Beni Duyabiliyor musun?

İngiltere Parlamentosu’ndaki konuşma, Nisan 2019 Benim adım Greta Thunberg. 16 yaşındayım. İsveçliyim. Gelecek nesiller adına konuşuyorum. Birçoğunuzun bizi dinlemek istemediğini biliyorum; sadece çocuk olduğumuzu söylüyorsunuz. Ama biz sadece birleşik iklim biliminin mesajını tekrarlıyoruz. Birçoğunuz değerli ders zamanımızı boşa harcadığımızdan endişeleniyor gibi görünüyor, ancak bilimi dinlemeye ve bize bir gelecek vermeye başladığınız anda okula döneceğimizi garanti

okumak için tıklayınız

“Nuh’un Gemisini Kim İnşa Edecek?” (Mike Davis, 2010)

Mike Davis’in bu makalesi, yaklaşmakta olan iklim krizini, Nuh Tufanı’na benzeyen kaçınılmaz bir felaket metaforu üzerinden ele alır. Temel tezi, bu küresel felaket karşısında toplumun “hepimiz aynı gemideyiz” söyleminin aksine, derin bir sınıfsal bölünmüşlük yaşadığıdır. Makalenin ana fikirleri şunlardır: Kaynak : https://cominsitu.wordpress.com/2019/10/09/who-will-build-the-ark-davis-2010/

okumak için tıklayınız

Theodor W. Adorno’s “Hegel: Three Studies” (Hegel: Üç Çalışma)

Adorno’nun “Hegel: Üç Çalışma” Eserinin Özeti Theodor W. Adorno’nun “Hegel: Üç Çalışma”sı, G.W.F. Hegel’in felsefesine yönelik standart ve çoğu zaman “totaliter” olarak damgalanan yorumlara karşı derinlemesine bir eleştiri ve yeniden değerlendirme çabasıdır. Adorno, Hegel’i körü körüne yüceltmez veya reddetmez; bunun yerine, onun sistemindeki “çatlakları” ve “çelişkileri” vurgulayarak, Hegel’in felsefesinin içindeki devrimci ve eleştirel potansiyeli ortaya

okumak için tıklayınız

Zencinin Kaderi ve Sermayenin Kirli Defteri: Ecnebi Bir Âlimin Acayip Tahlili

Yazan: Jungish Bizim aklımız neye erer? Kapitalizm denilen illet, paranın, kârın, hırsın nizamıdır. Bu nizamın içinde, patron denilen güruh, amele sınıfını daha kolay sömürmek için araya fitne fesat sokar. “Aman,” der, “bunlar birleşmesin!” Tutup birine, “Sen beyazsın, âlâsın,” der, ötekine “Sen karasın, aşağılıksın,” der. Böylece işçileri birbirine kırdırır, kendi de köşkünde viskisini yudumlar. Bizim bildiğimiz

okumak için tıklayınız

“Mülksüzleştirenlerin Mülksüzleştirilmesi” Makalesinin Özeti

Jacob Blumenfeld’in bu makalesi, Marksist teorinin en ünlü sloganlarından biri olan “mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmesi” kavramını, geleneksel hukuki ve siyasi anlamının ötesinde, daha derin bir teorik çerçevede yeniden analiz eder. Yazar, Karl Marx’ın bu ifadeyi kapitalist birikim sürecinin kaçınılmaz bir sonucu ve devrimin temel içeriği olarak nasıl kullandığını inceler. Makalenin ana fikirleri şunlardır: Sonuç olarak makale, “mülksüzleştirenlerin

okumak için tıklayınız

Amerika’nın O Acayip Paşası

Yazan: Jungish Bizim ahşap konağın penceresinden dışarı bakıp, şu dünyanın haline hayret etmediğim bir gün bile geçmiyor. Lakin en çok da şu dit-i derya (denizaşırı) memleket olan Amerika’nın haline şaşıyorum. Hani o pek zengin, pek medeni, pek de nizamlı intizamlı geçinen zevat… Meğer onların da içi ne kadar çürümüş, ne kadar kokmuş da haberimiz yokmuş!

