Sokaktan Geçen Kadın – Sait Faik Abasıyanık

SOKAKTAN GEÇEN KADIN Soluk, güzel yüzlü bir kadındı. Sarı denecek kadar açık, berrak gözlerinin kenarlarında dost, arkadaş, ahbap bir ifade vardı. Her hoşuma giden yüze gözlerimi açarak bakarım. Gözlerimdeki bozukluğu doktora göstermiş değilim. Kadını geçtikten sonra bile düşünmeme sebep bana acır gibi bakması oldu. “Ah bu gözlerim,” dedim… Gözlerime daha bir takım ağır lâflar edeceğimi

okumak için tıklayınız

Sivri Ada Geceleri – Sait Faik Abasıyanık

SİVRİ ADA GECELERİ Güneş batıyor, martılar haykırıyor, karabataklar sudan çıkmış, ıslak kanatlarını kaldırabilmek için deli gibi çırpınıyorlar, ayı balığı büyük bir nefesle çıkıyor. Büyük bir nefesle tekrar dalıyor. Martılar geliyor, karabataklar gidiyor. Akşam büyük bir vaveyla içinde vahşi, kırmızı dalgalar esmer kayaları dövüyor. Mağaranın içinde Kalafat, kıpkırmızı lekelerle sular içinde karides avlıyordu. – Sotiri, diye

okumak için tıklayınız

Sinağrit Baba – Sait Faik Abasıyanık

SİNAĞRİT BABA “Cehennem Nişanı”nda beş sandaldık. Güzel bir ocak akşamı. Hava lodos. Denize kırmızı rengin türlüsü yayılmış. Çok kaynamış ıhlamur rengindeki hayvan, geniş, ölü dalgalar. Sandallar ağır ağır sallanıyor, oltalar bekliyor, insanlar susuyor. Otuz sekiz kulaç suyun altındaki derin sessizliğe, dibindeki dallı budaklı kayalara yedi rengin en koyusu girer mi şimdi? Sinağrit baba döner mi

okumak için tıklayınız

Meserret Oteli – Sait Faik Abasıyanık

MESERRET OTELİ İstasyona iki erkekle bir kadın indi. Yağmur çok şiddetli yağıyordu. Genç bir hamal, bu üç kişilik grubun eşyalarını yüklendi. Kadın, hamala, — Meserret Oteli’ne, dedi. Hamal, — Meserret Oteli’ne mi? diye sordu. Bu soruşta, işitmemekten değil, bu güzel sözü bir daha tekrarlatmak isteyen, acemi bir haletiruhiye var gibiydi. Kadının sesi, yağmurlu havanın içine

okumak için tıklayınız

Lüzumsuz Adam – Sait Faik Abasıyanık

LÜZUMSUZ ADAM Ben bir acayip oldum. Gözüm kimseyi görmüyor, kimsenin kapı­mı çalmasını istemiyorum. Dünyanın en sevimli insanları olan posta müvezzilerinin bile… Mahallemden pek memnunum. Yedi senedir çıkmadım oradan desem yeri. Hiçbir dostum da nerede oturduğumu bilmiyor. Mahallem dediğim; şu yedi senedir -üç ayda bir Karaköy’e inip dükkân kirasını almak bir yana- yaşadığım yer, üç dört

okumak için tıklayınız

İpek Mendil – Sait Faik Abasıyanık

İPEK MENDİL İpek fabrikasının geniş cephesi ayla ışıldadı. Kapının önün­den birkaç kişi acele acele geçtiler. Ben isteksiz, nereye gideceği meçhul adımlarla yürürken kapıcı, arkamdan seslendi: — Nereye? — Şöyle bir gezineyim, dedim. — Cambaza gitmiyor musun? Cevap vermediğimi görünce ilave etti: — Herkes gidiyor. Bursa’ya daha böylesi gelmemiş. — Hiç niyetim yok, dedim.Yalvardı, yalvardı, beni,

okumak için tıklayınız

Hallaç – Sait Faik Abasıyanık

HALLAÇ Vapurdan çıkarken onu fark etmiştim. Omzundaki dikkatimi çekmişti. Her zaman yanılırım: O omzundaki şeyi bir musiki aletine, bir eski zaman okuna benzetirdim de… Hallacın kirişiydi. Yine öyle oldu. Görmediğim, bilmediğim bir musiki âleti ile hallaç kirişini birbirine karıştırıp eski romanlarda resimlerini gördüğüm seyyar mızıkacılardan hallaca, hallaçtan seyyar mızıkacılara bir saniyede gidip geldim… Yaz yeni

