaların taşıdığı paha biçilmez anlama bir pencere açmak ve o gece

okumak için tıklayınız

Carl Gustav Jung’dan Benlik ve Bilinçaltı Üzerine Sözler

Jung, psikolojinin sadece bir bilim değil, aynı zamanda insanın kendini bulma yolculuğu olduğuna inanan, mistisizmle bilimi harmanlamış bir filozoftur. Kendini Keşif ve Bütünlük (Individuation) Gölge ve Karanlık (Shadow) İlişkiler ve İnsan Doğası Bu sözlerden hangisi sizin için özellikle yankı uyandırdı ya da Jung’un hangi kavramı (arketip, gölge, kolektif bilinçdışı vb.) hakkında daha fazla bilgi almak

okumak için tıklayınız

Zihnin Alpleri ve Sanatın Sırrı: Nörobilim ve Edebiyatın Buluşması

İnsanın kendini ifade etme biçimlerini (sanat, edebiyat, felsefe) inceleyen beşeri bilimler ile beynin işleyişini araştıran nörobilim, aslında tek bir gizemin peşindedir: Zihin nedir ve nasıl çalışır? Norman N. Holland’ın makalesi, bu iki alanın, devasa bir Alp Dağı’nın (Zihin) iki zıt tarafından tünel kazan iki ekip gibi çalıştığını öne sürüyor. Her ne kadar yöntemleri farklı olsa

okumak için tıklayınız

Edebiyat Dersinde Riskli Okuma: Kitaplar Öğrencilerin Ruh Sağlığını Tehdit Eder mi?

Edebiyatın dönüştürücü gücü tartışılmazdır; ancak bir hikayedeki hasta, travmatik ya da intihara meyilli bir karakterle okuyucunun özdeşleşimi o kadar yoğunlaşabilir ki, bu durum kendi ruh sağlığını tehdit edebilir. Bu olguya “riskli okuma” denir. Profesör Jeffrey Berman’ın “Risk Altındaki Öğrencilere Ders Vermek” başlıklı makalesi, edebiyat öğretmenlerinin er ya da geç karşılaştığı kritik bir soruyu inceliyor: Öğrencilerimizin

okumak için tıklayınız

Romeo’nun Trajedisi Kader Değil, Çocukluk Travması mıydı?

Shakespeare’in Romeo ve Juliet trajedisi, genellikle yıldızların kötü hizalanmasıyla ya da aileler arasındaki kan davasının yarattığı talihsizliklerle açıklanır. Aşklarının önüne geçen dış engeller yüzünden genç aşıkların kurban olduğu düşünülür. Ancak Psikanalist Marvin Krims, oyuna klinik bir kulakla yaklaştığı makalesinde, trajedinin asıl motorunun Verona sokaklarında değil, Romeo’nun bilinçdışında yattığını iddia ediyor. Krims’e göre Romeo’nun yıkıcı davranışları,

okumak için tıklayınız

Başkalarını Anlamak İçin Önce Kendini Çözümle: Psikanalizde Öz-Analizin Gücü

Bir hastayı, bir yazarı, bir edebi karakteri veya kültürel bir objeyi psikanalitik açıdan anlamaya çalışırken, ne kadar nesnel kalabiliriz? Analiz koltuğunun bir tarafında oturmak, öteki tarafı tüm çıplaklığıyla görebileceğimiz anlamına gelir mi? Daniel Rancour-Laferriere, “Öz-Analiz Başka-Analizi Geliştirir” başlıklı makalesinde, bu sorunun cevabının “Hayır” olduğunu iddia ediyor. Yazara göre, “öteki” kim olursa olsun, o ötekiyi psikanalitik

okumak için tıklayınız

Freud’un Temel Yanılgısı: Oidipus Kompleksi Klinik Değil, Tiyatro Sahnesi Kanıtı mıydı?

