Friedrich Nietzsche: Nereye Yolculuk Etmeli?

Dolaysızca kendini gözlemleme, kendini öğrenmekte çok ileriye götüremez: tarihe gereksiniriz, çünkü geçmiş yüzlerce dalga halinde akar içimize; kendimiz de, her bir anda bu sürekli akıştan neyi duyumsuyorsak oyuzdur, başkası değil. Hatta burada, görünüşte en bize özgü ve en kişisel özümüzün ırmağına girmek istediğimizde bile geçerlidir Herakleitos’un ilkesi: aynı ırmağa iki kez girilmez. – Öyle bir

okumak için tıklayınız

Nietzsche’ye Göre İyi Yazmanın 10 Kuralı

8 Ağustos 1882 ile 24 Ağustos 1882 tarihleri arasında Nietzsche; Lou Andreas-Salomé’ye yazdığı mektuplarda iyi bir yazar olmak için sahip olunması gereken on altın kuralını açıklar. 1. Birinci Öncelik Yaşam’dır; Stiliniz Yaşamalı! 2. Stiliniz İletişime Geçmek İstediğiniz Belirli Bir Kişiye Hitap Etmeli! (Karşılıklı İletişim Yasası) 3. Yazmaya Başlamadan Önce Tam Olarak “Ne Söylemek veya Sergilemek”

okumak için tıklayınız

Nietzsche: “Yaşamı aşağılayanlardır onlar, kuruyup gitmeye yüz tutmuş ve bizzat zehirlenmiştir onlar”

Zerdüşt ormanın kenarındaki en yakın şehre geldiğinde, halkın pazaryerinde toplandığını gördü: çünkü bir ip cambazının gösteri yapacağı duyurulmuştu. Bunun üzerine Zerdüşt şunları söyledi halka: Size Üstinsanı öğretiyorum. İnsan aşılması gereken bir şeydir. Onu aşmak için siz ne yaptınız? Şimdiye dek tüm varlıklar kendilerinden üstün bir şey yarattılar: ama siz bu büyük taşkının cezri olmak ve

okumak için tıklayınız

Nietzsche: Üzerinde durduğumuz buz öyle inceldi ki hepimiz meltem rüzgârının sıcak, tehlikeli nefesini hissediyoruz.

Özgürlük Vaizi “Büyük olmak demek, yön vermek demektir.” “Önümüzdeki Avrupa savaşlarından sonra insanlar beni anlayacaklar.” – son yazılarının tam ortasında yükselir bu peygamberce söz. Çünkü gerçekten de, bu büyük uyarıcının hakiki anlamı, onun tarihsel zorunluluğu ancak yüzyıl dönümündeki dünyamızın gergin, tedirgin ve tehlikeli hali içinden bakıldığında anlaşılır: Her bulut kümesini, her fırtına sezgisini sinirden zihne,

okumak için tıklayınız

Aforizmalar – Friedrich Nietzsche “Neden’i olan, nasıl’a katlanır.”

İnançlar hakikat düşmanları olarak, yalanlardan daha tehlikelidir. * Hoşlanmadığımız bir düşünceyi öne sürdüğü zaman bir düşünürü daha sert eleştiririz. Oysa, bizi pohpohladığında onu daha sert eleştirmek uygun olacaktır. * Sahip olunması zorunlu tek şey var: Ya yaradılıştan ince bir ruhtur bu, ya da bilim ve sanatlar tarafından inceltilmiş bir ruh… * Tüm idealistler, hizmet ettikleri

okumak için tıklayınız

Cemal Süreya: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür”

Kan Thomas Mann’ın faşizm üstüne bir cümlesini anımsıyorum: “Faşizm bir ideoloji değil bir kötülüktür” diyordu. Sanırım, faşizm üstüne söylenmiş en anlamlı sözlerden biri budur. Nedir faşizm? Üstünde en çok birleşilen tanım şu: Proletarya devriminin ortaya çıktığı sıralarda beliren büyük sermaye diktatörlüğü. Şimdiye dek gelip geçmiş siyasal devinimler içinde fotoğrafı en çok çekilmiş olan bu olay

okumak için tıklayınız

Gereksiz İnsan Peçorin – Bir Karakter Analizi

Lermontov’un 1840 yılında yazmış olduğu Zamanımızın Bir Kahramanı, öykünün başkarakteriyle edebiyat dünyasında önemli bir yer edinmiştir. Peçorin, bu kitapta ilk defa detaylı olarak sosyal konum ve psikolojik olarak irdelenmiş karakterdir. Lermontov’un bu keşfi edebiyat dünyasında yepyeni kapılar açmış, Dostoyevski, Tolstoy, Çehov bu kapıdan geçerek roman sanatını bambaşka boyutlara taşımışlardır. Peki, kimdir bu Peçorin, onu farklı