okumak için tıklayınız

Güğüm – Sait Faik Abasıyanık

GÜĞÜM Birdenbire evimi özledim. Anam buruşmuş oturuyordu. Ayva ağacında kuş vardı. Sonra penceremin altına, keskin hançer yapraklı, kabuğu ayrılmış bu okaliptüsü kim dikmişti? Zeytin yeşili yapraklarını sonbaharda kadınlar gelir, anamdan rica eder, toplarlardı. Öksürüklere, soğuk algınlıklarına birebir gelirmiş. Sonra bahçemizde sekiz ördekle iki küçük köpek vardı. Unnap ağacı dikenliydi. Komşuda nar vardı. Unnabın yemişi, yemişlerin

okumak için tıklayınız

Dülger Balığının Ölümü – Sait Faik Abasıyanık

DÜLGER BALIĞININ ÖLÜMÜ Hepsinin gözleri güzeldir. Hepsinin canlıyken pulları kadın elbiselerine, kadın kulaklarına, kadın göğüslerine takılmaya değer. Nedir o elmaslar, yakutlar, akikler, zümrütler, şunlar bunlar?… Mümkün olsaydı da balolara canlı balık sırtlarının yanar döner renkleriyle gidebilselerdi bayanlar; balıkçılar milyon, balıklar şan ü şeref kazanırdı. Ne yazık ki soluverir ölür ölmez, öyle ki, büzülmüş böceklere döner

okumak için tıklayınız

Çatışma – Sait Faik Abasıyanık

ÇATIŞMA Çürümeden çok önce, galiba kokuşmadan da evvel, ölümle dirim arasında geçen kavganın sonundaki boşlukta; birtakım ecza şişelerinin küçüklü büyüklü, sıra sıra dizildikleri, ağızlarını açıp bekleştikleri zamanı; ötekisi ile; sıcacık bir oda ve bir sepet içinde kokmaya, bir kurt yüzünden bozulmaya, delirmeye, canlanmaya hazırlandıkları zaman parçası ile karıştırıyorum. Burnuma yıldızlardan, çamurdan, tohumdan, yosundan, denizden, albümin

okumak için tıklayınız

Birtakım İnsanlar (öykü) – Sait Faik Abasıyanık

BİRTAKIM İNSANLAR Gece. Saat on ikiyi on geçiyor. Taksim’de saatin altında tramvay bekliyorum. Öyle olmasa bu kadar ince eleyip sık dokumaya lüzum görmez; vakit gece yarısını geçmişti, derdim. Epey oluyor. Baharın bu soğuk günlerinde, şu devam eden kıştan bir buz gibi gece hatırıma geliyor. O zamanlar daha bahardan haber bile yoktu. Şimdi ne kadar olsa

okumak için tıklayınız

Bir İlkbahar Hikayesi – Sait Faik Abasıyanık

BİR İLKBAHAR HİKAYESİ İlkbahar bir bayram, bir uyanış, bir mucize, bir çılgınlık, olmayacak gibi duran bir şeyin oluşu; ilkbahar şu, ilkbahar bu… Kuş, papatya, gelincik, çayır, çimen, ağaç, çiçek, mimoza, zakkum, su sesi, hindiba, çingene, kuzu…Klasik ilkbaharların içinde hepsinin; hatta sülüğün bile yeri vardır. Unuttuklarım da çoktur a, en mühimi nisan, mayıs güneşi. Yaşı kırkı

okumak için tıklayınız

Fanatizm ve cehalet sürekli aktif olduğu için sürekli beslenmeye ihtiyaç duyarlar.

“Sadece bir teori” Nitelikli bilimsel eğitimin ‘mantık’ dersi ile başlamasının açık bir nedeni vardır. Öğrenmenin ne olduğunu öğrenmeden başlanacak bir öğrenme, bilgeliği değil, cehaleti ve bağnazlığı büyütür. Bir diğer önemli ön eğitim ise sözcüklerin anlamı konusundadır. Sözcüklerin anlamlarının, cümle içinde, tarih içinde, farklı toplumlar içinde, bağlam içinde, kasıt içinde, bilimsel disiplin içinde değişebileceği gerçeğine farkındalık

okumak için tıklayınız

Algoritma sizi gözetliyor!

