Kırmızı Kahverengi Defter – Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’yı hiç tanımadım; onu şiirlerinden biliyorum. “Kırmızı Kahverengi Defter” adlı kitabındaki biyografisi şöyle yazılmıştır: “1958’de doğdu; yirmi dokuz yıl sonra yeryüzünü terk etmeye karar verdi…” İşte bu kadar kısa, yalın bir biyografisi var onun. Fotoğraflarındaki güzel yüzünü alıp gitmiş bir şair imgesidir Nilgün Marmara. Cüreti, güzelliği ve şiirlerinde en olmadık yerlerde ortaya çıkan illegal

okumak için tıklayınız

Ünlü Ressamların Hayatını Konu Alan 11 Film

1. Frida Yapım: 2002 Film, sanat tarihinin sıradışı insanlarından biri olan Frida Kahlo’nun hayatını anlatıyor. Frida’nın meşhur aşkı, bir kadın düşkünü olan Diego, Frida’ya ‘kendini farklı kadınlarla birlikte olmaktan alıkoyamayacağını, ama özünde sadece O’nu seveceğini’ söylemiş ve Frida tarafından anlayışla karşılanmıştır. Ancak zamanla ilişkileri problemli bir hal almaya başlar. 2. Girl With a Pear Earring Yapım:

okumak için tıklayınız

Adolf Hitler’in Propaganda Afiş ve Pankartları “Führer Size 11,5 Milyon Metreküp Kömür Verdi, Siz de Ona Oyunuzu Verin!”

Milyonlarca insanın ölümüne neden Nazi Almanyasının diktatörü Adolf Hitler ve onun propaganda teknikleri günümüzde hala konuşuluyor. Bu propagandanın en iyi yapıldığı afiş, pankart ve kitaplarlardan öne çıkanlarını derledik. 1. Tek Halk, Tek Devlet, Tek Lider   2. Tek Millet Tek Lider Tek ”Evet” Seçimler için slogan 3. Tek Millet Tek Devlet Tek Lider Büyük Almanya! 4.

okumak için tıklayınız

Türk Edebiyatının Unutulmaz 10 Kadın Roman Karakteri

Türk Edebiyatının Unutulmaz 10 Kadın Roman Karakteri 1. Halide Edip Adıvar (1884 – 1964) – Handan 2. Sevgi Soysal (1936 – 1976) – Tante Rosa 3. Reşat Nuri Güntekin (1889 – 1956) – Çalıkuşu – Feride 4. Mehmet Rauf (1875 – 1931) – Eylül – Suad 5. Halit Ziya Uşaklıgil (1866 – 1945) – Aşk-ı

okumak için tıklayınız

Türk Edebiyatının Unutulmaz 15 Erkek Roman Kahramanı

Türk Edebiyatının Unutulmaz 15 Erkek Roman Kahramanı 1. İnce Memed – Yaşar Kemal – İnce Memed 2. Anayurt Oteli – Yusuf Atılgan – Zebercet 3. Tutunamayanlar – Oğuz Atay – Selim Işık 4. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu – Peyami Safa – Hasta Genç 5. Huzur – Ahmet Hamdi Tanpınar – Mümtaz 6. Murtaza – Orhan Kemal

okumak için tıklayınız

Normal Nefes Almaya Devam Edin – Hakan Bıçakcı

Hakan Bıçakcı, kendine özgü yalın üslubuyla, modern zamanları ve faillerinin dehşetli monotonluklarını anlatıyor. Normal Nefes Almaya Devam Edin, gittikçe karmaşıklaşan öykülerin kitabı. Çarpıp kaçan, derin tesirli, paranoyakça gerçekçi. Bu nedenle yazan çizen insanları da anlamam. Düşüncelerini, anılarını, hikâyelerini arsız bir iştahla yayımlatanları. Herkes onların akıllarından geçenleri okusun, izlesin, etkilensin saplantılarına bir mânâ veremem. Sapık gibi

okumak için tıklayınız

Velhasıl – Ercan Kesal “İnsan kalacağız!”

