Buda’nın Yaşamı ve Felsefesi (Budizm Din Midir, Felsefe Midir?)

Bu videoda Buda ve Budizm felsefi açısından inceleniyor… Her şey değişimdir, öz yoktur… Buda’nın 2.500 yıl önce, düşünerek ve meditasyonlar la vardığı sonuç, bu gün çağdaş felsefenin geldiği nokta olması açısından, gerçek Budizm’in bir din mi yoksa bir felsefi öğreti mi olduğu sorusunu tartışmaya açıyor. Tabi halkın bir felsefi yaklaşımı daha sonra din haline getirmesi

okumak için tıklayınız

Uygarlığın ilk işareti nedir? Yanıt: “Kırılıp iyileşmiş uyluk kemiği”

Margaret Mead, 1901 – 1978 yılları arasında yaşamış ABD’li bir antropolog. Bu alanda yetkin biri olarak tanınmış iz bırakmış biri. Ona bir öğrencisi bir derste sormuş: “Uygarlığın ilk işareti nedir?” diye. Bir antropologa bu soruyu sorarsanız insan eliyle yapılmış bir aleti cevap olarak söylemesini beklersiniz değil mi? Avlanmakta kullanılan keskinleştirilmiş bir taş, kilden yapılmış bir

okumak için tıklayınız

Tomorrow Will Be Another Day – Nilgün Marmara

TOMORROW WILL BE ANOTHER DAY -sevim’e- Belki ona gideriz yarın, Belleksiz sevgiliye, Poplin elli korkak çocuğa, Duyarlığı, unutkanlığının kanı anaya- Ona belki gideriz yarın, Gören gözlü kör güzele, Çılgın gülüşlü bebeğe, Yüreği, sızlanan ruhunun göğü yavrucağa- Yarın gideriz belki ona, Unutuşun türküsü, bekleyiş tortusunda, Esnek kokulu çiçeğe, Kaynak bakışlı Venüs’e- Ya nasıl dönüş sonra? Nilgün

okumak için tıklayınız

Toz-Dem – Nilgün Marmara

TOZ-DEM Kısacıktı karşı yolculuklarımız kara ve deniz üzerinde- Şafağın bodrumuna inerken sen, Hançerin ivmesiyle yükselirdim dul pencerelere. Azıcıktı köpük boz denizde ve karada Koyu bir saatin içinden çıkılamadı bir an yine de! Belki gülden kalma bir iz yanağındaki, Eski sabahın sarı gülünden üzerine deli gözünü bıraktığın… Öldüğünde, çekmecemde duran bu göz, incelikle çıkarılacak, bir jiletin

okumak için tıklayınız

Kuğu Ezgisi – Nilgün Marmara

KUĞU EZGİSİ Kuğuların ölüm öncesi ezgileri şiirlerim, Yalpalayan hayatımın kara çarşaflı bekçi gizleri. Ne zamandır ertelediğim her acı, Çıt çıkarıyor artık, başlıyor yeni bir ezgi, -bu şiir – Sendelerken yaşamım ve bilinmez yönlerim, Dost kalmak zorunda bana ve sizlere! Çünkü saldırgan olandan kopmuştur o, uykusunu bölen derin arzudan. Büyüsünü bir içtenlikten alırsa Kendi saf şiddetini

okumak için tıklayınız

Kan Atlası – Nilgün Marmara

KAN ATLASI Emel’e “Ben babamın yuvarladığı çığın altında kaldım.” Çolak mırıltılarla dövmelenen çocuk her gün her gece eğer adasında, Gözü ağzı elinden alınmış, yosunlar sarmış bedenini çığlıklarken bunu su içinde… Karada, hançer suratlı abinin rüzgarında uçar adımları. Geçmiş ilmeğinde saklıdır arzusu İçinden karanlık, tekrar ve ilenç sızdıran hayret taşında. Soruyor hatırasında, “sırtımda ve sırtında gezinen

okumak için tıklayınız

Canım Sıkıntı Sınırı – Nilgün Marmara

CANIM SIKINTI SINIRI Aydınlıkta köhneliği belirginleşen ve kentte ve konutta hiçbir şey neyse ben oyum. Öylesine bağsız ve yeğniyim ki bu hafifliğin şiddetinin bedelini bir gün öderim diye düşünüyorum. Sanki varoluş beni cezalandırmak ister gibi; yoğunluğundan bana düşen payını benden geri alarak bu yoğunluğa, olur olmadık herkese ve her şeye fazlasıyla katlayarak sunuyor. Ülkem yok,