Psikanalizin temel direği, hatta deyim yerindeyse “kilit taşı” olan bir kavram vardır: Oidipus Kompleksi. Çocukluk döneminde ebeveynlere yönelik arzu ve rekabet duygularını içeren bu teori, Freud tarafından tüm insanlık için evrensel bir çatışma olarak ilan edildi. Freud’un Kanıtı: Sofokles’in Gücü Freud, Oidipus kompleksini ilk kez kamuoyuna sunarken, teorisinin evrenselliğini desteklemek için neredeyse hiç klinik kanıt

okumak için tıklayınız

Ah, Şu Rüyaların Muamması! Kitaplar Anamızın Kucağı mı Ola, Beyler?

Ey, İstanbullu efendiler, hanımefendiler! Gecenin sükûneti çöktüğünde, başımızı yastığa koyup da o acayip, o karmakarışık alemlere dalmaktan kimimiz kurtulabilmiştir? Hani Viyana’da meşhur bir hekim varmış ya, Sigmund Freud Efendi. O, “Rüyaların Yorumu” namıyla bir eser kaleme almış ki, sanki insanın bütün iç alemini, bütün o nefsani hevesatını o kitaba sığdırmış. Fakat gel gör ki, insanın

okumak için tıklayınız

Nehrin Şehrinde Bela: Lacan’ın “Mektubun Ajanlığı” Üzerine Kritik Bir Portre

Jacques Lacan… Adını duyduğumuzda akla gelenler: Psikanaliz, yapısalcılık, Signifier ve Signified (Gösteren ve Gösterilen) ve tabii ki anlaşılması inanılmaz zor bir üslup. Fransız psikanalist, eserleriyle eleştiri ve edebiyat dünyasında derin izler bıraktı, ancak onu okuma deneyimi genellikle bir tür entelektüel mücadele olarak tanımlanır. Andrew M. Gordon’ın “Nehrin Şehrinde Bela, ya da Lacan’ın ‘Bilinçdışında Mektubun Ajanlığı’”

okumak için tıklayınız

BARAKA / Dünyanın Nabzına Dokunan Sessizlik – Luna Madanoğlu

Sessizliğin İlk Nefesi Baraka, izleyeni yalnızca bir belgeselin içine değil, dünyanın ritmine doğru taşır.Ron Fricke’in 1992’de dünyanın kutsal alanlarından modern şehirlerin karmaşasına uzanan geniş bir coğrafyada çektiği bu film, sözcükleri kullanmayı reddeder; çünkü söylemek yerine hissettirmeyi seçer.Baraka, bir hikâye anlatmaz — bir varoluş hali sunar. Doğanın Unutulmuş Nabzı Himalaya tapınaklarının dumanı, Amazon’un ağır nefesi, çöl

okumak için tıklayınız

Balzac’ın Goriot Baba’yı Yazım Süreci: Hız, Uykusuzluk ve Yoğun Çalışmanın Poetikasına Dair

Honoré de Balzac’ın üretim pratiği, 19. yüzyıl Fransız roman tarihinin en dikkat çekici çalışma rejimlerinden birini oluşturur. Yazarlığın fiziksel bir çileye, neredeyse manastıra kapanmış bir disipline dönüşmesi Balzac’ın biyografilerinde sıkça vurgulanan bir olgudur. Goriot Baba’nın (1835) yazım süreci de bu çileci estetiğin en belirgin örneklerinden biri olarak kabul edilir. Graham Robb’a göre Balzac, romanın büyük

okumak için tıklayınız

Balzac’ın Goriot Babası ve “Tekrar Eden Karakterler” Sisteminin Kuruluşu

Honoré de Balzac’ın İnsanlık Komedyası projesi, Fransız realist romanının yapısal mantığını değiştiren en özgün yeniliklerden biri olan “tekrar eden karakterler” ilkesine dayanır. Goriot Baba (1835), bu sistemin yalnızca bir örneği değil, aynı zamanda Balzac’ın geniş temsili dünyasında karakter dolaşımının ilk büyük kristalleşme anı olarak kabul edilir. Pierre Barbéris’in vurguladığı gibi Balzac, toplumu “organik bir bütün”

okumak için tıklayınız