okumak için tıklayınız

Lermontov’un Gerçekçiliğe Katkısı: “Çağımızın Kahramanı” – Ö. Aydın Süer

Mihail Lermontov, 1814-1841 yılları arasında yaşamış, Rusya’da Dekabrist hareketin acımasızca bastırıldığı dönemi izleyen suskunluk ve baskı ortamında, Rus toplumunun çok değişik kesimlerini temsil eden kişilerin yaşam ve düşünce biçimlerini ortaya koymuş bir yazar ve şairdir. Doğa, aşk ve yalnızlık konularını içeren lirik şiirlerinin yanı sıra, toplumsal konulara değinen şiirleriyle de Puşkin?in bir izleyicisidir. Belinskiy için

okumak için tıklayınız

Özgürlüğün Son Hali / Poemalar – Mihail Yuryeviç Lermontov

“Lermontov uzun yaşasaydı, bizler halkın gerçeğini kabullenmiş, belki de halkın acıları için ağıtlar yakan, halkın gerçek savunucusu büyük bir ozana sahip olurduk?” (Dostoyevski, Bir Yazarın Günlüğü’nden) Saraya yakın çevrelerin kışkırtmaları sonucu giriştiği düelloda henüz 27 yaşında hayata veda eden, Rus devrimci romantizminin önde gelen temsilcilerinden Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), Rusya’da çar rejiminin ağır baskı ve

okumak için tıklayınız

Şairin Ölümü – Mihail Yuryeviç Lermontov “Hoş dizeler… Söyleyecek söz yok! Yasaya göre gereği yapılsın.” Çar Nikola I

Rus eleştirmeni Belinski’ye göre: “Lermontov, Puşkin’in mirasçısıdır; üstelik de yeni bir dönemin şairidir.” Şair, öykücü, ve oyun yazarı Mihail Yuryeviç Lermontov (1814-1841), yalnızca yirmi yedi yıl yaşayabilmiş, buna rağmen Çarlık Rusyası’nın hareketli olduğu bir dönemde ve sansürün gölgesi altında bu kısa ömrüne çok önemli şiirler sığdırmıştır. Özellikle yirmi üç yaşındayken yazdığı ve bütün Çarlık Rusyası’nda

okumak için tıklayınız

Lermontov Profil – Kayhan Yükseler

Devrim rüzgarlarının Çarlık Rusyası’nı ve tüm Avrupa’yı savurduğu 19. yüzyılın ikinci çeyreği… Rus edebiyatının kurucusu, devrimci romantizmin öncüsü Puşkin’in ölümünden hemen sonra Mihail Yuryeviç Lermontov adlı genç şair Puşkin’e adadığı “Şairin Ölümü” ile Rus edebiyatında yeni bir sayfa açıyor. Sürgünlerde geçen bir yaşam ve bu kısacık yaşama sığan, zamanının ötesine ulaşan bir yapıt… Kayhan Yükseler’in

okumak için tıklayınız

Zamanımızın Bir Kahramanı – Mihail Yuryeviç Lermontov

“Her kitapta önsöz, hem ilk hem de son şeydir. Ya eserin amacını açıklamak için yazılır, ya da onu haklı göstermek, eleştirmelere cevap vermek için. Ama okurlar, genellikle, ne ahlaki amaçlarla ne de eleştirilerdeki saldırılarla, ilgilenirler; onun için de önsözleri okumazlar. Yazık ki her yerde böyledir bu, özellikle bizim ülkemizde. Halkımız hâlâ öyle toy, öyle saftır

okumak için tıklayınız

Kötülüğün Sıradanlığı: Adolf Hitler her şeyi yasalara uygun olarak yaptı!- Hannah Arendt

Nazi Almanyası’nın Yahudiler konusundaki politikasının belirlenmesinde ve bu konudaki Nazi uygulamalarında etkin rol oynayan bir Alman subay EICHMANN, Pontius Pilatus gibi hissetmesine fırsat veren pek çok durumla karşılaşmış, ama zaman geçtikçe bir şeyler hissetme gereksinimini kaybetmişti. İşler artık böyle yürüyordu, bu toprakların yeni kanunu böyleydi, her şey Führer’in emirlerine dayanıyordu; düşünüyordu da, ne yaptıysa, yasalara

okumak için tıklayınız

Hannah Arendt: Yalan söyleyen, kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.