okumak için tıklayınız

Çok Güzel – Nilgün Marmara

ÇOK GÜZEL Durma artık burada uysal âşık! Aydınlık milinin yatağında. Bilemiyoruz belki de meşe o ağacın adı, Anlayamıyoruz varolduğumuzu gölgesinde ağırbaşlılığının. Veda geliyor şimdi, öğretmek için sergilenmeyi, uçuşan geriye dönen vakitte. Kime, kime gönderiyor incelen yapraklarını yüzün, kavisin beyaz yanağıyla? Bu aklıkta, minarem mavi benim. Işığım denize kayıyor, bir sayıklama izleğiyle, bir zamanlar pay verdiğimiz

okumak için tıklayınız

Düşü Ne Biliyorum – Nilgün Marmara

DÜŞÜ NE BİLİYORUM Kimdi o kedi, zamanın eşyayı örseleyen korkusunda eğerek kuşları yemlerine, bana ve suçlarıma dolanan? Gök kaçınca üzerimizden ve yıldız dengi çözüldüğünde neydi yaklaşan yanan yatağından aslanlar geçirmiş ve gömütünün kapağı hep açık olana? Yedi tül ardında yazgı uşağı, görüldüğünde tek boyutlu düzlüktür o ve bağlanmıştır körler örümcek salyası kablolarla birbirine sevişirken, iskeletin

okumak için tıklayınız

Gökkuşağından Darağacı – Nilgün Marmara

GÖKKUŞAĞINDAN DARAĞACI Şimdi’nin bedeni yok, Yontuyor geçmiş bilgisiyle gelecek belki olur diye taşı, taşını kokluyor yontu dağılıyor… Şimdi’si yitik bundan boyuyor boyuyor evine aldığı ağacın üzerine tüneyip duvarını, tavanını, geçmişi ve geleceği ve her yanını; dal kırılıyor… Şimdi’si yitik diziyor diziyor notalarını, göğe ışık üzerine boncuklarını, ucuza getiriyor varlığını sonsuzun sessizliğiyle sonlunun gürültüsü arasında, O

okumak için tıklayınız

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Tolstoy’un “Savaş ve Barış” romanını niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur “ beklemesini bilen için her şey zamanında olur.” #levtolstoy #savaşvebarış #warandpeace #roman #insanokur #literature #edebiyat #books ♬ The Pink Panter Theme 顽皮豹 – 器乐  

okumak için tıklayınız

Franz Kafka’nın “Dönüşüm”öyküsünü niye okumalısınız? İşte size 3 sebep:

Franz Kafka’nın “Dönüşüm”öyküsünü niye okumalısınız? İşte size 3 sebep: @insanokur Gregor Samsa bir sabah bunaltıcı düşlerden uyandığında, kendini yatağında devasa bir böceğe dönüşmüş olarak buldu.” #kafka #dönüşüm #roman #insanokur ♬ The Pink Panter Theme 顽皮豹 – 器乐

okumak için tıklayınız

Bir Varmış Bir Yokmuş – Aziz Nesin (Seslendiren: Jülide Kural)

Tiyatro ve sinema oyuncusu Jülide Kural, Aziz Nesin’in Bir Varmış Bir Yokmuş isimli masalını seslendiriyor. Aziz Nesin’in Çocuklara En Güzel Masallar adlı kitabında yer alan bu masallar, Açık Radyo’da, “Gel Zaman Git Zaman” adlı programda yayınlanmış, Nesin Yayınevi tarafından CD formatında çoğaltılarak Aziz Nesin okurlarına öykü ve roman setleriyle birlikte hediye olarak dağıtılmıştır. Başta sanatçı

okumak için tıklayınız

Baba İlyas, Baba İshak ve Babailer Ayaklanması – Ayşe Hür

Bazı kaynaklara göre 10 Muharrem 637 (12 Ağustos 1239) Cuma günü, bazı kaynaklara göre ise 1 Ağustos 1240 Çarşamba günü başlayan Babai İsyanlarının mahiyetini anlamak için biraz önceye gitmek gerekir. 1211’de Rum (Anadolu) Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev’in ölümü üzerine oğulları I. İzzeddin Keykavus ve I. Alaaddin Keykubad arasındaki iktidar mücadelesi ülkenin toplumsal dokusuna ve

okumak için tıklayınız