2012 yılında Target perakende zincirinin Minneapolis şehrindeki şubelerinden birine giren öfkeli bir adam doğrudan müdürün odasına yöneldi. ‘Kızıma nasıl böyle bir e-mail gönderirsiniz? O hala lise öğrencisi!’ diye bağırarak süpermarketin potansiyel müşterilerine gönderdiği pazarlama e-maillerden birini gösterdi. E-mail, gülümseyen bebek resimleri ile doluydu ve bebek beşiği, bebek elbiseleri, mama ve bakım malzemeleri gibi ürünleri tanıtıyordu. ‘Çocukları

okumak için tıklayınız

İşte internetin ilk web sitesi

6 Ağustos 1991 günü, Amerika Bülteni’nin büyük büyük büyük babası, yani internetin ilk web sitesi açıldı ve internetin tarihi yeniden yazıldı. İngiliz fizik mühendisi ve bilgisayar uzmanı Tim Berners-Lee,  1989 yılında iletişim yönetimi konusunda yeni sistem önerdi. Aynı yılın Kasım ayında ise Hypertext Transfer Protocol (HTTP) kullanıcısı ile sunucusu (server) arasında ilk başarılı iletişimi kurmayı başardı. Aynı

okumak için tıklayınız

Sıyrılıp Gelen – Ahmet Telli (seslendiren: Grup Yorum)

SIYRILIP GELEN Soluk bir ay dolanıyor kentin üstünde her gece Her gece bilge bir gezgin tavrıyla adımlıyor yolunu Güz yanığı bir durgun sessizlikle örtülü her şey ve yırtılmış bir tül gibi savrulup duruyor zaman Suların sesini dinle şimdi ormanın fısıldayışlarını usulca yarılıyor dağların göğsü bir aşkı dinlendirmek için Ve gözleri uzak yamaçlarda aranıp dururken bir

okumak için tıklayınız

Hasan Hüseyin Korkmazgil: Dört bir yana haber salsam, Öldü desem inanır mı? (seslendiren: Grup Yorum)

Dört bir yana haber salsam, Öldü desem inanır mı? Dağlar bana geri verin Kadir’imi, Sinan’ımı… Jandarma kurşunu çaldı, Canımı tenimden aldı Nurhak’a abide kaldı Dağlar aldı selamımı… Nurhak sana güneş doğmaz, Uçan kuşlar yuva kurmaz Dökülen kan, yerde kalmaz Soracağız hesabını… Böyle kalır sanma devran, Yola devam eder kervan Öldü Sinan, doğdu Sinan Omuzladı silahını…

okumak için tıklayınız

Sevda Türküsü – Adnan Yücel (seslendiren: Grup Yorum)

SEVDA TÜRKÜSÜ Adın deler dağ başında karları kokun aşar dereleri yarları çiçek çiçek kuşatırsın dalları telli duvak dalları mor salkımlı dalları güneş güneş dalları sevmek demek kavga demek bilirim türkü türkü şiir şiir söylerim senden uzak yaşamayı n’eylerim özlem özlem n’eylerim yasak yasak n’eylerim ayrı ayrı n’eylerim yaprak olur savrulursun yellerde destan olur söylenirsin dillerde

okumak için tıklayınız

Yürek Çağrısı – Adnan Yücel (seslendiren: Grup Yorum)

YÜREK ÇAĞRISI Acılı yağmurlarla düşmüşüm yere Tatlı su göllerine akamıyorum Yüzüm yüreğim deprem dalgası Bu gül kıyımlarına bakamıyorum Her sevi bir türküdür bağrımda Her öfke bir ağıt Ağıtlar kuşatmış dört yanımı Kendi türkülerimi haykıramıyorum Şarkılarla bezeniyor ufuklar Yüreğim patlıyor dağbaşlarında Yüreğim Sancımı duyar mısın yaralarında Kuş seslerinde yas nağmeleri Şarkılar sabır ve çile makamında Mendilimde

okumak için tıklayınız

Mısri Kız – Adnan Yücel (seslendiren: Grup Yorum)

Mısri Kız (Adı Yasak Bir Çiçek)  Adı yasak bir çiçektir dağlarda Arar yurdunu tarihsiz çağlarda Bir ezgi başlatır dünyaya karşı Susar türküsü dumanlı çığlarda   Mısri’nin günü dolmaz Sevdanın izni olmaz Sevdaya yasak koyanın Dünyada yeri olmaz Mısri kız derler dereler taşkını Yollar yorgunu yokuşlar aşkını Direnir düşmana satmaz aşkını Zindanda düşmanı direnç şaşkını Cudi’nin

okumak için tıklayınız