Totaliter ya da başka türden bir diktatörlüğün hüküm sürmesini olanaklı kılan şey, insanların bilgilendirilmemesidir. Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilir misiniz? Herkes size mütemadiyen yalan söylüyorsa, bunun sonucu, yalanlara inanmanız değil, artık hiç kimsenin hiçbir şeye inanmaması olur. Çünkü yalanlar, doğaları gereği, değiştirilmek zorundadır; yalan söyleyen bir hükümetin de kendi tarihini durmadan yeniden yazması gerekir.

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan – Nilgün Marmara Üstüne Sekiz Soru İki Görüş

1. Nilgün Marmara “korkunç kokular saçan renk cümbüşü içinde çekiciliği kavranamaz çiçekli yolların sürekli kuşkucu yolcusu” mudur sizce? Nereye nasıl ve kimle gittiği belli olmayan bir yolcu mu? 2. Nilgün Marmara’da yaşamla ölüm arasındaki o yerin o noktanın bakışımı günle gece arasındaki diyalogla monolog arasındaki o yer o nokta mıdır? 3. Nilgün Marmara’nın şiirinde dış

okumak için tıklayınız

Ece Ayhan – 128 Nilgün Marmara

Önce Nilgün Marmara’yı herkesinki gibi değil de kendine özgü ve çok değişik morumsu renkte bir giysiyle bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. Ama derslere pek girmeyen ve umutsuzlar merdiveni’nde oturmayı seçen çok tuhaf bir öğrenci; daha doğrusu benzersiz bir öğrenci olarak düşündüğümü söyleyeceğim. Sırası belki önlerdedir ama kendisi en arkalarda bulunmayı sever. Her zaman da sınıfı

okumak için tıklayınız

Ece Temelkuran – Küçük Satırlar (Nilgün Marmara’ya dair)

Kendisini tanımayanlardandır Nilgün Marmara. Kendisini hiçe sayanlardan yok kabul edenlerden görmeyenlerden. Yağmurda yürürken ıslandığını değil küçük su taneciklerinin nasıl toprağın göğsünde masumca öldüğünü düşünenlerdendi. Arabaların gürültüsünü lanetlemek yerine bu gürültüye eşsiz bir sabırla dayanan yeryüzünün sükûnetine hayrandı. Kırılmalarla geçen aşkın sonsuzluğunu düşünürdü. Büyüyemeyenlerdendi hep çocukluk yaşayanlardandı. Az zamanda her zamanı dolduracak kadar yaşamak bir mutluluktur.

okumak için tıklayınız

Yılmaz Odabaşı – “Hayatın Neresinden Dönülse Kârdır” Diyen Marmara’nın Nilgün’ü

Şair intiharlarına övgüler dizilmesine karşı çıkarken, yine de Pavese’nin, “Kendini öldürmek konusunda haklı bir gerekçesi olmayan kimse yoktur” dediğini de unutmayalım. Şairse, ürettiği şiirse eğer, yaşarken olduğu gibi, öldüğünde de şairdir… Demek istediğim, intihar, şair olmayanı şair yapmaz, yapamaz, yapmamıştır da… Nilgün Marmara’yı hiç tanımadım; onu şiirlerinden biliyorum. “Kırmızı Kahverengi Defter” adlı kitabındaki biyografisi şöyle

okumak için tıklayınız

“Dönüp baktığımda bir acı da buluyorum Nilgün’ün yüzünde.” Cemal Süreya

“Nilgün ölmüş. Beşinci kattaki evinin penceresinden kendini aşağı atarak canına kıymış. Ece Ayhan söyledi. Çok değişik bir insandı Zelda. Akşamları belli saatten sonra kişilik, hatta beden değiştiriyor gibi gelirdi bana. Yüzü alarır, bakışlarına çok güzel, ama ürkütücü bir parıltı eklenirdi. Çok da gençti. Sanırım, otuzuna değmemişti daha. Ece ile gergedan için yaptığımız aylık söyleşide ondan

okumak için tıklayınız

Daktiloya Çekilmiş Şiirler – Nilgün Marmara

Nilgün Marmara’nın ölümünden hemen sonra çıkan 1988 yılında yayınlanan “Daktiloya Çekilmiş Şiirler” kitabında yer alan şiirler, Marmara tarafından 1980-1987 yılları arasında kaleme alınmıştır. Everest Yayınevi Nilgün Marmara’nın daktiloya çekilmiş şiirlerinin olduğu dosyada herhangi bir düzeltme yapmayarak, özgün halde bırakarak yayınlamış. *Bizce bu kitabın, Türkçe yazılan şiirde özel bir yeri var. Marmara’nın bu özel ilgisi dolayısıyla,

okumak için tıklayınız