okumak için tıklayınız

Hegel’in Tinin Görüngübilimi: Bir Yeniden Değerlendirme

Gary Browning’in “Hegel’in Tinin Görüngübilimi: Bir Yeniden Değerlendirme” başlıklı makalesi, felsefe tarihinin en zorlu metinlerinden birini ele alıyor. Felsefeyle ilgilenen herkesin korkulu rüyası olan bir kitap vardır: Hegel’in Tinin Görüngübilimi (Phenomenology of Spirit). Adı bile karmaşıktır, sayfaları anlaşılmaz terimler ve upuzun cümlelerle doludur. Çoğu kişi bu kitabı, ya bir dünya tarihi özeti ya da Hegel’in

okumak için tıklayınız

Hürriyet Dediğin Altın Bir Tasma mı? Yeni Zaman Esirleri Üzerine Bir Kıssa

Yazan: Jungish Bu yeni zamanın adamları, göğüslerini gere gere, “Biz hür bir dünyada yaşıyoruz!” diye böbürlenip dururlar. “Ah o eski devirler,” derler, “ne fenaydı! İnsanlar bir ağanın, bir beyin malıydı. Tarladan ayrılamaz, efendisinden izinsiz evlenemezdi. Onlar ‘serf’ idi, yani kul idi, köle idi. Ama biz, çok şükür, hür vatandaşlarız!” Geçen gün elime bu “hürriyet” meselesi

okumak için tıklayınız

İçimizdeki O Zaptedilemez Pınar: Adorno Efendi’nin Gözünden “Normal” Yalanı ve Aşkın Vahşi Hali

Yazan: Jungish Bu ecnebi filozofların kitaplarını karıştırdıkça, insanın aklı bir tülbent gibi hem açılıyor hem de bir o kadar bulanıyor. Geçen gün elime yine o Alman mektebinin en huysuz, en çatık kaşlı âlimi olan Theodor Adorno Efendi’nin bir fikri geçti. Adam tutmuş, bizim o pek “medeni” sandığımız nizamımızın, insanın en temel, en vahşi güdüsünü, yani

okumak için tıklayınız

İçimizdeki Efendi Memur Şeytan: Kötülüğün O Pek Sıkıcı, Pek Sıradan Sureti Üzerine Bir Kıssa

Felsefenin ve psikolojinin en rahatsız edici meselelerinden biridir : “Kötülüğün Sıradanlığı” .. Yazan: MJungish Biz bu “kötülük” lafını duyunca aklımıza hep o filmlerdeki gibi şaşalı, pek bir fiyakalı canavarlar gelir. Gözlerinden ateş fışkıran, şeytani kahkahalar atan, dünyayı ele geçirmek için acayip planlar yapan mahluklar… Lakin geçen gün elime Hannah Arendt ‘ın, o meşhur Nazi subayı

okumak için tıklayınız

Akıl Hastanesinden Çıkan Kraliçe: İçimizdeki O Hem Bilge Hem de ”Zır Deli Kadın ”Üzerine Bir Kıssa

Psikolojinin en fırtınalı, en trajik ve en ilham verici kadın figürlerinden birini, Sabina Spielrein’i biraz tanıyalım. Yazan: Jungish Bu ecnebi ruh hekimlerinin, o pek meşhur Freud Efendi ile onun bir vakitler çırağı olan Jung Bey’in defterlerini karıştırdıkça, insanın karşısına acayip hikâyeler, tuhaf karakterler çıkıyor. Lakin hiçbiri, o Rus diyarından çıkıp gelmiş Sabina Spielrein ismindeki bir

okumak için tıklayınız

İyi-Kötü ile Doğru-Yanlış Arasındaki Gizli Bağlantılar

Temel Tanımlamalar ve Ayrım Noktaları İyi-kötü kavramları, eylemlerin veya durumların değer yargısı üzerinden değerlendirildiği bir çerçeveyi ifade ederken, doğru-yanlış kavramları gerçeklik ile uyum veya mantıksal tutarlılık temelinde işler. İyi-kötü, genellikle ahlaki fayda veya zarar potansiyeline odaklanır ve bireysel veya toplumsal sonuçlara göre şekillenir; örneğin, bir eylem bir grup için faydalıysa iyi, zararlıysa kötü olarak sınıflandırılır.

okumak için tıklayınız

Doğru ve Yanlışın Göreceliği ile Gerçeğin İlişkisi Üzerine Felsefi Bir Keşif

Luna MADANOĞLU Görecelilik Kavramının Temel Tanımı Doğru ve yanlış kavramları, bireylerin algılarına, kültürel normlara veya belirli bağlamlara göre değişkenlik gösterip göstermediği sorusu, felsefenin merkezî problemlerinden birini oluşturur. Görecelilik ilkesi, bir önermenin doğruluğunun evrensel bir ölçütten ziyade, belirli bir referans çerçevesine –ki bu dilsel yapı, bireysel deneyim veya toplumsal gelenekler olabilir– bağlı olduğunu öne sürer. Örneğin,

okumak için tıklayınız

Sartre’ın Kötü Niyet Kavramı: Modern Psikoloji ve Özgürlükte Temel Katkılar

Kötü Niyetin Tanımı ve Temel Unsurları Jean-Paul Sartre’ın kötü niyet kavramı, bireyin kendi varoluşsal gerçekliğini inkar etmesi olarak tanımlanır. Bu inkar, bireyin özgürlüğünü kabul etmemesi ve kendini nesneleştirerek sorumluluktan kaçması şeklinde ortaya çıkar. Kötü niyet, bireyin faktisite (gerçeklik) ve aşkınlık (özgürlük) arasındaki gerilimi yönetememesinden kaynaklanır. Faktisite, bireyin geçmiş eylemleri ve durumlarıyla belirlenmiş yönlerini ifade ederken,