“‘Geçmiş’, ‘bugün’ dediğimiz şeyin içinde saklı duran bir anılar yumağı. Aynı zamanda gelecekten de kehanetler içeren bir yumak bu. Yaşadığımız her şey, ardımızdan yuvarlanıp birikerek ‘şimdi’yi oluşturduğu için geçip gitmiş; kaybedilmiş bir şey de yok aslında. (…) Zamanın kendine ait bir şiddeti ve gücü var. Hatırladığımızda bize acı ve keder veren şeyler saklı içinde. Ama

okumak için tıklayınız

“Mehmed Uzun”un Hikayesi Başa Mı Döndü?

“Diyarbakır hayatımın şehridir. Berxwedan jiyane (Direnmek Yaşamaktır). Ben buraya ölmeye değil yaşamaya geldim” sözlerinin üzerinden dokuz yıl geçti. Diyarbakır’da doktorlarının gözetiminde 15 ay süresince dolu dolu yaşadı ve 11 Ekim 2007 tarihinde vefat etti. Cenazesi on binlerin katılımıyla Diyarbakır Mardinkapı’daki mezarlığa defnedildi. Tabutunun başında Uzun’un kendi vasiyeti üzerine yaşamı boyunca “baba” diye hitap ettiği ünlü edebiyatçı

okumak için tıklayınız

Mehmed Uzun: Barışa Adanan Bir Hayat

İnsan bir şeyi başkasına aktaramayan bir varlık olsaydı onu anlamlı kılacak başka bir nitelikten bahsetmek zor olurdu. Bu aktarma işini yapan, dolaysıyla bir milleti var eden de dil denen düşüncenin elbisesi ise kuşkusuz bu aktarma da çok önemlidir; çünkü bir halk önce dilde vardır. Biz de biliriz ki bir dil, işlendiği sürece gelişir ve iyi

okumak için tıklayınız

“Mehmed Uzun, Kürt dili için bir tarih” Yaşar Kemal

Bu haftanın kitaplarını Kürt yazarların metinlerine ayırınca, Kürt edebiyatının tarihine değinmek, hiç tanımadığımız bu edebiyatın -hiç değilse- aynı coğrafyada yaşadığımız yazarların elinden çıkan ürünlerine bir göz atmak yerinde olur. Niyetimiz böyle olunca, Mehmed Uzun’un “Kürt Edebiyatına Giriş”i, en önemli, hatta tek başvuru kaynağı olarak çıkıyor karşımıza. Mehmed Uzun, 1953 Siverek doğumlu. 1977 yılından beri İsveç’te

okumak için tıklayınız

Mehmed Uzun Romanlarında Anlatıcılar – Selim Temo

Mehmed Uzun’un romanlarına anlatı kuramı açısından bakıldığında, pek çok özgün ve tanımlanması gereken özellikle karşılaşılır. Kişi kadrosundan anlıklaştırmalara, kullanılan sıfatlardan tekrarlara, terimlerden özel sözlüğe , dönüşümsellikten sözlü kültür ürünleri ve etkisine kadarki geniş alandan bakıldığında, önce her bir kitabın incelenmesi, sonra da bir bütün olarak Uzun’un yapıtının anlamı üzerinde düşünülmesi gerekiyor. Uzun’un anlatı kuramı açısından

okumak için tıklayınız

Tepelere Doğru Didinmek… Elif Şahin Hamidi

Uzun ve yorucu bir günün sonunda, yine soğuk ve yağmurlu bir Eskişehir akşamında, otobüsün buğulu camına başımı dayamış, yurda doğru yol alıyorum. Sol tarafımda oturan iki küçük çocuk dikkatimi çekiyor. Yanılmıyorsam kardeş değiller; iki minik dost gibi görünüyorlar. Biraz daha ufak tefek olanı, koltukta şöyle bir doğrulup, buğulu camlara kocaman “BARIŞ” yazıyor. Küçük dostuyla birlikte

okumak için tıklayınız

Tutuklunun Günlüğü’nden – Attila İlhan

TUTUKLUNUN GÜNLÜĞÜ’NDEN / salı gecesi / kara bir balta buldu akşam vuracak noktayı hücreler doldu bir ıslık en yakın maçka tramvayı kim bırakmış yalnızlığıma bu hüzzâm şarkıyı kimin bu karanlık kimler sürgülemişler kapıyı insan olan bağlar her koptuğu yerden yaşamayı daktilolar camları bulutlu sorgu odalarında didiklemez mi özgürlüğünü sansaryan hanı’nda küflenir suyun bir bakır çalığı