okumak için tıklayınız

Adorno’nun Özerk Sanat Anlayışı ve Popüler Kültürün Karşıt Dinamikleri

Özerk Sanatın Temel Özellikleri Adorno’nun özerk sanat kavramı, sanat eserinin dış etkenlerden bağımsızlığını vurgular. Bu yaklaşımda sanat, piyasa baskılarından, ideolojik dayatmalardan ve toplumsal beklentilerden arınmış bir alan olarak tanımlanır. Sanatçı, eserini içsel zorunluluklara göre şekillendirir; bu, biçimsel yenilik ve içerik bütünlüğünü ön plana çıkarır. Özerk sanat, izleyiciyi pasif tüketimden uzaklaştırarak aktif bir düşünme süreci başlatır.

okumak için tıklayınız

Nietzsche’nin Zerdüşt’ü Işığında Bengidönüş: Özgürlük mü Lanet mi?

Kavramın Temel Tanımı Bengidönüş, sonsuz bir döngüsel tekrar fikrini ifade eder. Bu süreçte her olay, her varlık ve her an sonsuza dek aynı şekilde yeniden yaşanır. Nietzsche’nin Böyle Buyurdu Zerdüşt’ünde bu, evrenin yapısal bir özelliği olarak sunulur. Tekrarın kaçınılmazlığı, bireyin varoluşsal konumunu doğrudan etkiler. Özgürlük, bireyin seçim yapma kapasitesiyle ölçülürken, lanet ise istenmeyen zorunluluk olarak

okumak için tıklayınız

Cehalet körlüğü (Dunning-Kruger etkisi): Yetersiz bilgi veya beceriye sahip bireyler, kendi yetersizliklerini fark edemez, kendi performanslarını aşırı derecede yüksek değerlendirirler.

1. Kavramsal Tanım Dunning-Kruger etkisi, 1999 yılında sosyal psikologlar David Dunning ve Justin Kruger tarafından tanımlanmıştır. Temel hipotez şudur: Yetersiz bilgi veya beceriye sahip bireyler, kendi yetersizliklerini fark edemez ve bu nedenle kendi performanslarını aşırı derecede yüksek değerlendirirler. Bu fenomen, yalnızca kişisel yetenekleri değil, aynı zamanda bilgi, muhakeme ve sosyal beceriler gibi alanları da kapsar.

okumak için tıklayınız

Kendinin cahil olduğunu nasıl anlarsın?

“Kendinin cahil olduğunu anlamak” aslında hem epistemolojik hem de psikolojik bir sorudur. 1. Epistemolojik Perspektif: Bilgi ve Bilinçsizlik Felsefe tarihinde bu konu, özellikle Sokratik gelenekte öne çıkar. Sokrat, “Bilgi sahibi olduğumu sandığımda aslında cahil olduğumu fark ediyorum” der gibi bir yaklaşım sergiler. Yani, bir kişi kendi cehaletini fark ettiğinde, aslında bilgiye dair ilk adımı atmış

okumak için tıklayınız

Antik Yunan felsefesinin çağımıza etkileri

Aşağıda Antik Yunan felsefesinin (MÖ yaklaşık 7.–3. yüzyıllar arası; Presokratikler, Sokrates, Platon, Aristoteles, Stoacılar, Epikurosçular vb.) modern (çağdaş) düşünce, bilim, politika ve kültür üzerindeki etkileri sistematik ve eleştirel bir biçimde incelenmiştir. Her bölüm önce temel iddiaları belirtir, sonra etkilenme mekanizmalarını, somut örnekleri ve sınırlamaları tartışır. 1. Metafizik ve ontoloji — varlık, neden ve kategoriler Temel

okumak için tıklayınız

Bireyin anlam arayışı neden zorlaşmaktadır?

Tanrısal Merkezin Kaybı: Nietzsche’nin “Tanrı’nın Ölümü” Felsefe tarihi boyunca insan, varoluşuna anlam kazandırmak için çoğunlukla aşkın bir merkeze başvurmuştur. Tanrı, hakikatin hem kaynağı hem de teminatıydı; değerlerin ölçüsü, yaşamın yönü, insanın kendini konumlandırdığı metafizik eksendi. Ancak Nietzsche’nin ünlü “Tanrı öldü” sözü, yalnızca bir inançsızlık bildirimi değildir; bu ifade, Batı metafiziğinin çöktüğü bir dönüm noktasını simgeler.

okumak için tıklayınız