okumak için tıklayınız

Behice Boran’a dair – Sevgi Soysal

” ( … ) Behice Hanım’ın, bütün gücünü en gerekli yere saklamak akıllılığını gösteren sağlıklı kişilerden olduğunu anlıyorum. Hiç hoşa harcamıyor kendini. Gücünü hep kendi seçtiği ve gerekli bulduğu biçimde harcayanlardan; hoş yorgunluklardan titizlikle sakınanlardan. O ilk tutukluluk yazında, gölgeye çektiği iskemlesinde oturuşu geliyor gözümün önüne. Dizlerinin altında lastikle tutturduğu çorapları, terlikleri, durgun ve donuk bakışlarıyla,

okumak için tıklayınız

Ben sana mecburum – Attilâ İlhan (kendi sesinden)

BEN SANA MECBURUM Ben sana mecburum bilemezsin Adını mıh gibi aklımda tutuyorum Büyüdükçe büyüyor gözlerin Ben sana mecburum bilemezsin İçimi seninle ısıtıyorum. Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor Bu şehir o eski İstanbul mudur Karanlıkta bulutlar parçalanıyor Sokak lambaları birden yanıyor Kaldırımlarda yağmur kokusu Ben sana mecburum sen yoksun. Sevmek kimi zaman rezilce korkuludur İnsan bir akşam üstü

okumak için tıklayınız

Behice Boran: Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir.

Kürk Mantolu Madonna, Sabahattin Ali’den alıştığımız ve beklediğimiz çeşitten bir eser değildir. Roman ve hikayelerinde bize kasaba ve köylerimizi tanıtan, içimizdeki Şeytan da İstanbul’a geçmekle beraber yine onda da bize yerli bir mevzuu veren, sözde entelektüel grupların içyüzünü deşen, Kuyucaklı Yusuf’la dilimizin belki en güzel romanını veren muharrir, Kürk Mantolu Madonna’da sadece “bir aşk hikayesi”

okumak için tıklayınız

Mina Urgan’ın anılarında bilinmeyen yönleriyle Behice Boran

Şimdi gene çocukluğumda tanıdığım, Behice Boran’dan söz etmek istiyorum. Behice’nin 10 Ekim 1987’de Brüksel’de öldüğü haberini aldığım sırada Bodrum’daydım. Onu Ağustos 1983’de beş günlüğüne Brüksel’e gittiğimde görmüştüm son kez. Sağlık durumu beni kaygılandırmıştı. Onu daha sonraları görenlerden de, hiç iyi olmadığını, böyle çalışmaya, kendini böyle tüketmeye devam ederse, onu yitirebileceğimizi duymuştum. Bu ölüme göğüs germeye

okumak için tıklayınız

Ayrılık Sevdaya Dahil – Attila İlhan

Ayrılık Sevdaya Dahil açılmış sarmaşık gülleri kokularıyla baygın en görkemli saatinde yıldız alacasının gizli bir yılan gibi yuvalanmış içimde keder uzak bir telefonda ağlayan yağmurlu genç kadın rüzgâr uzak karanlıklara sürmüş yıldızları mor kıvılcımlar geçiyor dağınık yalnızlığımdan onu çok arıyorum onu çok arıyorum heryerinde vücudumun ağır yanık sızıları bir yerlere yıldırım düşüyorum ayrılığımızı hissettiğim an

okumak için tıklayınız

Ben Sana Mecburum – Attilâ İlhan

Attila İlhan’ın 1960 yılında basılan ‘Ben sana mecburum! ‘ kitabının tek teması aşk değil elbette; bu kitapta beş bölümde topladığı şiirlerinde, dönemin siyasi havasını, çalkantılarını, gerilimi, direnişi, başkaldırıyı, imkânsız aşkları ve özgürlük özlemini de dile getirir. Kitap beş bölümden oluşuyor. İdeal düşüncelere sahip insanlar hep “askıda yaşamak”tadır. Hayat onlar için hiç de kolay değildir. Problemleriyle

okumak için tıklayınız